Showing posts with label Vacation days. Show all posts
Showing posts with label Vacation days. Show all posts

Monday, December 03, 2018

Hırsızlık Rüşvet ve Devlet Malını Yemek (Gulûl) Şucunun Hükmü

DEVLET MALINA İHÂNET

Rivayet edildiğine göre Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz
Selmân-ı Fârisî -radiyallahu anh-ı ganimetleri korumakla vazifelendirmişti.
Derken bir kimse gelerek: "Selman! Elbisem yırtık idi. Ganimetten bir iğne iplik alıp onu diktim. Bana günah var mı?" diye sordu.
Selman -radiyallahu anh-: "Her şey miktara göredir." diye cevap verdi.
Bunun üzerine o kimse elbisesinden o ipliği çekip çıkararak, ganimet malının içine kattı.

Devlet malına hıyanet etmek çok büyük bir günahtır. Kişiyi direkt cehenneme götürür.

Devlet malından bir şey çalmak, vazifesini şahsi çıkarı için kullanmak emanete hıyanet etmektir.

"Kim bu hıyanetliği yaparsa, kıyamet gününde hıyanet ettiği şeyle gelir." (Âl-i imrân: 161)

Halbuki bugün öyle insanlar var ki, sırf çalmak için mebus adayı oluyor. Niyeti bu olduğu için mebus olabilmek uğruna milyarları döküyor. Nasıl olsa seçilirsem çok daha fazlasını çıkarırım diye hesap ediyor.

Devlet kasasını aralarında taksim ederler. Allah-u Teâlâ da bereketi kaldırır, ekonomi altüst olur, memlekette büyük sefalet husule gelir. Fakir inler, onlar ise sefa sürerler. Zevk ve sefaları bozulmasın diye, bu iniltiyi duymak bile istemezler. Bu ise doğrudan doğruya ihânettir.

Allah-u Teâlâ'nın ve Resul-i Ekrem'inin yolundan ayrıldıktan sonra, artık onun din-i mübin ile işi kalmaz, vatanperverlik de ondan gider, vatanına ihânet etmekten çekinmez. Nefis putuna tapar, var gücüyle madde ve makama dalar. Bütün fenalıklara yol verir. Çeşitli vasıtalarla zehirini akıtmaya gayret eder. Yeryüzünde fesat çıkarmaktan başka bir çabası yoktur. Sözü yalan, inancı fasid, icraatları kötüdür.

İmanlı, asaletli, doğru insanlara sözümüz yok; ve fakat asaletsiz, vicdansız hırsızlara sözümüz çok.

Daha önce arzettiğimiz gibi Türkiye'deki siyaset:

Sermayesi yalandır ve hemen dolan.

Sen oturma ben oturayım, sen öl ben yaşayayım. Din, iman, vatan... Bunlar mevzu değil. Otur koltuğuna, doldur cebini. Bu ikincilerin durumu budur.

"Nadir bulunur tıynet-i kemalde kusur,

Kem mayeden eyler ne ki eylerse zuhur."

Abdullah bin Abbas -radiyallahu anhümâ- şöyle söylemiştir:

"Bir toplulukta devlet malından hırsızlık (Gulûl) zuhur ederse, Allah o topluluğun kalplerine korku salar.

Bir topluluk içinde zina yayılırsa orada ölümler artar.

Bir topluluk ölçü ve tartılarda hile yaparak miktarı azaltırsa Allah onlardan rızkı keser.

Bir kavmin (mahkemelerinde) haksız yere hükümler verilirse, o kavimde mutlaka kan yaygınlaşır.

Bir kavim sözünden dönüp gadre yer verirse, Allah onlara mutlaka düşmanlarını musallat eder." (Muvatta. Cihad: 26)

Görülüyor ki devlet malının yağmalanması ile başlayan düşüş; zina, ölçü-tartıda hile, adaletsizlik gibi çeşitli safhalardan geçerek sözünden dönme noktasına ulaşmaktadır.

Midelerine haram girince, kalplerini korku sarar ve düşmanlarıyla karşılaşmak istemezler. Düşmanları da onlara galebe çalar. Nitekim görüyorsunuz Amerika ile aramız bozulmasın, harbe girmeyelim, rahatımız bozulmasın! Koltuğumuz sallanmasın. Vatanmış, her gün şehit cenazeleri geliyormuş umurlarında değil.

Ebu Hüreyre -radiyallahu anh-den rivayet edildiğine göre Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle söylemiştir:

"Bir gün Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- aramızda bulunduğu bir sırada ayağa kalkarak hıyaneti andı, onu büyüttü de büyüttü, onun halini de büyüttü. Sonra şöyle buyurdu:

"Sakın sizden birinizi kıyamet günü, boynunda böğürmesi olan bir deve olduğu halde gelerek 'Yâ Resulellah! Beni kurtar!' derken, kendimi de 'Senin için hiçbir şeye mâlik değilim, ben sana tebliğ ettim.' diye cevap verirken bulmayayım.

Sakın sizden birinizi kıyamet günü, boynunda kişneyişi olan bir at olduğu halde gelerek 'Yâ Resulellah! Beni kurtar!' derken, kendimi de 'Senin için hiçbir şeye mâlik değilim, ben sana tebliğ ettim.' diye cevap verirken bulmayayım.

Sakın sizden birinizi kıyamet günü, boynunda meleyişi olan bir koyun olduğu halde gelerek 'Yâ Resulellah! Beni kurtar!' derken, kendimi de 'Senin için hiçbir şeye mâlik değilim, ben sana tebliğ ettim.' diye cevap verirken bulmayayım.

Sakın sizden birinizi kıyamet günü, boynunda çığlığı olan bir kimse olduğu halde gelerek 'Yâ Resulellah! Beni kurtar!' derken, kendimi de 'Senin için hiçbir şeye mâlik değilim, ben sana tebliğ ettim.' diye cevap verirken bulmayayım.

