Showing posts with label Vacation days. Show all posts
Showing posts with label Vacation days. Show all posts

Monday, December 03, 2018

Hırsızlık Rüşvet ve Devlet Malını Yemek (Gulûl) Şucunun Hükmü

DEVLET MALINA İHÂNET

Rivayet edildiğine göre Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz
Selmân-ı Fârisî -radiyallahu anh-ı ganimetleri korumakla vazifelendirmişti.
Derken bir kimse gelerek: "Selman! Elbisem yırtık idi. Ganimetten bir iğne iplik alıp onu diktim. Bana günah var mı?" diye sordu.
Selman -radiyallahu anh-: "Her şey miktara göredir." diye cevap verdi.
Bunun üzerine o kimse elbisesinden o ipliği çekip çıkararak, ganimet malının içine kattı.

Devlet malına hıyanet etmek çok büyük bir günahtır. Kişiyi direkt cehenneme götürür.

Devlet malından bir şey çalmak, vazifesini şahsi çıkarı için kullanmak emanete hıyanet etmektir.

"Kim bu hıyanetliği yaparsa, kıyamet gününde hıyanet ettiği şeyle gelir." (Âl-i imrân: 161)

Halbuki bugün öyle insanlar var ki, sırf çalmak için mebus adayı oluyor. Niyeti bu olduğu için mebus olabilmek uğruna milyarları döküyor. Nasıl olsa seçilirsem çok daha fazlasını çıkarırım diye hesap ediyor.

Devlet kasasını aralarında taksim ederler. Allah-u Teâlâ da bereketi kaldırır, ekonomi altüst olur, memlekette büyük sefalet husule gelir. Fakir inler, onlar ise sefa sürerler. Zevk ve sefaları bozulmasın diye, bu iniltiyi duymak bile istemezler. Bu ise doğrudan doğruya ihânettir.

Allah-u Teâlâ'nın ve Resul-i Ekrem'inin yolundan ayrıldıktan sonra, artık onun din-i mübin ile işi kalmaz, vatanperverlik de ondan gider, vatanına ihânet etmekten çekinmez. Nefis putuna tapar, var gücüyle madde ve makama dalar. Bütün fenalıklara yol verir. Çeşitli vasıtalarla zehirini akıtmaya gayret eder. Yeryüzünde fesat çıkarmaktan başka bir çabası yoktur. Sözü yalan, inancı fasid, icraatları kötüdür.

İmanlı, asaletli, doğru insanlara sözümüz yok; ve fakat asaletsiz, vicdansız hırsızlara sözümüz çok.

Daha önce arzettiğimiz gibi Türkiye'deki siyaset:

Sermayesi yalandır ve hemen dolan.

Sen oturma ben oturayım, sen öl ben yaşayayım. Din, iman, vatan... Bunlar mevzu değil. Otur koltuğuna, doldur cebini. Bu ikincilerin durumu budur.

"Nadir bulunur tıynet-i kemalde kusur,

Kem mayeden eyler ne ki eylerse zuhur."

Abdullah bin Abbas -radiyallahu anhümâ- şöyle söylemiştir:

"Bir toplulukta devlet malından hırsızlık (Gulûl) zuhur ederse, Allah o topluluğun kalplerine korku salar.

Bir topluluk içinde zina yayılırsa orada ölümler artar.

Bir topluluk ölçü ve tartılarda hile yaparak miktarı azaltırsa Allah onlardan rızkı keser.

Bir kavmin (mahkemelerinde) haksız yere hükümler verilirse, o kavimde mutlaka kan yaygınlaşır.

Bir kavim sözünden dönüp gadre yer verirse, Allah onlara mutlaka düşmanlarını musallat eder." (Muvatta. Cihad: 26)

Görülüyor ki devlet malının yağmalanması ile başlayan düşüş; zina, ölçü-tartıda hile, adaletsizlik gibi çeşitli safhalardan geçerek sözünden dönme noktasına ulaşmaktadır.

Midelerine haram girince, kalplerini korku sarar ve düşmanlarıyla karşılaşmak istemezler. Düşmanları da onlara galebe çalar. Nitekim görüyorsunuz Amerika ile aramız bozulmasın, harbe girmeyelim, rahatımız bozulmasın! Koltuğumuz sallanmasın. Vatanmış, her gün şehit cenazeleri geliyormuş umurlarında değil.

Ebu Hüreyre -radiyallahu anh-den rivayet edildiğine göre Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle söylemiştir:

"Bir gün Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- aramızda bulunduğu bir sırada ayağa kalkarak hıyaneti andı, onu büyüttü de büyüttü, onun halini de büyüttü. Sonra şöyle buyurdu:

"Sakın sizden birinizi kıyamet günü, boynunda böğürmesi olan bir deve olduğu halde gelerek 'Yâ Resulellah! Beni kurtar!' derken, kendimi de 'Senin için hiçbir şeye mâlik değilim, ben sana tebliğ ettim.' diye cevap verirken bulmayayım.

Sakın sizden birinizi kıyamet günü, boynunda kişneyişi olan bir at olduğu halde gelerek 'Yâ Resulellah! Beni kurtar!' derken, kendimi de 'Senin için hiçbir şeye mâlik değilim, ben sana tebliğ ettim.' diye cevap verirken bulmayayım.

Sakın sizden birinizi kıyamet günü, boynunda meleyişi olan bir koyun olduğu halde gelerek 'Yâ Resulellah! Beni kurtar!' derken, kendimi de 'Senin için hiçbir şeye mâlik değilim, ben sana tebliğ ettim.' diye cevap verirken bulmayayım.

Sakın sizden birinizi kıyamet günü, boynunda çığlığı olan bir kimse olduğu halde gelerek 'Yâ Resulellah! Beni kurtar!' derken, kendimi de 'Senin için hiçbir şeye mâlik değilim, ben sana tebliğ ettim.' diye cevap verirken bulmayayım.

Sakın sizden birinizi kıyamet günü, boynunda dalgalanan elbiseler olduğu halde gelerek 'Yâ Resulellah! Beni kurtar!' derken, kendimi de 'Senin için hiçbir şeye mâlik değilim, ben sana tebliğ ettim.' diye cevap verirken bulmayayım.

Sakın sizden birinizi kıyamet günü, boynunda altın, gümüş olduğu halde gelerek 'Yâ Resulellah! Beni kurtar!' derken, kendimi de 'Senin için hiçbir şeye mâlik değilim, ben sana tebliğ ettim.' diye cevap verirken bulmayayım." (Müslim: 1831)

Bu Hadis-i şerif'ten anlaşılıyor ki, gerek ganimet malından ve gerekse devlet malından çalınıp aşırılan her şey kıyamet gününde hâinlerin boynunda asılı olarak gelecektir.

Resul-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz bir cümle ile ifade edilebilecek bir hususu, aynı kelimelerle ayrı ayrı beyan etmesi hıyanetin vebalini göstermek ve zihinlerde kuvvetle yerleşmesini sağlamak içindir.

Bu iş bu kadar ciddidir. Halbuki bugün öyle şeyler oluyor ki, hırsızlığı ayyuka çıkmış nice eski vekiller, vekil başları, sahiden bir adammış gibi ortalıkta boy gösterir, yeniden aday olur ve seçilmeyi umut eder. Halkı enayi yerine koyar.

Bir de öyle hadiseler var ki, sırf sülale, aşiret yakınlığından, kendi adamımdır diye seçmeye çalışır. "Başa geçsin, çalsın çırpsın belki ben de menfaatlenirim" diye düşünür.

Halk balık otu yutmuş gibi. "Bu daha az çalar" der, gider hırsıza oy verir.

Halbuki zerrenin hesabı var.

"Kim zerre kadar iyilik yapmışsa onun mükâfatını görür.

Kim de zerre kadar kötülük yapmışsa onun cezasını görür." (Zilzâl: 7-8)

Bugün ben çalmıyorum, dürüstüm diyenler bile bakıyorsunuz eşi dostu, partidaşı zengin olmuş. Devlet parasının zerresini hesap etmesi gerekirken, yandaşına peşkeş çekmiş. Yolsuzlukların üzerine gitmeye çalışan birkaç dürüst vekili de bertaraf etmiş. Bunlar olmadı mı? Oldu. Bunlar olmuyor mu? Oluyor.

Başa geçip de eşi-dostu çoluk-çocuğuna devlet malını peşkeş çekmeyen yok gibidir.

Her zaman dediğimiz gibi iyileri tenzih ederiz.

Kalıbına bakarsın, kendisine müslümanların ön safında zanneder. Halbuki cehennem odunu.

Niye? İslâm dinine ihânet etmiş, vatana ihânet etmiş, kâfirle peşkeş anlaşmaları yapmış. Bütün bunlar yetmezmiş gibi devlet malına da riayetsizlik yapıyor.

Bir müslüman bunu yapabilir mi? Yapamaz.

Yapan cehennem kütüğüdür. Münafıktır. Çünkü devletin parası onda emanettir. Seni oraya "koru" diye getirdiler, "çal" diye değil!

Bir aşağıdaki Resulullah Aleyhisselâm'ın hassasiyetine ve ikazlarına bak, bir de bugünkülerin yaptıklarına bak! Kararını ver.

Hazret-i Ömer -radiyallahu anh-den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir:

"Hayber savaşının vukû bulduğu gün Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem-in ashâbından birkaç kişi gelerek 'Filân şehit, filân şehittir!..' dediler. Nihayet bir kişinin yanına vararak 'Bu da şehittir!' dediler. Bunun üzerine Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem-:

"Hayır! Ben onu aşırdığı bir hırka yahut yağmurluktan dolayı cehennemde gördüm." buyurdu. Sonra da:

"Ey Hattab oğlu! Git de: 'Cennete müminlerden başkası giremez.' diye topluluğun içinde nidâ et!' buyurdu. Ben de çıktım ve:

'Dikkat! Cennete müminlerden başkası giremez!' diye nidâ ettim." (Müslim: 114)

Şehitlik dünyada ulaşılabilecek mertebelerin en üstünü olduğu için, Ashâb-ı kiram -radiyallahu anhüm- Hazerâtı savaşlarda şehit olanlara gıpta ederlerdi. Burada, şehit olanları Resulullah Aleyhiselâm'a haber vermelerinin sebebi de bu imrenme duygusudur.