Sakın sizden birinizi kıyamet günü, boynunda dalgalanan elbiseler olduğu halde gelerek 'Yâ Resulellah! Beni kurtar!' derken, kendimi de 'Senin için hiçbir şeye mâlik değilim, ben sana tebliğ ettim.' diye cevap verirken bulmayayım.

Sakın sizden birinizi kıyamet günü, boynunda altın, gümüş olduğu halde gelerek 'Yâ Resulellah! Beni kurtar!' derken, kendimi de 'Senin için hiçbir şeye mâlik değilim, ben sana tebliğ ettim.' diye cevap verirken bulmayayım." (Müslim: 1831)

Bu Hadis-i şerif'ten anlaşılıyor ki, gerek ganimet malından ve gerekse devlet malından çalınıp aşırılan her şey kıyamet gününde hâinlerin boynunda asılı olarak gelecektir.

Resul-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz bir cümle ile ifade edilebilecek bir hususu, aynı kelimelerle ayrı ayrı beyan etmesi hıyanetin vebalini göstermek ve zihinlerde kuvvetle yerleşmesini sağlamak içindir.

Bu iş bu kadar ciddidir. Halbuki bugün öyle şeyler oluyor ki, hırsızlığı ayyuka çıkmış nice eski vekiller, vekil başları, sahiden bir adammış gibi ortalıkta boy gösterir, yeniden aday olur ve seçilmeyi umut eder. Halkı enayi yerine koyar.

Bir de öyle hadiseler var ki, sırf sülale, aşiret yakınlığından, kendi adamımdır diye seçmeye çalışır. "Başa geçsin, çalsın çırpsın belki ben de menfaatlenirim" diye düşünür.

Halk balık otu yutmuş gibi. "Bu daha az çalar" der, gider hırsıza oy verir.

Halbuki zerrenin hesabı var.

"Kim zerre kadar iyilik yapmışsa onun mükâfatını görür.

Kim de zerre kadar kötülük yapmışsa onun cezasını görür." (Zilzâl: 7-8)

Bugün ben çalmıyorum, dürüstüm diyenler bile bakıyorsunuz eşi dostu, partidaşı zengin olmuş. Devlet parasının zerresini hesap etmesi gerekirken, yandaşına peşkeş çekmiş. Yolsuzlukların üzerine gitmeye çalışan birkaç dürüst vekili de bertaraf etmiş. Bunlar olmadı mı? Oldu. Bunlar olmuyor mu? Oluyor.

Başa geçip de eşi-dostu çoluk-çocuğuna devlet malını peşkeş çekmeyen yok gibidir.

Her zaman dediğimiz gibi iyileri tenzih ederiz.

Kalıbına bakarsın, kendisine müslümanların ön safında zanneder. Halbuki cehennem odunu.

Niye? İslâm dinine ihânet etmiş, vatana ihânet etmiş, kâfirle peşkeş anlaşmaları yapmış. Bütün bunlar yetmezmiş gibi devlet malına da riayetsizlik yapıyor.

Bir müslüman bunu yapabilir mi? Yapamaz.

Yapan cehennem kütüğüdür. Münafıktır. Çünkü devletin parası onda emanettir. Seni oraya "koru" diye getirdiler, "çal" diye değil!

Bir aşağıdaki Resulullah Aleyhisselâm'ın hassasiyetine ve ikazlarına bak, bir de bugünkülerin yaptıklarına bak! Kararını ver.

Hazret-i Ömer -radiyallahu anh-den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir:

"Hayber savaşının vukû bulduğu gün Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem-in ashâbından birkaç kişi gelerek 'Filân şehit, filân şehittir!..' dediler. Nihayet bir kişinin yanına vararak 'Bu da şehittir!' dediler. Bunun üzerine Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem-:

"Hayır! Ben onu aşırdığı bir hırka yahut yağmurluktan dolayı cehennemde gördüm." buyurdu. Sonra da:

"Ey Hattab oğlu! Git de: 'Cennete müminlerden başkası giremez.' diye topluluğun içinde nidâ et!' buyurdu. Ben de çıktım ve:

'Dikkat! Cennete müminlerden başkası giremez!' diye nidâ ettim." (Müslim: 114)

Şehitlik dünyada ulaşılabilecek mertebelerin en üstünü olduğu için, Ashâb-ı kiram -radiyallahu anhüm- Hazerâtı savaşlarda şehit olanlara gıpta ederlerdi. Burada, şehit olanları Resulullah Aleyhiselâm'a haber vermelerinin sebebi de bu imrenme duygusudur.

Böyle olduğu halde Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz, şehit olduğu haber verilen kişinin, ganimetten çaldığı bir hırkadan dolayı cehennemde olduğunu bildirmiştir.

Ebu Hüreyre -radiyallahu anh- den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir:

"Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ile birlikte Hayber savaşına çıktık. Allah da bize fethi müyesser kıldı. Ganimet olarak sadece eşya, yiyecek ve giyecek aldık. Sonra Vâdil-kurâ'ya çekildik. Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem-in kölesi gölgeliğe girmek için ayağa kalktı. Bu esnada kendisine bir ok isabet etti, eceli de bundan oldu. Bunun üzerine biz 'Ona şehadet mübarek olsun yâ Resulellah!' dedik.

Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem-:

"Hayır! Muhammed'in nefsi kudret elinde olan Allah'a yemin ederim ki, Hayber'de taksim edilmemiş olan ganimetlerden almış olduğu şu hırka ateş olmuş, onun üzerinde alev alev yanmaktadır." buyurdu.

Herkesi bir korku almıştı. Derken bir kimse bir veya iki adet pabuç tasması getirdi ve 'Yâ Resulellah! Bunu Hayber'de almıştım' dedi.

Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu:

"Ateşten bir pabuç tasması, yahut ateşten iki pabuç tasması!" (Müslim: 115)

Görülüyor ki çalınan şeyler ateş haline getirilerek hıyanet edenlere onlarla azap edilecektir.