Böyle olduğu halde Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz, şehit olduğu haber verilen kişinin, ganimetten çaldığı bir hırkadan dolayı cehennemde olduğunu bildirmiştir.

Ebu Hüreyre -radiyallahu anh- den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir:

"Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ile birlikte Hayber savaşına çıktık. Allah da bize fethi müyesser kıldı. Ganimet olarak sadece eşya, yiyecek ve giyecek aldık. Sonra Vâdil-kurâ'ya çekildik. Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem-in kölesi gölgeliğe girmek için ayağa kalktı. Bu esnada kendisine bir ok isabet etti, eceli de bundan oldu. Bunun üzerine biz 'Ona şehadet mübarek olsun yâ Resulellah!' dedik.

Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem-:

"Hayır! Muhammed'in nefsi kudret elinde olan Allah'a yemin ederim ki, Hayber'de taksim edilmemiş olan ganimetlerden almış olduğu şu hırka ateş olmuş, onun üzerinde alev alev yanmaktadır." buyurdu.

Herkesi bir korku almıştı. Derken bir kimse bir veya iki adet pabuç tasması getirdi ve 'Yâ Resulellah! Bunu Hayber'de almıştım' dedi.

Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu:

"Ateşten bir pabuç tasması, yahut ateşten iki pabuç tasması!" (Müslim: 115)

Görülüyor ki çalınan şeyler ateş haline getirilerek hıyanet edenlere onlarla azap edilecektir.

Yine görülüyor ki hâin harpte öldürülse bile ona şehit denilemez.

Bir Hadis-i şerif'lerinde ise şöyle buyuruyorlar:

"Kimin ruhu şu üç şeyden uzak olarak bedenini terkederse cennete girer: Kibir, hâinlik ve borç." (Tirmizî - İbn-i Mâce)

Bir Hadis-i şerif'lerinde şöyle buyuruyorlar:

"Allah'a ve ahiret gününe inanan bir kimsenin, müslümanların ganimetinden (devlet malından) olan bir hayvana, zayıf düşürüp de öyle geri verecek şekilde binmesi helâl değildir.

Allah'a ve ahiret gününe inanan bir kimsenin bir elbise eskitip de öyle geri verecek şekilde giymesi helâl değildir." (Ebu Dâvud)

Rivayet edildiğine göre Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz Selmân-ı Fârisî -radiyallahu anh-ı ganimetleri korumakla vazifelendirmişti. Derken bir kimse gelerek: "Selman! Elbisem yırtık idi. Ganimetten bir iğne iplik alıp onu diktim. Bana günah var mı?" diye sordu. Selman -radiyallahu anh-: "Herşey miktara göredir." diye cevap verdi. Bunun üzerine o kimse elbisesinden o ipliği çekip çıkararak, ganimet malının içine kattı.

Yine rivayet edildiğine göre Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz devlet malından iki dirhemlik bir miktarı çalan Eşca'lı sahabenin cenaze namazını kılmamıştır. (İbn-i Hemmâm; el-Musannef)

Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz bir Hadis-i şerif'lerinde:

"İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki gayretleri mideleri, şerefleri servetleri, kıbleleri karıları, dinleri dirhemleri ve dinarları olacak. Onlar mahlûkâtın en şerlileridir ve onların Allah katında hiçbir nasipleri yoktur." buyuruyorlar. (Deylemî)

İşte bunların böyle çok olması memleketin bu felâketlere düşmesine vesile olacak.

Kim fazla çalarsa onların şöhreti var. İşte bu duruma gelen bir milletin âkıbeti de şudur, bu âkıbeti bekleyebilirsiniz.

Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz bir Hadis-i şerif'lerinde buyururlar ki:

"Devlet malı (hazine) belirli çevrelerin menfaati yapıldığı,

Emanet kelepir ve zekât angarya sayıldığı,

İlim dinden başka gaye için tahsil edildiği,

Kişi karısına itaat edip annesine asi olduğu ve dostunu kendisine yaklaştırıp babasını uzaklaştırdığı,

Mescidlerde gürültüler başgösterdiği, fâsık kimsenin kabilenin başına geçtiği ve aşağılık adamın milletin lideri olduğu,

Şerrinden korkulduğu için kişiye ikramda bulunulduğu,

Şarkıcı kadınlar ve çalgı âletleri türediği,

Şaraplar içildiği

Ve bu ümmetin sonunda gelenler evvel gelenleri lânetlediği zaman;

İşte o zaman kızıl bir rüzgâr, zelzele, yere batma, şekil değiştirme, taşlanma ve ipi kopan bir kolyenin tanelerinin birbiri ardı sıra gitmesi gibi birbirini takip eden alâmetler beklesinler." (Tirmizî)

Bundan sonra tasavvura sığmayan harplere hazır olun!

Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime'sinde, kıyamet günü gelmeden önce helâk olmaktan yahut da şiddetli azabın gelip çatmasından kurtulabilecek hiçbir memleket halkının bulunmadığını beyan buyurmaktadır:

"Hiçbir memleket hariç olmamak üzere, biz onu kıyamet gününden önce ya helâk ederiz veya onu şiddetli bir azapla cezalandırırız." (İsrâ: 58)

Bu helâk etme ya tamamen yok etmek veya halkına şiddetli azap etmek suretiyle olur. Nitekim küfür ve fasıklık sebebiyle yeryüzünde zaman zaman nice felâketler baş göstermektedir.

"Bu, kitapta (Levh-i mahfuz'da) yazılıdır." (İsrâ: 58)

Ne zaman olacağı, onu gerektiren sebepler ve nasıl olacağı gibi hususlar açıklanmamış, hiçbir şey bırakmamak kaydıyla Levh-i mahfuz'da yazılmıştır. Bu hüküm kesin olarak yerine getirilecektir.

Hadis-i şerif'te:

"Devlet malı (hazine) belirli çevrelerin menfaati yapıldığı." buyuruluyor.

Devlet malı birkaç şahsın elinde olacak, devlet kasasını, hazinesini aralarında taksim edecekler ve bunu istedikleri gibi kullanacaklar. Kim fazla çalarsa o çok rağbet görecek.

Devleti idare edenler, halka âit malları kendi üzerlerinde toplamaya çalışacaklar, halkın kazancını vergiler vasıtası ile ellerinden alacaklar ve bunu rahatça hem yiyecekler hem de yığacaklar. Kendileri büyük refah içinde yaşayıp halk sıkıntı çekecek.

Bir Hadis-i şerif'te şöyle buyuruluyor:

"Allah bir millete gazap ettiğinde yere batırma ve suret değiştirme azabını vermese de, pahalılık onları ezer. Yağmurlar yağmaz olur. Kötüleri idareyi ele geçirir." (İbn-i Asâkir)

Zâlimin zulmü artacak, mazlum ise inleyecek.

Çünkü onlar Hakk'a yönelmeyecek, halka yönelecek. Her yöneldiği kimse başına kaynar su dökecek. "Yandım!" diyecek, yine ona sokulacak. Niçin? Şaşkın olduğu için.

Balık otu yutmuş ve uyuyor. O da fırsat bulmuş icraatını yapıyor. Her biri koyun postuna bürünmüş kurda benzer. Koyun postuna bürünerek halkın karşısına çıkarlar. Hep yalan söylerler, hiç utanmazlar. Halkı da aptal yerine koyarlar. Makamları yükseldikçe, servetleri çoğaldıkça, isyan ve günahları da artar.

Âyet-i kerime'sinde:

"Halbuki onlar yalnız kendi kendilerini aldatıp hile yaparlar, amma farkında olmazlar." buyuruyor. (En'âm: 123)

Hiç şüphesiz ki bu yaptıklarının vebali kendilerini kuşatacaktır.

Fakat hakikat ehli yine kanaat sebebiyle huzurludur. O, halka hiçbir zaman rağbet etmez. Hazret-i Allah'a ve Resul'üne rağbet eder. Fakat bunlar da pek azdır.

Öyle bir zaman ki rüşvetin ismi hediye olmuş.

Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz Ezd kabilesinden bir zâtı zekât toplamak üzere göndermişti. Bu zâtın vazife dönüşü "Şunlar zekât malı, şunlar da bana verilen hediyelerdir." demesi üzerine Resul-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz minbere çıkarak Allah'a hamd-ü senâdan sonra şöyle buyurdu:

"Gönderdiğim memura ne oluyor ki, 'Bu sizin, bu da bana verilen hediyedir.' diyor. Babasının ya da annesinin evinde otursaydı, ona hediye verilir miydi?

Hayatım kudret elinde olan Allah'a yemin ederim ki, sizden biriniz haksız yere bir şey alırsa; o aldığı deve, sığır veya koyun, omuzuna yükletilmiş olarak Allah'ın huzuruna çıkacaktır."

Sonra Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz koltuk altları görünecek şekilde ellerini kaldırıp üç defa "Yâ Rabb, emrini tebliğ ettim mi?" buyurdu. (Buharî)

Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz'in, memuriyeti şahsi menfaatlere âlet edilmemesi hususunda yaptığı tebliğat son derece etkili olmuştur.

Muaz bin Cebel -radiyallahu anh- der ki:

Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- beni Yemen'e göndermişti. Hareket edip yürüdüğüm zaman arkamdan birini göndererek beni çağırdı.

Yanına varınca:

'Sana niye adam gönderip geri çağırdığımı biliyor musun?' buyurdu ve ilâve etti:

"Benim iznim olmadan hiçbir şey almayacaksın! Zira bu gulûldür (hırsızlıktır). Kim gulûl yaparsa, kıyamet günü aldığı şey ile gelir. İşte bunun için seni çağırdım. Artık işine gidebilirsin." (Tirmizî: 1335)

Abdullah bin Ömer -radiyallahu anhümâ- bir deve satın alarak meraya salmıştı. Deve orada otlayarak hayli beslendi. Hazret-i Ömer -radiyallahu anh- çarşıda gördüğü bu besili devenin kime ait olduğunu sordu. Oğlunun olduğunu öğrenince onu çağırttı. Kendisini dinledikten sonra çok celâllendi.

"Emirül-müminin'in oğlunun devesini güdün, sulayın, besleyin öyle mi? Olmaz böyle şey! Ey Abdullah! Deveyi sat, sermayeni al, fazlasını beytülmâle koy." buyurdu ve öyle de yapıldı.

Bir de bugünkülere ve oğullarına bak!


Sunday, December 02, 2018

İnsanın işinin rast gitmemesinin sebebi nedir

Önce şunu söylemeliyiz ki, bu konuları kesin bir şekilde teşhis edip tedavi reçetesini sunmak elimizden gelmiyor; insan olarak elimizden gelmiyor. "Zira bu terazi bu kadar sıkleti çekmez.”

- Bununla beraber, -iman şuuru ve akli tefekkürle- şunu söylemek mümkündür:

Bir kimsenin başarılı veya başarısız olması, işinin rast gitmesi veya gitmemesi iki açıdan değerlendirilebilir:

Birincisi: Her şeyin dizgini elinde olan Allah’ın takdiri.

İkincisi: İnsanın, birer ilahi kanun olan kâinattaki cari sebepler sistemine riayet edip etmemesi.

- İnsan olarak yaptığımız başarılı işlerin arkasında Allah’ın lütfunun bulunduğuna, başarısız işlerimizin arakasında ise, kendi nefsimizin olduğuna inanacağız.

Bunun anlamı şudur:

Hayrın da şerrin de iyiliğin de kötülüğün de yaratıcısı Allah’tır.

Fakat; her başarının arkasındaki kuvvet, Allah’ın takdirine aittir. Çünkü, başarılı işlerin varlığı bir değil, birçok sebebin tahakkukuna bağlıdır. O sebeplerin tamamına insanın hâkim olması imkânsızdır. O halde söz konusu başarının asıl sahibi, bütün sebeplerin yaratıcısı ve hâkimi olan Allah’tır. Sebepleri yaratan da onları istihdam eden de Odur.

Başarısız olduğumuz konularda ise, insanların rolü büyük önem arz etmektedir. Bu rol biri maddi biri manevi olmak üzere iki şekilde ortaya çıkar:

Maddi rolü: Bizzat kişinin yapması gereken işleri uygun bir şekilde yapmaması, gereken sebepler örgüsüne riayet etmemesi, başarıyı sağlayan şartların rotasında yürümemesi gibi yanlış adımların atılması.

Manevi rolü ise: Allah’ın emir ve yasaklarını çiğnemek suretiyle, Ona karşı yaptığı saygısızlıktır. Bu saygısızlığın dünyadaki cezası, bazen bu tür olumsuzluklarla tahakkuk eder. Bu ceza bazen bir şefkat tokadı, bazen de bir ceza şeklinde gerçekleştirilir.

“Nerede olursanız olun, sağlam kalelerde bile olsanız ölüm sizi yakalar. Başlarına iyi bir şey gelse, 'Bu ALLAH tarafındandır.' derler. Kendilerine bir kötülük dokunsa, 'Bu senin tarafındandır.' derler. De ki, 'Hepsi ALLAH tarafındandır.' Bu topluma ne oluyor ki neredeyse hiçbir söz anlamıyorlar! Sana gelen iyilik Allah'tandır. Başına gelen kötülük ise nefsindendir. Seni insanlara elçi gönderdik; şahit olarak da Allah yeter.” (Nisa, 4/78-79)

mealindeki ayette bu gerçeğin altı çizilmiştir.

- İnsan olarak, Kur'an’ın verdiği bu gibi derslere ciddi kulak vermek durumundayız.

Rahatlamak için, maddi veya manevi yanlışlarımızın ürünü olan başarısızlığımızın faturasını Allah’ın kaderine kesmeyelim.

Bununla beraber, geçmişte kalmış olan kötü durumumuzu hafifletmek için, kaderin rolünü hatırlayıp teselli bulmamız mümkündür.

“Kadere iman eden kederden kurtulur.” (Münavî, Feyzu’l-Kadîr, 3/187)

manasındaki hadis-i şerifte, “geçmişe ait sıkıntılar ile musibetler hakkında” kadere yapışmanın önü açılmıştır.

Ancak, geleceğe ait plan ve programlarda kadere yapışmak, gayri İslami bir kader anlayışıdır.


Monday, September 10, 2018

Muharrem Ayının Önemi ve Fazileti

Muharrem ayının aylar arasında farklı bir yeri var. Çünkü içinde ‘aşure’ gibi önemli bir günü barındırıyor....

Muharrem ayının önemi ve fazileti
Bu kutlu ayda yapılacak ibadetlerin mükâfatı da büyük…

Muharrem, yani hicri yılbaşı. Aslına bakarsanız İslam'dan önce Arabistan'da yaşayan Arapların belli bir takvim ve tarih sistemleri yoktu. Zaman tespiti bazı büyük ve önemli olaylar esas alınarak yapılıyordu. Fakat İslamiyet'in kısa zamanda hızla yayılmasından sonra idari işleri düzenlemede yaşanan aksaklıklarla takvim ihtiyacı doğdu. Özellikle ticarette takvim eksikliğinden kaynaklanan bazı aksaklıklar yaşanıyordu.

Bir defasında Hz. Ömer'e (ra) halifeliği döneminde bir borç senedi getirildi. Alacaklı ile borçlu, senedin tarihi hakkında anlaşmazlığa düşmüşlerdi. Alacaklı, kâğıdın üzerindeki 'Şaban' ayı yazısının bu yıla ait olduğunu söylerken, borçlu gelecek yıla ait olduğunu iddia ediyordu. Yaşanan buna benzer hadiseler üzerine Hz. Ömer danışma kurulunu topladı. Meseleyi onlara anlattı ve bir tarih tespitinin gerekli olduğunu söyledi. Takvim başlangıcı için çeşitli teklifler geldi. Bazıları Efendimiz'in (sas) vefatının tarih başlangıcı olmasını isterken, bazıları da peygamberlik vazifesinin kendisine verildiği günün esas alınmasını teklif etti.

Hicretin tarih başlangıcı olması teklifi ise Hz. Ali'den (ra) gelmişti. Seçenekler gözden geçirildikten sonra oybirliğiyle kabul edilen teklif bu oldu. Bilindiği gibi Hicret, Rebiülevvel ayında gerçekleşmişti. Ancak Araplarda önceden beri Muharrem ayı sene başı olarak kabul edildiğinden, aradaki iki aylık farklılık dikkate alınmadı. Böylece 1 Muharrem 622 tarihi hicri birinci yılın başı oldu…

AŞURE GÜNÜ ORUCU BİR YILIN KEFARETİ

'Allah'ın ayı Muharrem' olarak bilinen Muharrem, İlahi bereket ve ihsanın bollaştığı bir ay. Bu ay, içinde önemli bir günü de barındırıyor. Muharrem'in 10. günü aşure günü olarak biliniyor. Bu kutlu ayın diğerleri arasında ayrı bir yeri olduğu gibi, aşure gününün de diğer günler içinde bereketli bir yeri var. Muharremin ilk on gününün Allah katındaki seçkin yerini ise Fecr Suresi'nin ikinci ayetinde geçen 'On geceye yemin olsun' ifadelerinden anlıyoruz…

Allah Resulü (sas) "Aşure günü peygamberlerin oruç tuttukları bir gündür. Siz de o gün oruç tutunuz." buyurmuştur. Aşure, Yahudilerin de oruç tuttuğu, saygı gösterdiği bir gün. Peygamberimiz (sas), Medine'ye hicret edince Yahudilerin aşure günü oruç tuttuklarını gördü. Nedir bu diye sorduğunda, "Bu büyük, hayırlı bir gündür. Bugün, Allah'ın Musa'yı ve İsrailoğullarını düşmanlarından kurtardığı, Firavun'u ve adamlarını suda boğduğu, Musa'nın da buna şükür olarak oruç tutmuş olduğu bir gün. İşte biz bugün bunun için oruç tutuyoruz." dediler. Bunun üzerine Peygamberimiz, "Ben Musa'ya ve onun orucunu tutmaya, sizden daha yakın, daha layığım." buyurdu.
Peygamberimiz (sas), aşure günü oruç tutmaya hem kendisi devam etti hem de bunu Müslümanlara tavsiye etti ve "Aşure günü orucu bir yılın kefaretidir. Sağ olursam gelecek yıl dokuzuncu gününü de inşaallah oruçlu geçireceğim.

Dokuzuncu ve onuncu günü oruç tutup Yahudilere muhalefet ediniz." buyurdu. Ramazan orucu farz kılınınca aşure günü oruç tutup tutmamakta Müslümanlar serbest bırakıldı. Efendimiz, "Aşure günü Allah'ın günlerinden bir gündür. O gün orucunu tutmak isteyen tutsun, bırakmak isteyen de bıraksın." buyurdu. Muharrem, ileriki dönemde Sevgili Peygamberimiz'in (sas) ciğerparesi Hazreti Hüseyin (ra) Efendimiz'in bu ayda şehid edilmesiyle Müslümanlar için acı bir hatıranın yıldönümü de oldu.