Yine görülüyor ki hâin harpte öldürülse bile ona şehit denilemez.

Bir Hadis-i şerif'lerinde ise şöyle buyuruyorlar:

"Kimin ruhu şu üç şeyden uzak olarak bedenini terkederse cennete girer: Kibir, hâinlik ve borç." (Tirmizî - İbn-i Mâce)

Bir Hadis-i şerif'lerinde şöyle buyuruyorlar:

"Allah'a ve ahiret gününe inanan bir kimsenin, müslümanların ganimetinden (devlet malından) olan bir hayvana, zayıf düşürüp de öyle geri verecek şekilde binmesi helâl değildir.

Allah'a ve ahiret gününe inanan bir kimsenin bir elbise eskitip de öyle geri verecek şekilde giymesi helâl değildir." (Ebu Dâvud)

Rivayet edildiğine göre Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz Selmân-ı Fârisî -radiyallahu anh-ı ganimetleri korumakla vazifelendirmişti. Derken bir kimse gelerek: "Selman! Elbisem yırtık idi. Ganimetten bir iğne iplik alıp onu diktim. Bana günah var mı?" diye sordu. Selman -radiyallahu anh-: "Herşey miktara göredir." diye cevap verdi. Bunun üzerine o kimse elbisesinden o ipliği çekip çıkararak, ganimet malının içine kattı.

Yine rivayet edildiğine göre Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz devlet malından iki dirhemlik bir miktarı çalan Eşca'lı sahabenin cenaze namazını kılmamıştır. (İbn-i Hemmâm; el-Musannef)

Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz bir Hadis-i şerif'lerinde:

"İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki gayretleri mideleri, şerefleri servetleri, kıbleleri karıları, dinleri dirhemleri ve dinarları olacak. Onlar mahlûkâtın en şerlileridir ve onların Allah katında hiçbir nasipleri yoktur." buyuruyorlar. (Deylemî)

İşte bunların böyle çok olması memleketin bu felâketlere düşmesine vesile olacak.

Kim fazla çalarsa onların şöhreti var. İşte bu duruma gelen bir milletin âkıbeti de şudur, bu âkıbeti bekleyebilirsiniz.

Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz bir Hadis-i şerif'lerinde buyururlar ki:

"Devlet malı (hazine) belirli çevrelerin menfaati yapıldığı,

Emanet kelepir ve zekât angarya sayıldığı,

İlim dinden başka gaye için tahsil edildiği,

Kişi karısına itaat edip annesine asi olduğu ve dostunu kendisine yaklaştırıp babasını uzaklaştırdığı,

Mescidlerde gürültüler başgösterdiği, fâsık kimsenin kabilenin başına geçtiği ve aşağılık adamın milletin lideri olduğu,

Şerrinden korkulduğu için kişiye ikramda bulunulduğu,

Şarkıcı kadınlar ve çalgı âletleri türediği,

Şaraplar içildiği

Ve bu ümmetin sonunda gelenler evvel gelenleri lânetlediği zaman;

İşte o zaman kızıl bir rüzgâr, zelzele, yere batma, şekil değiştirme, taşlanma ve ipi kopan bir kolyenin tanelerinin birbiri ardı sıra gitmesi gibi birbirini takip eden alâmetler beklesinler." (Tirmizî)

Bundan sonra tasavvura sığmayan harplere hazır olun!

Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime'sinde, kıyamet günü gelmeden önce helâk olmaktan yahut da şiddetli azabın gelip çatmasından kurtulabilecek hiçbir memleket halkının bulunmadığını beyan buyurmaktadır:

"Hiçbir memleket hariç olmamak üzere, biz onu kıyamet gününden önce ya helâk ederiz veya onu şiddetli bir azapla cezalandırırız." (İsrâ: 58)

Bu helâk etme ya tamamen yok etmek veya halkına şiddetli azap etmek suretiyle olur. Nitekim küfür ve fasıklık sebebiyle yeryüzünde zaman zaman nice felâketler baş göstermektedir.

"Bu, kitapta (Levh-i mahfuz'da) yazılıdır." (İsrâ: 58)

Ne zaman olacağı, onu gerektiren sebepler ve nasıl olacağı gibi hususlar açıklanmamış, hiçbir şey bırakmamak kaydıyla Levh-i mahfuz'da yazılmıştır. Bu hüküm kesin olarak yerine getirilecektir.

Hadis-i şerif'te:

"Devlet malı (hazine) belirli çevrelerin menfaati yapıldığı." buyuruluyor.

Devlet malı birkaç şahsın elinde olacak, devlet kasasını, hazinesini aralarında taksim edecekler ve bunu istedikleri gibi kullanacaklar. Kim fazla çalarsa o çok rağbet görecek.

Devleti idare edenler, halka âit malları kendi üzerlerinde toplamaya çalışacaklar, halkın kazancını vergiler vasıtası ile ellerinden alacaklar ve bunu rahatça hem yiyecekler hem de yığacaklar. Kendileri büyük refah içinde yaşayıp halk sıkıntı çekecek.

Bir Hadis-i şerif'te şöyle buyuruluyor:

"Allah bir millete gazap ettiğinde yere batırma ve suret değiştirme azabını vermese de, pahalılık onları ezer. Yağmurlar yağmaz olur. Kötüleri idareyi ele geçirir." (İbn-i Asâkir)

Zâlimin zulmü artacak, mazlum ise inleyecek.

Çünkü onlar Hakk'a yönelmeyecek, halka yönelecek. Her yöneldiği kimse başına kaynar su dökecek. "Yandım!" diyecek, yine ona sokulacak. Niçin? Şaşkın olduğu için.

Balık otu yutmuş ve uyuyor. O da fırsat bulmuş icraatını yapıyor. Her biri koyun postuna bürünmüş kurda benzer. Koyun postuna bürünerek halkın karşısına çıkarlar. Hep yalan söylerler, hiç utanmazlar. Halkı da aptal yerine koyarlar. Makamları yükseldikçe, servetleri çoğaldıkça, isyan ve günahları da artar.