YILI ORUÇLA TAÇLANDIRMAK NE BÜYÜK BEREKET…

"Ramazan ayından sonra en faziletli oruç, Allah'ın ayı olan Muharrem ayında tutulan oruçtur." hadis-i şerifi, bugünlerde tutulan orucun önemini ifade ediyor. Bu hadisin açıklamasını İmam-ı Gazali şöyle yapıyor: "Muharrem ayı hicri senenin başlangıcı. Böyle bir yılı oruç gibi hayırlı bir temele dayandırmak ne güzel olur. Bereketinin devamı daha fazla ümit edilir." Tabii bu özel günde biraz dikkat etmek gerekiyor.

Zira gerek Yahudilere benzememek, gerekse orucu tam aşure gününe denk getirmemek için, Muharrem'in dokuzuncu, onuncu ve on birinci günlerinde oruç tutulması tavsiye ediliyor. Ya da onuncu günün önüne ya da arkasına birer gün eklenmesi gerekiyor. Bugünde oruçtan başka hayır, hasenat ve sadaka gibi güzel âdetler de yaşatılmalı. Herkes, bugünlerin faziletini bildiren hadiseleri hatırlayarak ailesine, akraba ve komşularına ihsanda bulunursa şüphesiz sevabını kat kat alır. Peygamberimiz, müminin aile efradına aşure gününde her zamankinden daha çok (fazla külfete girmeden, aile bütçesini zorlamadan) ikramda bulunmasını tavsiye ediyor. Bir hadiste şöyle buyuruyor: "Her kim aşure gününde ailesine ve ev halkına ikramda bulunursa, Cenab-ı Hak da senenin tamamında onun rızkına bereket ve genişlik ihsan eder."

"HİCRET" BASİT BİR GÖÇ DEĞİLDİR

Prof. Dr. Orhan Çeker (İlahiyatçı): "Hicret'in Efendimiz'in hayatında olduğu gibi, İslam ümmetinin hayatında da önemi büyük. Çünkü İslam inkılâbının bir dönüm noktası olmuştur. Hicret basit bir göç hadisesi değil, İslam'ı kurtarma taktiği ve onu daha geniş kitlelere yayma idealinden kaynaklanmıştı. Hicretle Müslümanların hayatlarının kurtulması İslamiyet'in de kurtulmasına vesile oldu. Yeni bir çevrede, yeni bir dostluk ve kardeşlik muhitinde yeni müminlerle kısa zamanda güçlenme imkânına kavuşuldu. Bu kutlu olayın takvim için başlangıç sayılması Hz. Ömer tarafından uygulandı.

ON PEYGAMBERE ON İKRAM

Bugüne 'aşure' denmesinin sebebi, Muharrem ayının onuncu gününe denk gelmesi. Allah (cc) aşure gününde, on peygamberine on değişik ikram ve ihsanda bulunuyor:
Allah, Hz. Musa'ya bu günde mucize ihsan etmiş, denizi yararak Firavun ile ordusunu sulara gömmüştür.
Cudi Dağı'nın üzerine Hz. Nuh gemisini demirledi.
Balığın karnından Hz. Yunus, bu günde kurtuldu.
Hz. Âdem'in tövbesi kabul edildi.
Hz. İsa, aşure günü dünyaya geldi ve o gün semaya yükseldi.
Kardeşlerinin attığı kuyudan Hz. Yusuf bu günde çıkarıldı.
Hz. Davud'un tövbesi kabul edildi.
Hz. İbrahim'in oğlu Hz. İsmail doğdu.
Hz. Yusuf'un hasretinden dolayı gözleri kapanan Hz. Yakub görmeye başladı.
Hz. Eyyûb, hastalığından o gün şifaya kavuştu.


Monday, August 27, 2018

The Tear of the Roof Cover The Tear of the Saud

Ibn kathir narrates in his book “Al Bidaye Ven Nihaye” :
In the Hijri 644, the cover of the Kaaba was torn down by a severe wind and the Kaaba was revealed with all its nudity and it was the beginning of the collapse of the Abbasid state and it was destroyed in short time.
(Ibn kathir, al-Bidayah Ven Nihayah, c.)17, s. Two hundred eighty nine)

Ibnu'l Hussein Kenasetul in his book of reputation says::
"Some historians point out that the opening of the Kaaba by the wind is a harbinger of the end of the Sultan or the government. This happened in the time of Mansur, and soon Mansur died."


Sunday, June 17, 2018

Süfyanin Çıkış Yeri

SÜFYANİ’NİN ŞAM’DA ÇIKIŞI

Süfyani’nin Şam’ın ortasından çıkacağı

4.48--- Hakim, Ebu Hureyre’den tahric etti, Dedi ki Resullullah (s.a.v.) buyurdu: Şam’ın ortasından, adına Süfyani denilen ve kendisine tabi olanların çoğunun Kelb Kabilesinden olacağı birisi çıkar. O insanları öldürür, hatta kadınların karınlarını deşip çocuklarını katleder. Sonra onunla savaşmak için bir ordu toplanır ve onu öldürür.


Sunday, June 03, 2018

Kabe Baskını ve Cuheyman El-Uteybi

18 yıl kraliyet muhafız alayının komutanlığını yapan Sünni Cuheyman ibn Muhammed ibn Seyf el Oteybi, meşru görmediği bir kurumunda çalışmak istemez ve görevinden ayrılır.

Arabistan'da 18 yıl kraliyet muhafız alayının komutanlığını yapan Sünni Cuheyman ibn Muhammed ibn Seyf el Oteybi, meşru görmediği bir kurumunda çalışmak istemez ve görevinden ayrılır.

Devletin şeraitten çıktığını savunmaktadır. 20 Kasım 1979’da komutasındaki yüzlerce kişi ile Suudi hanedanına karşı bir isyana kalkışır.

Medine İslam Üniversitesinde öğrenime başlar. Hocalarının devlete bağlılığını aşırı bularak derslerinden uzaklaşmaya başlar. Kendi risalelerini kaleme alır. Arkadaşlarıyla alternatif dersler hazırlar.



İran’da o sıralar yeni gerçekleşmiş olan Molla Devrimine benzer bir isyan hareketini başlatmaktır. Esasen 43 yaşındaki Cuheyman, kukla yönetimin İslam’dan saparak küfre yöneldiğini ve Amerika’ya petrol ihracatının durdurulmasını savunmakta. Mehdilik kavramını da unutmadan açıklayalım; Şii inanç dünyasının temel kaidelerindendir. Peygamberimiz Hazreti Muhammed’in torunlarından on ikinci “imam” olduğuna ve günün birinde ortaya çıkarak dünyayı düzenleyeceğine inanılır.

Esasen 43 yaşındaki Cuheyman, kukla yönetimin İslam’dan saparak küfre yöneldiğini ve Amerika’ya petrol ihracatının durdurulmasını savunmakta.

Amerikan yalakalar yönetimi ısrarla “Bunlar dinden çıkmış bir topluluk” olarak açıklamalar yapıyor, Cuheyman ise yönetimi batı kuklası olmakla suçluyordu. Amaçlarını ise özet olarak şu şekilde belirtebiliriz.

Vahabi Amerikan yönetimi ısrarla “Bunlar dinden çıkmış bir topluluk” olarak açıklamalar yapıyor, Cuheyman ise yönetimi batı kuklası olmakla suçluyordu.

1- İthal değerlere son verilerek İslamiyet adaletinin yerleştirilmesi, batıyla ilişkilerin kesilmesi.
2- Babadan oğla kraliyet düzeninin yıkılarak İslam devletinin kurulması, Suud ailesinin yargılanması.
3- Ülkeyi emperyalist ve yabancı firmalara ortak yapanların cezalandırılması.
4- İhracatının durdurulması, petrol üretiminin azaltılarak milli servetin heder edilmemesi…
5- Tüm yabancı askeri uzman ve danışmanların yurt dışı edilmesi, yabancı üslerin kaldırılması…
Güneşli bir kasım sabahında Mekke’deki Kabe Harem-i Şerif’te 100 bin kadar hacı, Şeyh Muhammed b. Sebil’in imamlığında kılınan sabah namazı sırasında esir alınır.

Güneşli bir kasım sabahında Mekke’deki Kabe Harem-i Şerif’te 100 bin kadar hacı, Şeyh Muhammed b. Sebil’in imamlığında kılınan sabah namazı sırasında esir alınır. Eylemciler namazın bitmesini bekler ve “Allahuekber” sesleriyle işgale başlar. Kimi kaynaklara göre 1000 kimilerine göre 500 veya 243 kişi olan gruptan bazıları kapıları kapatırken bir kısmı da güvenlik kuvvetlerini tutuklar ve şehre hakim minareleri işgale başlar. İçeridekiler Zemzem kuyusu etrafını, dışarıdaki gruplar ise Mekke içinde bulunan Ebu Kubays dağına mevzilenir. Çevredeki evlerde de devrimci güçler yerleştirilir.  Cuheyman ibn Muhammed, Harem-i Şerif’i 4 gün boyunca elinde tutan bir grubun Mekke yönetimini de ele alacağı hükmüne dayanarak Harem-i Şerif’i 4 gün elde tutmaya yönelik bir kıyam hareketi başlatmıştır.

Eylemciler namazın bitmesini bekler ve işgale başlar. Kimi kaynaklara göre 1000 kimilerine göre 500 veya 243 kişi olan gruptan bazıları kapıları kapatırken bir kısmı da güvenlik kuvvetlerini tutuklar ve şehre hakim minareleri işgale başlar.

Devrimcilerin tüm hazırlıkları çok önceden başlamış, Kabe’nin altında bulunan eski zamanlardan kalma dehlizlere aylar boyunca gizlice mühimmat ve yiyecek depolanmış, şehre giden uzantıları, Ecyad Kalesi’ne uzanan yeraltı yolları da tutularak baskından sonra güvenlik güçlerinin Haremi-Şerif’e girmeleri imkansız hale getirilmişti. Kimi kaynaklar cenaze namazı kılmak maksadıyla silahların tabut içinde sokulduğu bilgisini verir.

Korkuya kapılan hanedan; polis ve askerlerin silahlarını toplar, afiş dağıtılmasını önlemek için postaya denetleme koyar, sokağa çıkma yasağı uygulanmasına başlar, öğrencilerin devrimcilere katılmaması için okulları kapatır, tüm telefon bağlantıları kesilir – havaalanları kapatılır, yabancılar sınır dışı edilir ve elçilik korumaları arttırılır. Cidde’deki polis müdürlerinden birisi silahlarının alınmasını şöyle yorumlar; “O günlerde, ellerinde bıçaklı bir gurup eşkıya üzerimize saldırsa geri döner kaçardık.”



İçeridekiler Zemzem kuyusu etrafını, dışarıdaki gruplar ise Mekke içinde bulunan Ebu Kubays dağına mevzilenir. Çevredeki evlerde de devrimci güçler yerleştirilir. Cuheyman ibn Muhammed, Harem¬i Şerif’i 4 gün boyunca elinde tutan bir grubun Mekke yönetimini de ele alacağı hükmüne dayanarak Harem¬i Şerif’i 4 gün elde tutmaya yönelik bir kıyam hareketi başlatmıştır.

Eylemcilerin konum ve mevzilerini tespit etmek üzere Kabe üzerinde uçan birkaç tane helikopterle resimler çekilmeye başlandı. Devrimci güçler bu uçaklardan iki tanesini düşürse de bir kısmı atılan zehirli ve kimyasal silahlarla şehit oldu. Kör, sağır ve şehit olan savaşçılardan geride kalanlar ikinci kata indi. İnkılapçılar o ana kadar 3 bine yakın kukla yönetim askerini telef etmişti. Şimdi olduğu gibi o zaman da Amerika’dan medet uman rejim Amerikan komandolarını yerel kıyafetler içinde tankların açtığı gediklerden alana soktu.

Devrimcilerin tüm hazırlıkları çok önceden başlamış, Kabe’nin altında bulunan eski zamanlardan kalma dehlizlere aylar boyunca gizlice mühimmat ve yiyecek depolanmış, şehre giden uzantıları, Ecyad Kalesi’ne uzanan yeraltı yolları da tutularak baskından sonra güvenlik güçlerinin Haremi¬ Şerif’e girmeleri imkansız hale getirilmişti.

Kukla rejiminin yalvarmaları üzerine gelen Amerikan birlikleri daha önceden hiç kullanılmamış uçaklar getirir. Uçakların her birinin havada, belirtilen doğrultuda durabilmelerini sağlayacak şekilde biri önde, diğeri arkada iki adet pervaneleri vardı. Uçaklarda, kimyasal ışınlar ve kullanılması yasak olan zehirli gaz bombaları bulunuyordu.

Kimi kaynaklar cenaze namazı kılmak maksadıyla silahların tabut içinde sokulduğu bilgisini verir. Korkuya kapılan hanedan? polis ve askerlerin silahlarını toplar, afiş dağıtılmasını önlemek için postaya denetleme koyar, sokağa çıkma yasağı uygulanmasına başlar, öğrencilerin devrimcilere katılmaması için okulları kapatır, tüm telefon bağlantıları kesilir – havaalanları kapatılır, yabancılar sınır dışı edilir ve elçilik korumaları arttırılır.

Çarpışmalar o kadar şiddetli olur ki Kabe etrafındaki dağlardan caminin avlusunu görebilenler, tavaf yerinin özellikle, Makam-ı İbrahim ve Hacer-i Esved çevrelerinin cesetlerle dolu olduğunu söyler. Öbeklenmiş cesetlerden çıkan kokular insanı öldürebilecek derecededir. Mekke’deki hastanelerin dolmasından sonra Cidde hastanelerine yaralı nakliyatı yapılır.

Cidde’deki polis müdürlerinden birisi silahlarının alınmasını şöyle yorumlar? “O günlerde, ellerinde bıçaklı bir gurup eşkıya üzerimize saldırsa geri döner kaçardık.” Eylemcilerin konum ve mevzilerini tespit etmek üzere Kabe üzerinde uçan birkaç tane helikopterle resimler çekilmeye başlandı.
Kabe Mescid-i Haram meydanında son bir gaz saldırısı yapılır. 22 günlük savaşta sona gelinmektedir. Yakıcı silahlar yüzden fazla mücahidin şehit olmasına yol açar. Direniş sürmektedir. Enformasyon bakanı Yemani direnişçileri şöyle tarif etmektedir: “Bu isyancılar eşsiz ve son derece yoğun bir direniş gücüne sahipler. İyi nişan alıyorlar ve askerleri hedef ediniyorlar. Bunun için, isyancıları şaşırtmak gayesiyle bazı askerler, askeri üniformalarını çıkarmak zorunda kaldılar.” Ağır silahlarla yapılan saldırı sırasında Mescid-i Haram’ın depolarından dört tanesi tahrip oldu. Kapıları büyük çapta zarar gördü.

Uçakların her birinin havada, belirtilen doğrultuda durabilmelerini sağlayacak şekilde biri önde, diğeri arkada iki adet pervaneleri vardı. Uçaklarda, kimyasal ışınlar ve kullanılması yasak olan zehirli gaz bombaları bulunuyordu.

Suud askerleri ortaya atılarak masum insanların üzerilerine ateş açmaya başladılar. Pakistanlı gazeteci Ziauddin Sardar Suudi hükümetinin Fransızlardan önce CIA ajanlarını ulema fetvasıyla kağıt üzerinde Müslüman yaparak çatışmaya soktuğunu belirtir. Tam 14 asır boyunca Müslüman olmayan hiç kimsenin giremediği Mekke’ye yabancılar girmektedir. Fransız anti-terör timi ise daha sonraları yeraltı tünellerine önce su sonra elektrik verdiği iddiasıyla tanınacaktır.
Pakistanlı gazeteci Ziauddin Sardar Suudi hükümetinin Fransızlardan önce CIA ajanlarını ulema fetvasıyla kağıt üzerinde Müslüman yaparak çatışmaya soktuğunu belirtir. Tam 14 asır boyunca Müslüman olmayan hiç kimsenin giremediği Mekke’ye yabancılar girmektedir. Fransız anti¬terör timi ise daha sonraları yeraltı tünellerine önce su sonra elektrik verdiği iddiasıyla tanınacaktır.

Çatışmalar sonunu Mehdi Kahtani ölür, Cuheyman İbni Muhammed ve devrimci arkadaşları yaralı olarak yakalanır. Cuheyman’ın önce kolları kesilir ve dağlanır, bir gün sonra ise kafası kesilerek idam edilir. 8 Ocak 1980’de 8 vilayette idamlar yapılacak ve yüzlerce kişi asılacaktır. Asılmadan önce mahkumlara işkenceler yapılır, elleri ve ayakları kesilir.

Özetle: Kukla Suud yönetimi, önceleri tifo salgını olarak geçiştirdiği hadiseyi”birkaç kişilik” isyan düzeyine yükseltmiş, devrimciler karşısında başarılı olamayınca da Amerika ve Fransızlardan yardım istemiş.

Batıya göre Kabe baskını tüm zamanların ilk Cihad girişimi olarak tanındı ve El Kaide ve benzeri örgütlere ‘Batı ve onların yozlaşmış Müslüman işbirlikçilerine’ karşı verdikleri savaşta ilham kaynağı oldu. 11 Eylül ile Kabe baskını arasında paralellikler düşünülmeye başlandı.

Saturday, May 26, 2018

Kutsal Kase (Valensiya Kasesi) Efsanesi Nedir

Kutsal Kase efsanesi Batı Hıristiyanlığında en uzun soluklu efsanelerden biridir. Efsaneye göre Kutsal Kase, Hz. İsa’nın Yahudi ve Romalıların oluşturduğu askeri bir güç tarafından yakalanıp çarmıha gerilerek idam edilmesinden önce Havarileri ile yediği son akşam yemeğinde kullandığı ya da çarmıh esnasında Arimatea’lı Yusuf’un İsa’dan akan kanı doldurduğu ya da her ikisini de kapsayan yani hem İsa’nın son akşam yemeğinde şarap içtiği hem de kanının doldurulduğu kasedir. İsa’nın kanının içinde bulunduğuna inanılan bu Kase efsaneye göre Arimatea’lı Yusuf tarafından asırlardır saklandığı İngiltere’ye götürülmüş ve etrafı boş arazilerle çevrili gizemli bir manastırda iyileşmeyen bir yaradan dolayı acı ve ıstırap çeken gizemli bir kral tarafından korunmaktadır. Bu Kasenin bulunması Kral Arthur’un savaşlarının temel ilgi alanı olmuştur.



Kutsal Kase efsanesi ile ilgili ilk bilgiler Chretien de Troyes’in The Conte del Graal (Kase Efsanesi) adlı romanında bulunmaktadır. Bu romanın ardından 60 yıl içinde (1180-1240) bu efsaneyle ilgili çoğu Fransızca olmak üzere çeşitli Batı dillerinde pek çok roman kaleme alınmıştır. Bu romanlar efsaneyle ilgili aşağı yukarı aynı bilgileri ihtiva etmekteydi. Temelde bunlar ya Kutsal Kase’nin ortaya çıkarılması serüveni ve bu süreçte yaşanan olaylar ya da bizzat Kutsal Kase’nin tarihi ile ilgili bilgiler ihtiva etmektedir.