Âyet-i kerime'sinde:

"Halbuki onlar yalnız kendi kendilerini aldatıp hile yaparlar, amma farkında olmazlar." buyuruyor. (En'âm: 123)

Hiç şüphesiz ki bu yaptıklarının vebali kendilerini kuşatacaktır.

Fakat hakikat ehli yine kanaat sebebiyle huzurludur. O, halka hiçbir zaman rağbet etmez. Hazret-i Allah'a ve Resul'üne rağbet eder. Fakat bunlar da pek azdır.

Öyle bir zaman ki rüşvetin ismi hediye olmuş.

Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz Ezd kabilesinden bir zâtı zekât toplamak üzere göndermişti. Bu zâtın vazife dönüşü "Şunlar zekât malı, şunlar da bana verilen hediyelerdir." demesi üzerine Resul-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz minbere çıkarak Allah'a hamd-ü senâdan sonra şöyle buyurdu:

"Gönderdiğim memura ne oluyor ki, 'Bu sizin, bu da bana verilen hediyedir.' diyor. Babasının ya da annesinin evinde otursaydı, ona hediye verilir miydi?

Hayatım kudret elinde olan Allah'a yemin ederim ki, sizden biriniz haksız yere bir şey alırsa; o aldığı deve, sığır veya koyun, omuzuna yükletilmiş olarak Allah'ın huzuruna çıkacaktır."

Sonra Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz koltuk altları görünecek şekilde ellerini kaldırıp üç defa "Yâ Rabb, emrini tebliğ ettim mi?" buyurdu. (Buharî)

Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz'in, memuriyeti şahsi menfaatlere âlet edilmemesi hususunda yaptığı tebliğat son derece etkili olmuştur.

Muaz bin Cebel -radiyallahu anh- der ki:

Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- beni Yemen'e göndermişti. Hareket edip yürüdüğüm zaman arkamdan birini göndererek beni çağırdı.

Yanına varınca:

'Sana niye adam gönderip geri çağırdığımı biliyor musun?' buyurdu ve ilâve etti:

"Benim iznim olmadan hiçbir şey almayacaksın! Zira bu gulûldür (hırsızlıktır). Kim gulûl yaparsa, kıyamet günü aldığı şey ile gelir. İşte bunun için seni çağırdım. Artık işine gidebilirsin." (Tirmizî: 1335)

Abdullah bin Ömer -radiyallahu anhümâ- bir deve satın alarak meraya salmıştı. Deve orada otlayarak hayli beslendi. Hazret-i Ömer -radiyallahu anh- çarşıda gördüğü bu besili devenin kime ait olduğunu sordu. Oğlunun olduğunu öğrenince onu çağırttı. Kendisini dinledikten sonra çok celâllendi.

"Emirül-müminin'in oğlunun devesini güdün, sulayın, besleyin öyle mi? Olmaz böyle şey! Ey Abdullah! Deveyi sat, sermayeni al, fazlasını beytülmâle koy." buyurdu ve öyle de yapıldı.

Bir de bugünkülere ve oğullarına bak!


Sunday, December 02, 2018

İnsanın işinin rast gitmemesinin sebebi nedir

Önce şunu söylemeliyiz ki, bu konuları kesin bir şekilde teşhis edip tedavi reçetesini sunmak elimizden gelmiyor; insan olarak elimizden gelmiyor. "Zira bu terazi bu kadar sıkleti çekmez.”

- Bununla beraber, -iman şuuru ve akli tefekkürle- şunu söylemek mümkündür:

Bir kimsenin başarılı veya başarısız olması, işinin rast gitmesi veya gitmemesi iki açıdan değerlendirilebilir:

Birincisi: Her şeyin dizgini elinde olan Allah’ın takdiri.

İkincisi: İnsanın, birer ilahi kanun olan kâinattaki cari sebepler sistemine riayet edip etmemesi.

- İnsan olarak yaptığımız başarılı işlerin arkasında Allah’ın lütfunun bulunduğuna, başarısız işlerimizin arakasında ise, kendi nefsimizin olduğuna inanacağız.

Bunun anlamı şudur:

Hayrın da şerrin de iyiliğin de kötülüğün de yaratıcısı Allah’tır.

Fakat; her başarının arkasındaki kuvvet, Allah’ın takdirine aittir. Çünkü, başarılı işlerin varlığı bir değil, birçok sebebin tahakkukuna bağlıdır. O sebeplerin tamamına insanın hâkim olması imkânsızdır. O halde söz konusu başarının asıl sahibi, bütün sebeplerin yaratıcısı ve hâkimi olan Allah’tır. Sebepleri yaratan da onları istihdam eden de Odur.

Başarısız olduğumuz konularda ise, insanların rolü büyük önem arz etmektedir. Bu rol biri maddi biri manevi olmak üzere iki şekilde ortaya çıkar:

Maddi rolü: Bizzat kişinin yapması gereken işleri uygun bir şekilde yapmaması, gereken sebepler örgüsüne riayet etmemesi, başarıyı sağlayan şartların rotasında yürümemesi gibi yanlış adımların atılması.

Manevi rolü ise: Allah’ın emir ve yasaklarını çiğnemek suretiyle, Ona karşı yaptığı saygısızlıktır. Bu saygısızlığın dünyadaki cezası, bazen bu tür olumsuzluklarla tahakkuk eder. Bu ceza bazen bir şefkat tokadı, bazen de bir ceza şeklinde gerçekleştirilir.

“Nerede olursanız olun, sağlam kalelerde bile olsanız ölüm sizi yakalar. Başlarına iyi bir şey gelse, 'Bu ALLAH tarafındandır.' derler. Kendilerine bir kötülük dokunsa, 'Bu senin tarafındandır.' derler. De ki, 'Hepsi ALLAH tarafındandır.' Bu topluma ne oluyor ki neredeyse hiçbir söz anlamıyorlar! Sana gelen iyilik Allah'tandır. Başına gelen kötülük ise nefsindendir. Seni insanlara elçi gönderdik; şahit olarak da Allah yeter.” (Nisa, 4/78-79)

mealindeki ayette bu gerçeğin altı çizilmiştir.