Kutsal Kase efsanesi 1240’lardan 1800’lü yılların başlarına kadar pek fazla gündemi meşgul etmemiştir. Ancak 19. yüzyılda orta-çağ tarihi ve efsaneleriyle ilgilenen batılı araştırmacılar sayesinde bu efsane tekrar başta romancılar olmak üzere tarihçi ve mitolojiyle ilgilenen araştırmacıların dikkatini çekmeye başlamıştır. Günümüzde ise Dan Brown’un yaklaşık iki yıldır en çok satan romanlar listesinin başında yer alan Da Vinci Şifresi adlı romanı ve Tapınak Şövalyeleri ile ilgili yazılan kitaplarla gündeme taşınan Kutsal Kase efsanesi son günlerde İngiliz şifre uzmanlarının, Staffordshire bölgesindeki küçük bir anıtın üzerinde bulunan esrarengiz yazıttan yola çıkarak İsa’nın ‘Kutsal Kase’sinin yerini belirledikleri ve bu yerinde ülkemiz sınırları içinde olduğunu iddialarıyla yeniden medyanın ilgi konusu olmaya başlamıştır. İşte biz de bu yazımızda bir Dinler Tarihi araştırmacısı olarak Kutsal Kase’nin gerçekte ne olduğu ve bunun ülkemiz sınırları içinde olup olamayacağını kısaca irdelemek istiyoruz.

KUTSAL KASE





Bu bağlamda ilk önce Kutsal Kase’nin mahiyeti ile ilgili yukarıda anlattığımız efsanenin bir an doğru olduğunu yani Kasenin İsa’nın havarileriyle yediği son akşam yemeğinde kullandığı ve çarmıha gerilişi esnasında akan kanının içinde bulunduğu Kase olduğunu varsayalım. Kutsal Kase’nin tarih boyunca çeşitli efsanelere, savaşlara ve bitmek tükenmek bilmeyen sorulara sebebiyet verdiği gerçeğinden hareketle onun basitçe sadece İsa’nın kullandığı ya da kanının içinde bulunduğu bir kadeh olmasının mantıklı olmadığını düşünüyoruz.

Bu nedenle Da Vinci Şifresinde ifade edildiği üzere Kutsal Kase’nin bir kadeh değil, İsa’nın neslini rahminde taşıyan Mecdelli Meryem’in rahmi olduğunu düşünüyoruz. Çünkü başta Roma Katolik Kilisesi ve diğer Hıristiyan Kiliselerinin iddiasının aksine Hz. İsa, Mecdelli Meryem ile evliydi ve muhtemelen bu evlilikten çocuğu vardı. Çünkü İsa’nın bekar olması mümkün değildi. Çünkü o bir Yahudi idi ve dönemindeki Yahudi geleneğine göre evlilik çağına gelmiş bir Yahudi’nin bekar kalması yasaktı. Eğer İsa, bu geleneğe aykırı davranarak evlenmemiş olsaydı İnciller mutlaka bundan bahseder ve normal olmayan bu bekarlığın açıklamasını yaparlardı. [1]

ANTAKYA KASESİ



Nitekim Kutsal Kase ilgili anlatılan bazı efsanelerde İsa, yakalanıp öldürüleceğini anlayınca kendinden sonra öğretisini devam ettirmek için eşi ve neslinin taşıyıcısı olan Mecdelli Meryem’i seçmiş ve ona gerekli talimatları vermişti. Ancak Petrus, bir kadının arkasında ikinci sırada kalmak istemediği için cinsiyet ayırımcılığı yapmış ve Mecdelli Meryem’in İsa ile evli olmadığını, onun gerçekte bir fahişe olduğu tezini yayarak İsa’nın kilisesini kurmak için onu değil kendisini seçtiğini iddia etmiştir. Bunun üzerine Mecdelli Meryem çocuğunu da beraberine alarak Fransa’nın Gaul bölgesine göçmüş ve orada Merovenj sülalesinin kurucusu olmuştur. Dolayısıyla bu efsaneye göre Kutsal Kase, aslında İsa’nın havarileriyle yediği son akşam yemeğinde kullandığı ya da çarmıh esnasında kanının doldurulduğu kadehi değil, Mecdelli Meryem’i yani İsa’nın soylu neslini taşıyan kadını sembolize etmektedir.

GENOVA KASESİ



Eğer Kutsal Kase, İsa’nın soylu neslinin taşıyıcısı olan Mecdelli Meryem’in rahmini temsil eden bir sembol ise o zaman bu sembol Hıristiyanlık tarihinde niçin hep bir sır olarak kalmaya devam etmiştir? Kanaatimizce bu sorunun yanıtını günümüz Hıristiyanlığının mimarı olan Pavlus’un teolojisinde ve Hıristiyanlığın Roma İmparatorluğunun resmi dini olarak kabul edildiği 4. yüzyıldan itibaren yaşanan gelişmelerde aramak gerekir. Burada konumuz bu olmadığı için bu gelişmelerin detayına girmeden sadece şu noktanın altını çizmek istiyoruz.

NANENTOS KASESİ



Kutsal Kase’nin aslında İsa’nın soylu neslinin taşıyıcısı olan Mecdelli Meryem olduğu sırrı, Kilisenin ilan ettiği ilahın aslında ölümlü nesiller dünyaya getirdiğinin fiziksel ispatı oluyordu. Bu da İsa’nın aslında Kilisenin iddia ettiği gibi Kutsal Teslisin ikinci şahsı olan Oğlu Tanrı değil, bir beşer olduğunu kanıtlamaktadır. İsa’nın evli ve çocuk sahibi olması Kilisenin varlığını da sona erdiriyordu. Çünkü Kilise (Roma Katolik Kilisesi) Petrus’a nispetle kurulmuş ve kendini onun halefi olarak görmektedir. İsa’nın neslini sürdürecek çocuğunun olması durumunda onun öğretisini ona kan bağıyla bağlı olanların sürdürmesi söz konusu olacağı için bu durum kendini Tanrının krallığına girmenin ve dolayısıyla da kurtuluşa ermenin yegane yolu olarak gören Kilisenin varlığını tehlikeye sokacaktı. İşte bu tehlikeden dolayı başta Roma Katolik Kilisesi olmak üzere diğer Hıristiyan Kiliseleri devamlı surette Kutsal Kase’nin basitçe İsa’nın kullandığı ve içinde kanının olduğu bir kadeh olduğunu ileri sürerek İsa’nın aslında bir beşer olduğu gerçeğini ima edecek en önemli delili karartmak istemişlerdir.

Kutsal Kase’nin aslında İsa’nın havarileriyle yediği son akşam yemeğinde kullandığı ve içinde kanı olan bir kadeh değil, onun aslında Mecdelli Meryem ile evli olduğu ve bu evlilikten de çocuğu olduğu gerçeğini temsil eden bir sembol olduğu noktasından hareketle kutsal kasenin bir define ya da hazine değil, ancak onlardan çok daha değerli bir gizli bilgi olduğunu söyleyebiliriz. Bu nedenle kasenin peşinde olan define avcılarına bu kasenin kendilerine milyonarca dolar kazandıracak bir antika kadeh değil, Hıristiyanlığın yapı taşı olan İsa’nın aslında Kutsal Teslisin ikinci şahsı olan Oğlu Tanrı değil, bir beşer olduğunu ispat eden bir kanıt olduğunu hatırlatmak istiyoruz.

Dipnotlar
[1] İsa’nın evli olup olmadığıyla ilgili bknz., Mahmut Aydın, “Tanrının Oğlu İsa Evliymiş”, Virgül: Aylık Kitap ve Eleştiri Dergisi, 71, Mart 2004, ss. 49-61.

Süfyani 2019'da Çıkma (Zuhur) İhtimali

Süfyani’nin kimliği ile ilgili İmam Seccad (a.s) şöyle buyurmuştur; O Ebu Süfyan’ın neslindendir.

Üç Ayların Başlangıcı - 08 Mart 2019 Cuma - 1 Receb 1440

SEÇİMLERİN ÖNE ALINMASIYLA BU SÜREÇ BAŞLAMIŞ OLDU

Süfyani Hükümdarlıgı 15 Ay Sürer Buyurur Hadis-i Şeriflerde 15 Ay 2020 Haziran Ayına Tekabul Eder EN DOĞRUSUNU ALLAH BİLİR

Süfyani, Recep Ayı’nda,görünür ve 6 ay içinde suriyeyi işkal eder ve tahta oturur, ancak tahta 9 aydan fazla oturamayacak zira tahta oturur oturmaz yamani (a.s) Ayaklanır ve onu 9 ay sonra tamamen yok eder. Bunu da İmam Sadık (a.s)’dan öğreniyoruz: Süfyani’nin ve Hz yamaninin ayaklanması, bir senede olacak.[1] Ve tekrar başka bir hadisinde de, Süfyani Recep Ayı’nda çıkacak diye buyurur.[2] Çıkışları bir sene olacak ancak zuhurları farklı dır, Süfyani’nin çıkışının ardından, en fazla 9 ay sonrasında, Hz Mehdi zuhur edecek demektir. Ve ayriyeten, başka hadislerde de, Süfyani ayaklandıktan 6 ay sonra Yamani (a.s) çıkacak diye söylenmiştir.