- İnsan olarak, Kur'an’ın verdiği bu gibi derslere ciddi kulak vermek durumundayız.

Rahatlamak için, maddi veya manevi yanlışlarımızın ürünü olan başarısızlığımızın faturasını Allah’ın kaderine kesmeyelim.

Bununla beraber, geçmişte kalmış olan kötü durumumuzu hafifletmek için, kaderin rolünü hatırlayıp teselli bulmamız mümkündür.

“Kadere iman eden kederden kurtulur.” (Münavî, Feyzu’l-Kadîr, 3/187)

manasındaki hadis-i şerifte, “geçmişe ait sıkıntılar ile musibetler hakkında” kadere yapışmanın önü açılmıştır.

Ancak, geleceğe ait plan ve programlarda kadere yapışmak, gayri İslami bir kader anlayışıdır.


Monday, September 10, 2018

Muharrem Ayının Önemi ve Fazileti

Muharrem ayının aylar arasında farklı bir yeri var. Çünkü içinde ‘aşure’ gibi önemli bir günü barındırıyor....

Muharrem ayının önemi ve fazileti
Bu kutlu ayda yapılacak ibadetlerin mükâfatı da büyük…

Muharrem, yani hicri yılbaşı. Aslına bakarsanız İslam'dan önce Arabistan'da yaşayan Arapların belli bir takvim ve tarih sistemleri yoktu. Zaman tespiti bazı büyük ve önemli olaylar esas alınarak yapılıyordu. Fakat İslamiyet'in kısa zamanda hızla yayılmasından sonra idari işleri düzenlemede yaşanan aksaklıklarla takvim ihtiyacı doğdu. Özellikle ticarette takvim eksikliğinden kaynaklanan bazı aksaklıklar yaşanıyordu.

Bir defasında Hz. Ömer'e (ra) halifeliği döneminde bir borç senedi getirildi. Alacaklı ile borçlu, senedin tarihi hakkında anlaşmazlığa düşmüşlerdi. Alacaklı, kâğıdın üzerindeki 'Şaban' ayı yazısının bu yıla ait olduğunu söylerken, borçlu gelecek yıla ait olduğunu iddia ediyordu. Yaşanan buna benzer hadiseler üzerine Hz. Ömer danışma kurulunu topladı. Meseleyi onlara anlattı ve bir tarih tespitinin gerekli olduğunu söyledi. Takvim başlangıcı için çeşitli teklifler geldi. Bazıları Efendimiz'in (sas) vefatının tarih başlangıcı olmasını isterken, bazıları da peygamberlik vazifesinin kendisine verildiği günün esas alınmasını teklif etti.

Hicretin tarih başlangıcı olması teklifi ise Hz. Ali'den (ra) gelmişti. Seçenekler gözden geçirildikten sonra oybirliğiyle kabul edilen teklif bu oldu. Bilindiği gibi Hicret, Rebiülevvel ayında gerçekleşmişti. Ancak Araplarda önceden beri Muharrem ayı sene başı olarak kabul edildiğinden, aradaki iki aylık farklılık dikkate alınmadı. Böylece 1 Muharrem 622 tarihi hicri birinci yılın başı oldu…

AŞURE GÜNÜ ORUCU BİR YILIN KEFARETİ

'Allah'ın ayı Muharrem' olarak bilinen Muharrem, İlahi bereket ve ihsanın bollaştığı bir ay. Bu ay, içinde önemli bir günü de barındırıyor. Muharrem'in 10. günü aşure günü olarak biliniyor. Bu kutlu ayın diğerleri arasında ayrı bir yeri olduğu gibi, aşure gününün de diğer günler içinde bereketli bir yeri var. Muharremin ilk on gününün Allah katındaki seçkin yerini ise Fecr Suresi'nin ikinci ayetinde geçen 'On geceye yemin olsun' ifadelerinden anlıyoruz…

Allah Resulü (sas) "Aşure günü peygamberlerin oruç tuttukları bir gündür. Siz de o gün oruç tutunuz." buyurmuştur. Aşure, Yahudilerin de oruç tuttuğu, saygı gösterdiği bir gün. Peygamberimiz (sas), Medine'ye hicret edince Yahudilerin aşure günü oruç tuttuklarını gördü. Nedir bu diye sorduğunda, "Bu büyük, hayırlı bir gündür. Bugün, Allah'ın Musa'yı ve İsrailoğullarını düşmanlarından kurtardığı, Firavun'u ve adamlarını suda boğduğu, Musa'nın da buna şükür olarak oruç tutmuş olduğu bir gün. İşte biz bugün bunun için oruç tutuyoruz." dediler. Bunun üzerine Peygamberimiz, "Ben Musa'ya ve onun orucunu tutmaya, sizden daha yakın, daha layığım." buyurdu.
Peygamberimiz (sas), aşure günü oruç tutmaya hem kendisi devam etti hem de bunu Müslümanlara tavsiye etti ve "Aşure günü orucu bir yılın kefaretidir. Sağ olursam gelecek yıl dokuzuncu gününü de inşaallah oruçlu geçireceğim.

Dokuzuncu ve onuncu günü oruç tutup Yahudilere muhalefet ediniz." buyurdu. Ramazan orucu farz kılınınca aşure günü oruç tutup tutmamakta Müslümanlar serbest bırakıldı. Efendimiz, "Aşure günü Allah'ın günlerinden bir gündür. O gün orucunu tutmak isteyen tutsun, bırakmak isteyen de bıraksın." buyurdu. Muharrem, ileriki dönemde Sevgili Peygamberimiz'in (sas) ciğerparesi Hazreti Hüseyin (ra) Efendimiz'in bu ayda şehid edilmesiyle Müslümanlar için acı bir hatıranın yıldönümü de oldu.

YILI ORUÇLA TAÇLANDIRMAK NE BÜYÜK BEREKET…

"Ramazan ayından sonra en faziletli oruç, Allah'ın ayı olan Muharrem ayında tutulan oruçtur." hadis-i şerifi, bugünlerde tutulan orucun önemini ifade ediyor. Bu hadisin açıklamasını İmam-ı Gazali şöyle yapıyor: "Muharrem ayı hicri senenin başlangıcı. Böyle bir yılı oruç gibi hayırlı bir temele dayandırmak ne güzel olur. Bereketinin devamı daha fazla ümit edilir." Tabii bu özel günde biraz dikkat etmek gerekiyor.

Zira gerek Yahudilere benzememek, gerekse orucu tam aşure gününe denk getirmemek için, Muharrem'in dokuzuncu, onuncu ve on birinci günlerinde oruç tutulması tavsiye ediliyor. Ya da onuncu günün önüne ya da arkasına birer gün eklenmesi gerekiyor. Bugünde oruçtan başka hayır, hasenat ve sadaka gibi güzel âdetler de yaşatılmalı. Herkes, bugünlerin faziletini bildiren hadiseleri hatırlayarak ailesine, akraba ve komşularına ihsanda bulunursa şüphesiz sevabını kat kat alır. Peygamberimiz, müminin aile efradına aşure gününde her zamankinden daha çok (fazla külfete girmeden, aile bütçesini zorlamadan) ikramda bulunmasını tavsiye ediyor. Bir hadiste şöyle buyuruyor: "Her kim aşure gününde ailesine ve ev halkına ikramda bulunursa, Cenab-ı Hak da senenin tamamında onun rızkına bereket ve genişlik ihsan eder."

"HİCRET" BASİT BİR GÖÇ DEĞİLDİR

Prof. Dr. Orhan Çeker (İlahiyatçı): "Hicret'in Efendimiz'in hayatında olduğu gibi, İslam ümmetinin hayatında da önemi büyük. Çünkü İslam inkılâbının bir dönüm noktası olmuştur. Hicret basit bir göç hadisesi değil, İslam'ı kurtarma taktiği ve onu daha geniş kitlelere yayma idealinden kaynaklanmıştı. Hicretle Müslümanların hayatlarının kurtulması İslamiyet'in de kurtulmasına vesile oldu. Yeni bir çevrede, yeni bir dostluk ve kardeşlik muhitinde yeni müminlerle kısa zamanda güçlenme imkânına kavuşuldu. Bu kutlu olayın takvim için başlangıç sayılması Hz. Ömer tarafından uygulandı.

ON PEYGAMBERE ON İKRAM

Bugüne 'aşure' denmesinin sebebi, Muharrem ayının onuncu gününe denk gelmesi. Allah (cc) aşure gününde, on peygamberine on değişik ikram ve ihsanda bulunuyor:
Allah, Hz. Musa'ya bu günde mucize ihsan etmiş, denizi yararak Firavun ile ordusunu sulara gömmüştür.
Cudi Dağı'nın üzerine Hz. Nuh gemisini demirledi.
Balığın karnından Hz. Yunus, bu günde kurtuldu.
Hz. Âdem'in tövbesi kabul edildi.
Hz. İsa, aşure günü dünyaya geldi ve o gün semaya yükseldi.
Kardeşlerinin attığı kuyudan Hz. Yusuf bu günde çıkarıldı.
Hz. Davud'un tövbesi kabul edildi.
Hz. İbrahim'in oğlu Hz. İsmail doğdu.
Hz. Yusuf'un hasretinden dolayı gözleri kapanan Hz. Yakub görmeye başladı.
Hz. Eyyûb, hastalığından o gün şifaya kavuştu.


Monday, August 27, 2018

The Tear of the Roof Cover The Tear of the Saud

Ibn kathir narrates in his book “Al Bidaye Ven Nihaye” :
In the Hijri 644, the cover of the Kaaba was torn down by a severe wind and the Kaaba was revealed with all its nudity and it was the beginning of the collapse of the Abbasid state and it was destroyed in short time.
(Ibn kathir, al-Bidayah Ven Nihayah, c.)17, s. Two hundred eighty nine)

Ibnu'l Hussein Kenasetul in his book of reputation says::
"Some historians point out that the opening of the Kaaba by the wind is a harbinger of the end of the Sultan or the government. This happened in the time of Mansur, and soon Mansur died."


Sunday, June 17, 2018

Süfyanin Çıkış Yeri

SÜFYANİ’NİN ŞAM’DA ÇIKIŞI

Süfyani’nin Şam’ın ortasından çıkacağı

4.48--- Hakim, Ebu Hureyre’den tahric etti, Dedi ki Resullullah (s.a.v.) buyurdu: Şam’ın ortasından, adına Süfyani denilen ve kendisine tabi olanların çoğunun Kelb Kabilesinden olacağı birisi çıkar. O insanları öldürür, hatta kadınların karınlarını deşip çocuklarını katleder. Sonra onunla savaşmak için bir ordu toplanır ve onu öldürür.


Sunday, June 03, 2018

Kabe Baskını ve Cuheyman El-Uteybi

18 yıl kraliyet muhafız alayının komutanlığını yapan Sünni Cuheyman ibn Muhammed ibn Seyf el Oteybi, meşru görmediği bir kurumunda çalışmak istemez ve görevinden ayrılır.

Arabistan'da 18 yıl kraliyet muhafız alayının komutanlığını yapan Sünni Cuheyman ibn Muhammed ibn Seyf el Oteybi, meşru görmediği bir kurumunda çalışmak istemez ve görevinden ayrılır.

Devletin şeraitten çıktığını savunmaktadır. 20 Kasım 1979’da komutasındaki yüzlerce kişi ile Suudi hanedanına karşı bir isyana kalkışır.