Süfyani saldırısını şamdan başlayacak(Suriye) ve bu konuda bir çok hadiste geçmiştir Hz ali (a.s) bu konu ile ilgili şöyle buyurmuştur Şamdan üç bayrak çıkacak birincisi Ashab, ikincisi abkağ ve üçüncüsü Sufyani dır[3]

İmam Bakır a.s bir rivayetinde şöyle buyurdu: Ey Caber, Şam’da (Suriye) bir fitne çıkacak ki, bu fitneden kurtulma yolları aranacak. Ancak Kaim(Hz Mehdi a.s) gelene kadar asla bulamayacaklar. Gaybet-i Numani s 327

İmam Ali a.s buyurur: Batı ülkeleri Şam’a saldırdığında, büyük ve korkutucu bir savaş çıkararak, Şam’ı işgal edecekler. O zaman kuru bölgede Süfyani’nin çıkışını bekleyin. Gaybet-i Şeyh Tusi Sayfa 461

Kaynak:

[1] ..Numani gaybet,S 376
[2] . Şeyh seduk C 2 S 558
[3] .. Ali kurani moğcemol ahadis emam mehdi C3 s81


Medusa Yılan Başlı Kadının Hikayesi - Medusa Efsanesi Nedir

Medusa, Yunan mitolojisinde gözlerine bakanı taşa çevirdiğine inanılan yılan saçlı, keskin dişli, dişi canavar. Gorgon kardeşlerden tek ölümlü olandır. Bu yüzden insanların kahramanı Perseus tarafından öldürülebilmiştir. Perseus, Graeae’nin ona verdiği ayna ile Medusa’ya bakabilmiş ve böylece kafasını taşa dönüşmeden kesebilmiştir. Bazı kaynaklar ise Hermes’in (Merkür) ona verdiği orak ve Athena’nın verdiği ayna ya da kalkan ile onu öldürdüğünü söyler. Sağ taraftaki kanı zehirlidir sol tarafında panzehiri vardır. Kafasını kestikten sonra Medusa’nın boynundan denize sıçrayan iki damla kandanChrisaor ve Pegasus doğmuştur. Bazı kaynaklarda kafası kesildiğinde Medusa’nın hamile olduğu yazar. İki çocuğun da babası “Deniz Tanrısı Poseidon”dur. Bir diğer kaynak ise Medusa’nın boynundan fışkıran her bir kan damlasının yılanlara dönüştüğünü söylemektedir.

Perseus, Medusa’nın kafasını kestikten sonra onu, taşa çevirme laneti ile, bir süreliğine silah olarak kullanmıştır. Eve, annesinin bulunduğu adaya döndüğünde, annesinin kralla zorla evlendirilmeye çalışıldığını görür ve ona “Anne, gözlerini kapat der.” Medusa’nın kafasını havaya kaldırır. Onu gören herkes lanetten ötürü bir anda taşa dönüşür.

Daha sonra ise Perseus Medusa’nın kafasını Athena’ya verir ve Athena’da onu kalkanına yerleştirir. Başka bir kaynağa göre ise Perseus Medusa’nın kafasını Argos’taki pazar yerine gömmüştür.

Aslında Medusa’nın kafasındaki yılanlar Athena’nın lanetidir. Medusa çok güzel bir kızdır ve altın sarısı saçları Poseidon’u cezbeder. Poseidon, Athena’nın bir tapınağında Medusa ile birlikte olur ve Athena buna karşılık Medusa’nın saçlarını yılanlara dönüştürür. Ve onu lanetler . Laneti ise ”ona kim bakarsa taşa dönüşsün” şeklinde olur . Klasik mitolojide Medusa



Kainatın, Tanrılar tarafından bölüşüldüğü çağlarda, Medusa adında güzelliğiyle herkesi kıskandıran, aynı zamanda bütün tanrıları kendisine aşık eden bir kız yaşarmış. Medusa o kadar güzel bir kızmış ki yeryüzünde güzelliğiyle ona rakip olabilecek başka bir kadın bulmak mümkün değilmiş. Bu yüzden derlermiş ki; yeryüzünde bütün kadınlar bu güzelliği yüzünden Medusa’yı kıskanırmış. İşte bu güzel Medusa kendisini Tanrılara adamış ve iki kız kardeşi ile birlikte baş Tanrı Zeus’un en sevdiği kızı zekâ Tanrıçası Athena’ya ait bir tapınakta yaşarmış. Phorkus ve Keto’nun kızları olan bu üç kız kardeşten Medusa’nın haricinde diğer ikisi ölümsüzmüş. Kendi tapınağında yaşayan bu güzel kızı gören Athena da kızın güzelliğinden etkilenmiş ama kendisini daha güzel ve çok daha zeki bulduğu için de pek fazla önemsememiş. Athena, Baştanrı Zeus’un kardeşi olan denizlerin efendisi büyük Poseidon ile birlikteymiş.

Güçlü ve ölümsüz, büyük Tanrı Poseidon da karısı Athena’nın tapınağında yaşayan bu güzeller güzeli kızın farkındaymış ama Tanrılar katında bir ölümlüye aşık olduğu için küçümsenmekten korktuğu için de gizliyormuş ona olan ilgisini. Bir gün Athena her şeyi bilen baş Tanrı Zeus’un izniyle öğrenmiş Poseidon’un, Medusa’ya karşı ilgisini. Poseidon bunu şiddetle reddetmiş ve Tanrıça Athena’ya da yeryüzü ve gökyüzünde ondan daha güzel ve alımlı hiçbir canlının olmadığı üzerine yeminler etmiş. Athena da Poseidon’un bu söylediklerine inanarak olayı çok fazla büyütmemiş.Poseidon Athena’ya öyle demiş demesine ancak yine de bir türlü çıkaramıyormuş aklından dünyalar güzeli Medusa’yı.



Medusa tutkusu yüzünden Poseidon aklını kaçıracak gibi oluyormuş. Sonunda denizlerin büyük tanrısı bu tutkusuna yenik düşmüş ve bir gün gizlice girdiği sevgilisi Athena’nın tapınağında, güzeller güzeli Medusa’ya zorla sahip olmuş. Dünyalar güzeli Medusa harap bir halde tapınakta kalmaya devam ediyormuş ama bu olayı Athena’nın duyması da fazla zaman almamış. Athena, güçlü Poseidon’un bu yaptığı karşısında kendisini aşağılanmış hissetmiş. Bu hissi önce derin bir kıskançlığa, sonra da büyük bir sinire dönüşmüş. Öyle hiddetlenmiş,öyle hiddetlenmiş ki Medusa’yı çok acı bir şekilde cezalandırmaya karar vermiş ve kendi kendine demiş ki “Öyle birden öldürmeyeceğim onu ve kardeşlerini, onlara da önce büyük acılar çektirmeliyim.Tıpkı benim çektiğim gibi.”Ve bu sinirle Medusa ve kız kardeşlerini birer ifrite çevirivermiş. Dünyalar güzeli Medusa ve kız kardeşlerinin artık yüzleri o kadar çirkinmiş ki kimse bakmaya tahammül bile edemiyormuş.

Medusa’nın gören herkesi bir mecnuna çeviren, en ufak bir yelde bile bütün telleri havalanan o güzelim saçlarının her bir teli bir yılana dönüşmüş. Bununla da yatışmayan Athena’nın siniri Medusa’ya yine de bakmaya çalışan herkesi o bakışların taşa çevirmesini sağlamış ve o da bunun üzerine dünyanın en kuzeyindeki Hyperborea’ya sürülmüş. Gel zaman git zaman Athena bu cezayla da yetinmemiş ve Medusa’yı öldürmek için Argos Kralı Akrisios’un kızı Danae’nin, Zeus’tan olma oğlu Perseus’la yani üvey kardeşiyle işbirliği yaparak Medusa’nın kafasını kesmeye karar vermiş.Perseus üvey kız kardeşinin bu isteğini hemen yerine getirerek ışıltılar saçıp insanların gözlerini kamaştıran keskin kılıcını savurduğu gibi zavallı Medusa’nın yılan saçlı kafasını bedeninden ayırıvermiş.

Ancak Athena’nın bilmediği bir şey varmış. Güzel Medusa, Poseidon’un kendisine zorla sahip olduğu gece denizlerin kudretli Tanrısından hamile kalmış. Perseus’un gözleri kamaştıran kılıcı Medusa’nın kafasını bedeninden ayırdığı anda Poseidon’un Medusa’nın rahmine bıraktığı çocukları Pegasus ve Chrsyar, Medusa’nın cansız bedeninden dışarı çıkıvermişler.Athena, denizler tanrısı Poseidon’dan olma bu iki kardeşi kendisine köle yapmaya karar vermiş. Kardeşlerden Chrsyar’ın iyi bir savaşçı olacağını düşünen Athena onu kendisine, kanatlı beyaz bir at olarak doğan Pegasus’u da Korinthos şehrinin kralı Glaukos’un oğlu Bellerophone’e vermiş. Pegasus’u ona vermesinin nedeni de Bellerophone’nin ağzından ateşler saçan, aslan başlı, keçi gövdeli ve yılan kuyruklu Khmimaira adında bir canavarla savaşmaya gidecek olmasıymış. Athena, uzun zamandır bu canavarla savaşmak için yardım isteyen Bellerophone’a Pegasus’u vererek yardım çağrılarına da kayıtsız kalmadığını göstermiş böylece.