Medine İslam Üniversitesinde öğrenime başlar. Hocalarının devlete bağlılığını aşırı bularak derslerinden uzaklaşmaya başlar. Kendi risalelerini kaleme alır. Arkadaşlarıyla alternatif dersler hazırlar.



İran’da o sıralar yeni gerçekleşmiş olan Molla Devrimine benzer bir isyan hareketini başlatmaktır. Esasen 43 yaşındaki Cuheyman, kukla yönetimin İslam’dan saparak küfre yöneldiğini ve Amerika’ya petrol ihracatının durdurulmasını savunmakta. Mehdilik kavramını da unutmadan açıklayalım; Şii inanç dünyasının temel kaidelerindendir. Peygamberimiz Hazreti Muhammed’in torunlarından on ikinci “imam” olduğuna ve günün birinde ortaya çıkarak dünyayı düzenleyeceğine inanılır.

Esasen 43 yaşındaki Cuheyman, kukla yönetimin İslam’dan saparak küfre yöneldiğini ve Amerika’ya petrol ihracatının durdurulmasını savunmakta.

Amerikan yalakalar yönetimi ısrarla “Bunlar dinden çıkmış bir topluluk” olarak açıklamalar yapıyor, Cuheyman ise yönetimi batı kuklası olmakla suçluyordu. Amaçlarını ise özet olarak şu şekilde belirtebiliriz.

Vahabi Amerikan yönetimi ısrarla “Bunlar dinden çıkmış bir topluluk” olarak açıklamalar yapıyor, Cuheyman ise yönetimi batı kuklası olmakla suçluyordu.

1- İthal değerlere son verilerek İslamiyet adaletinin yerleştirilmesi, batıyla ilişkilerin kesilmesi.
2- Babadan oğla kraliyet düzeninin yıkılarak İslam devletinin kurulması, Suud ailesinin yargılanması.
3- Ülkeyi emperyalist ve yabancı firmalara ortak yapanların cezalandırılması.
4- İhracatının durdurulması, petrol üretiminin azaltılarak milli servetin heder edilmemesi…
5- Tüm yabancı askeri uzman ve danışmanların yurt dışı edilmesi, yabancı üslerin kaldırılması…
Güneşli bir kasım sabahında Mekke’deki Kabe Harem-i Şerif’te 100 bin kadar hacı, Şeyh Muhammed b. Sebil’in imamlığında kılınan sabah namazı sırasında esir alınır.

Güneşli bir kasım sabahında Mekke’deki Kabe Harem-i Şerif’te 100 bin kadar hacı, Şeyh Muhammed b. Sebil’in imamlığında kılınan sabah namazı sırasında esir alınır. Eylemciler namazın bitmesini bekler ve “Allahuekber” sesleriyle işgale başlar. Kimi kaynaklara göre 1000 kimilerine göre 500 veya 243 kişi olan gruptan bazıları kapıları kapatırken bir kısmı da güvenlik kuvvetlerini tutuklar ve şehre hakim minareleri işgale başlar. İçeridekiler Zemzem kuyusu etrafını, dışarıdaki gruplar ise Mekke içinde bulunan Ebu Kubays dağına mevzilenir. Çevredeki evlerde de devrimci güçler yerleştirilir.  Cuheyman ibn Muhammed, Harem-i Şerif’i 4 gün boyunca elinde tutan bir grubun Mekke yönetimini de ele alacağı hükmüne dayanarak Harem-i Şerif’i 4 gün elde tutmaya yönelik bir kıyam hareketi başlatmıştır.

Eylemciler namazın bitmesini bekler ve işgale başlar. Kimi kaynaklara göre 1000 kimilerine göre 500 veya 243 kişi olan gruptan bazıları kapıları kapatırken bir kısmı da güvenlik kuvvetlerini tutuklar ve şehre hakim minareleri işgale başlar.

Devrimcilerin tüm hazırlıkları çok önceden başlamış, Kabe’nin altında bulunan eski zamanlardan kalma dehlizlere aylar boyunca gizlice mühimmat ve yiyecek depolanmış, şehre giden uzantıları, Ecyad Kalesi’ne uzanan yeraltı yolları da tutularak baskından sonra güvenlik güçlerinin Haremi-Şerif’e girmeleri imkansız hale getirilmişti. Kimi kaynaklar cenaze namazı kılmak maksadıyla silahların tabut içinde sokulduğu bilgisini verir.

Korkuya kapılan hanedan; polis ve askerlerin silahlarını toplar, afiş dağıtılmasını önlemek için postaya denetleme koyar, sokağa çıkma yasağı uygulanmasına başlar, öğrencilerin devrimcilere katılmaması için okulları kapatır, tüm telefon bağlantıları kesilir – havaalanları kapatılır, yabancılar sınır dışı edilir ve elçilik korumaları arttırılır. Cidde’deki polis müdürlerinden birisi silahlarının alınmasını şöyle yorumlar; “O günlerde, ellerinde bıçaklı bir gurup eşkıya üzerimize saldırsa geri döner kaçardık.”



İçeridekiler Zemzem kuyusu etrafını, dışarıdaki gruplar ise Mekke içinde bulunan Ebu Kubays dağına mevzilenir. Çevredeki evlerde de devrimci güçler yerleştirilir. Cuheyman ibn Muhammed, Harem¬i Şerif’i 4 gün boyunca elinde tutan bir grubun Mekke yönetimini de ele alacağı hükmüne dayanarak Harem¬i Şerif’i 4 gün elde tutmaya yönelik bir kıyam hareketi başlatmıştır.

Eylemcilerin konum ve mevzilerini tespit etmek üzere Kabe üzerinde uçan birkaç tane helikopterle resimler çekilmeye başlandı. Devrimci güçler bu uçaklardan iki tanesini düşürse de bir kısmı atılan zehirli ve kimyasal silahlarla şehit oldu. Kör, sağır ve şehit olan savaşçılardan geride kalanlar ikinci kata indi. İnkılapçılar o ana kadar 3 bine yakın kukla yönetim askerini telef etmişti. Şimdi olduğu gibi o zaman da Amerika’dan medet uman rejim Amerikan komandolarını yerel kıyafetler içinde tankların açtığı gediklerden alana soktu.

Devrimcilerin tüm hazırlıkları çok önceden başlamış, Kabe’nin altında bulunan eski zamanlardan kalma dehlizlere aylar boyunca gizlice mühimmat ve yiyecek depolanmış, şehre giden uzantıları, Ecyad Kalesi’ne uzanan yeraltı yolları da tutularak baskından sonra güvenlik güçlerinin Haremi¬ Şerif’e girmeleri imkansız hale getirilmişti.

Kukla rejiminin yalvarmaları üzerine gelen Amerikan birlikleri daha önceden hiç kullanılmamış uçaklar getirir. Uçakların her birinin havada, belirtilen doğrultuda durabilmelerini sağlayacak şekilde biri önde, diğeri arkada iki adet pervaneleri vardı. Uçaklarda, kimyasal ışınlar ve kullanılması yasak olan zehirli gaz bombaları bulunuyordu.

Kimi kaynaklar cenaze namazı kılmak maksadıyla silahların tabut içinde sokulduğu bilgisini verir. Korkuya kapılan hanedan? polis ve askerlerin silahlarını toplar, afiş dağıtılmasını önlemek için postaya denetleme koyar, sokağa çıkma yasağı uygulanmasına başlar, öğrencilerin devrimcilere katılmaması için okulları kapatır, tüm telefon bağlantıları kesilir – havaalanları kapatılır, yabancılar sınır dışı edilir ve elçilik korumaları arttırılır.

Çarpışmalar o kadar şiddetli olur ki Kabe etrafındaki dağlardan caminin avlusunu görebilenler, tavaf yerinin özellikle, Makam-ı İbrahim ve Hacer-i Esved çevrelerinin cesetlerle dolu olduğunu söyler. Öbeklenmiş cesetlerden çıkan kokular insanı öldürebilecek derecededir. Mekke’deki hastanelerin dolmasından sonra Cidde hastanelerine yaralı nakliyatı yapılır.

Cidde’deki polis müdürlerinden birisi silahlarının alınmasını şöyle yorumlar? “O günlerde, ellerinde bıçaklı bir gurup eşkıya üzerimize saldırsa geri döner kaçardık.” Eylemcilerin konum ve mevzilerini tespit etmek üzere Kabe üzerinde uçan birkaç tane helikopterle resimler çekilmeye başlandı.
Kabe Mescid-i Haram meydanında son bir gaz saldırısı yapılır. 22 günlük savaşta sona gelinmektedir. Yakıcı silahlar yüzden fazla mücahidin şehit olmasına yol açar. Direniş sürmektedir. Enformasyon bakanı Yemani direnişçileri şöyle tarif etmektedir: “Bu isyancılar eşsiz ve son derece yoğun bir direniş gücüne sahipler. İyi nişan alıyorlar ve askerleri hedef ediniyorlar. Bunun için, isyancıları şaşırtmak gayesiyle bazı askerler, askeri üniformalarını çıkarmak zorunda kaldılar.” Ağır silahlarla yapılan saldırı sırasında Mescid-i Haram’ın depolarından dört tanesi tahrip oldu. Kapıları büyük çapta zarar gördü.

Uçakların her birinin havada, belirtilen doğrultuda durabilmelerini sağlayacak şekilde biri önde, diğeri arkada iki adet pervaneleri vardı. Uçaklarda, kimyasal ışınlar ve kullanılması yasak olan zehirli gaz bombaları bulunuyordu.

Suud askerleri ortaya atılarak masum insanların üzerilerine ateş açmaya başladılar. Pakistanlı gazeteci Ziauddin Sardar Suudi hükümetinin Fransızlardan önce CIA ajanlarını ulema fetvasıyla kağıt üzerinde Müslüman yaparak çatışmaya soktuğunu belirtir. Tam 14 asır boyunca Müslüman olmayan hiç kimsenin giremediği Mekke’ye yabancılar girmektedir. Fransız anti-terör timi ise daha sonraları yeraltı tünellerine önce su sonra elektrik verdiği iddiasıyla tanınacaktır.
Pakistanlı gazeteci Ziauddin Sardar Suudi hükümetinin Fransızlardan önce CIA ajanlarını ulema fetvasıyla kağıt üzerinde Müslüman yaparak çatışmaya soktuğunu belirtir. Tam 14 asır boyunca Müslüman olmayan hiç kimsenin giremediği Mekke’ye yabancılar girmektedir. Fransız anti¬terör timi ise daha sonraları yeraltı tünellerine önce su sonra elektrik verdiği iddiasıyla tanınacaktır.

Çatışmalar sonunu Mehdi Kahtani ölür, Cuheyman İbni Muhammed ve devrimci arkadaşları yaralı olarak yakalanır. Cuheyman’ın önce kolları kesilir ve dağlanır, bir gün sonra ise kafası kesilerek idam edilir. 8 Ocak 1980’de 8 vilayette idamlar yapılacak ve yüzlerce kişi asılacaktır. Asılmadan önce mahkumlara işkenceler yapılır, elleri ve ayakları kesilir.

Özetle: Kukla Suud yönetimi, önceleri tifo salgını olarak geçiştirdiği hadiseyi”birkaç kişilik” isyan düzeyine yükseltmiş, devrimciler karşısında başarılı olamayınca da Amerika ve Fransızlardan yardım istemiş.

Batıya göre Kabe baskını tüm zamanların ilk Cihad girişimi olarak tanındı ve El Kaide ve benzeri örgütlere ‘Batı ve onların yozlaşmış Müslüman işbirlikçilerine’ karşı verdikleri savaşta ilham kaynağı oldu. 11 Eylül ile Kabe baskını arasında paralellikler düşünülmeye başlandı.