Athena “Pegasus, Bellerophone için bu savaşta oldukça işi yarar, ne de olsa denizler Tanrısı güçlü Poseidon’un oğlu” diye düşünmüş. Bellerophone, Pegasus’u iyi bir savaşçı olarak eğitmiş ve çok güzel bir dostluk kurulmuş aralarında. Zamanı gelince de Bellerophone kanatlı atı Pegasus’a binerek Khimaira ile savaşmaya gitmiş. Pegasus canavarın ağzından fışkırttığı alevlerin kendilerine ulaşamayacağı bir yüksekliğe çıkmış. Bellerophone da canavara havadan oklarıyla saldırmış. Kurşun ve demir karışımı oklarının birbiri ardına fırlatmış korkunç canavara. Canavar yaralanıyormuş ama bu yaraları hiç de ölümcül değilmiş. En sonunda elinde tuttuğu, Tanrıların onu kutsadığı mızrağını kaldırmış ve canavar Khimaira’nın en zayıf yerine, yani tam çenesine saplamış. Canavar Khimaira’nın ağzından fışkırttığı alevler mızrağın kurşun ucunu hemen eritmiş. Eritince de kurşun canavarın boğazından içine doğru akmış ve canavar oracıkta ölüvermiş. Bellerophone canavarın cansız bedenine gururla bakmış. Yakın dostu büyük ve güçlü Tanrı Poseidon’un oğlu Pegasus’la birlikteyken yenemeyeceği hiçbir düşman olamayacağını düşünmüş. Bellerophone bu büyük zaferinin sarhoşluğu içinde kendinden geçmiş ve artık kendisini de bir Tanrı olarak görmeye başlamış. Yerinin de Tanrıların yaşadığı Olympos Dağı’nın zirvesi olduğunu düşünerek oraya doğru yola çıkmış.



O sırada Olympos’taki tahtında olup biteni izleyen Tanrıların Tanrısı Zeus, Olympos’a doğru kanatlı atıyla gelen Bellerophone’u görünce çok sinirlenmiş. Hemen bir atsineğini göndererek Pegasus’u ısırmasını emretmiş. At sineği Baştanrıdan aldığı emirle birlikte hızla Bellerophone ve Pegasus’un yanına gitmiş ve Pegasus’u ısırmış. At sineğinin ısırmasıyla canı çok yanan Pegasus gökyüzünün engin mavilerinin ortasında çırpınınca sırtındaki Bellerophone’u da atıvermiş. Böylece Bellerophone tanrılara karşı işlediği bu büyük günahının cezasını ölene kadar insanların ondan iğreneceği bir şekilde çirkin, kör, sakat olarak geçirmeye mahkûm olmuş. Pegasus ise yükselmeye devam etmiş. Sonunda Olympos’un tepesine varmış. Zeus buraya kadar gelebilen bu kanatlı beyaz atı çok sevmiş ve kendisinin silahlarını taşıyan bir hizmetkâr olarak yanında görevlenmiş…

Üçü de Gorgon ve kardeş olan Medusa, Stheno ve Euryale, antik deniz tanrıçası olan ve kardeşi archaic dünyada yeraltı canavarı olanPhorcys’in kızlarıydı.Stheno, Euryale ve medusa, Phorcys tarafından yay ve ok ile kutsanmışlardı.Yaylar yeraltına aitti ve lanet getirdiklerine inanılmıştı.Medusa ölümlü olup güzelliğinden dolayı lanetlendiğinde yayını onu lanetleyenlerden intikam almak ve eski güzelliğine sahip olabilmek için kullanacaktı. Medusanın lanetlendikten sonra yılanlardan ok yaptığına inanılır. Bakışları taşa çevirirken oklarıda hedefi yok ederdi.Medusa yayı sağ eliyle tutarsa lanet getirir sol eliyle tutarsa bakışları ile taşa çevirirdi.

Saturday, February 24, 2018

Bekir Hazar Guta ve Hz.Mehdi Zuhuru

Ahmed Ziyâüddin Gümüşhanevî Hazretleri’nin hazırladığı Ramuz el-Ehadis isimli hadis mecmuasından alınan, Şam (Suriye) ile ilgili hadisi şerifleri derlerdik.

Derlediğimiz hadislerden Şam’ın (Suriye) İslam Dünyası açısından son derece önemli olduğu ve kıyamet ile ilgili olayların önemli bir bölümünün burada meydana geleceği görülmektedir.

Ramuz el-Ehadis'te Geçen Suriye (Şam) İle İlgili Hadisler:

Ne mutlu Şam'a. Zira Allah-u Zülcelâl Hazretlerinin melekleri Şam üzerine Kanatlarını germiş bulunur. Ravi: Hz Zeyd İbn-i Sabit (R.A.)

Melhameler vuku bulduğunda Allah-u Teâlâ Şam cihetinden "Mevâlî" kabilesinden bir gurubu gönderir ki onlar Arab'ın en iyi ata binenleri ve silâhlı olanlarıdır. Allah, onlar sebebiyle bu dini kuvvetlendirir. Ravi: Hz. Ebu Hüreyre (R.A.)

İnsanlar için üç temerküz noktası vardır: Antakya Amik'inde olan Melhame-i Kübra’da toplanma merkezi Şam olur. Deccal vakasında merkezleri Kudüs, Ye'cüc hadisesinde Tûr-u Sina. Ravi: Hz. Hüseyin (R.A.)

Zira orası Melhamelerde müslümanların toplandığı yerdir. Onun karargâhı da "Guta" denilen yer olacaktır. Ravi: Sahabelerin bazılarından

Melhame-i Kübra gününde müslümanların merkezi Şam şehrinde "Guta" denilen yerdedir. O gün müslümanların menzillerinin en hayırlısı orasıdır. Ravi: Hz. Ebud Derda (R.A.)

Şam ehli helak olduğunda, ümmetimde hayır kalmaz. Bununla beraber Deccal ile savaş oluncaya kadar ümmetimden bir taifenin "hak üzere" galip olması devam edecektir. Ravi: Hz. Muaviye İbn-i Kurre (R.A.)

Allah (cc) bu ümmeti yarım günden öteye geri bırakmaz, Şam bir adamın ve Ehl-i Beytinin sofrasını görmedikçe. Şam o adamın sofrasını gördüğünde Konstantiniyye feth olunur. Ravi: Hz. Ebu Salebe (R.A.)

Yakında Hadramut'tan veya Hadramut denizinden bir ateş çıkacak ve kıyametten evvel insanları toplayacak.

Dediler ki: "Ya Resûlullah, bize ne emredersin?"

Buyurdu ki: "Siz Şam'a gitmeye bakın. Ravi: Hz. İbn-i Ömer (R.A.)

Ebdallar Şam ehlindendir. Onların sayesinde yardım görülür. Ve onlar sayesinde rızıklanılır. Ravi: Hz. Avf İbn-i Malik (R.A.)

Şam ehli Allah'ın yeryüzündeki kamçısıdır. Kullarından dilediğinden onlar vasıtası ile intikam alır. Onların münafıklarının, mü'minler üzerine galib gelmelerinin imkânları yoktur. Onlar ancak hem, gayz, gam ve hüzün içinde ölürler. Ravi: Hz. Hüseyin İbn-i Fatik (R.A.)

Bekir Hazar Guta Hakkındaki Yazısı

Magido Dağı...

İbranice'de HAR-MEGİDO...
Akdeniz'den 15 mil içeridedir.
Tel Aviv'den 55 mil kuzeydedir.
Yahudiler bu dağa Kıyamet savaşının kopacağı yer olarak inanır.
Aziz Yuhanna İncili'nde der ki;
"Bir gün gelecek çok büyük bir savaş yaşanacak.
O büyük savaş Şam civarında olacak."

Aziz Yuhanna İncil'i tarih boyunca tercüme edilmiştir.
İbranice'den İngilizce'ye sayısız dile çevrilmiştir.
Her tercümede her kafadan bir ses çıkmıştır.
Dolayısıyla ortaya çok farklı bir İncil çıkmıştır.
Yahudiler ve Evangelistler İncil'de bahsi geçen "Büyük savaş"a isim takmıştır.
O İsmin adı; "ARMEGEDON"dur.
Yani 3. DÜNYA SAVAŞI.
Savaşların en büyüğü.

İslam dininde de "BÜYÜK SAVAŞ" vardır.
Ona; Melhame-i Kübra adı verilmiştir.
Peygamber Efendimiz bir Hadis-i Şerif'te buyuruyor ki;
"Melhame-i Kübra gününde Müslümanlar'ın fustatı (çadırımerkezi)
Şam şehrinde GUTA denilen yerdedir.

O gün Müslümanlar'ın menzillerinin en hayırlısı orasıdır."

Mehdi Aleyhisselam'ın ilk zuhur edeceği dönemde yaşanacak
en büyük ve en kanlı savaşın adıdır Melhame-i Kübra.
O gün Müslümanlar Şam'da GUTA bölgesinde konuşlanacaktır.
Peygamber Efendimiz yüzyıllar öncesinden GUTA'yı işaret etmiştir.
"Büyük Savaş geldiğinde sizin için GUTA'daki menzil en hayırlısıdır" demiştir.
O gün zafer GUTA'da yerleşenlerin ve Allah'a inananların olacaktır.
Ve önceki gece saatler 02.30.
İnsanlar uyuyor.

Bebekler ana koynunda...
Çocuklar rüyada... Şam semalarında Esad'ın savaş uçakları şehri gürültüye boğuyor.
Jetler bir bölgeye geldiğinde ard arda bombalar bırakıyor.
O bombalardan SARİN gazı akıyor bir bölgeye.
1700 kişi kimyasal silahla yerlerde debeleniyor.
Çocuklar, bebeler nefes alamıyor, daralıyor, çırpına çırpına can veriyor.
O bölgenin adı; GUTA.

Yahudi ve Evangelist inancında Armegedon savaşının yaşanacağı yer.
İslam dininde ise Melhame-i Kübra..

Yani Büyük Savaş'ta Müslümanlar'ın ordugahının bulunduğu yer.
Yüzlerce yıl önce Peygamber Efendimiz "GUTA" diyor.
İslam dünyası "GUTA"yı yüzyıllardır konuşuyor ve biliyor.
İşte bu bölgeyi şimdi tüm dünya da tanıdı.

Kimyasal silah kullanarak savaş suçu işleyen Esad'ı
"Bruce Willis'in Armagedon" sinema filmini izler gibi
Alaska frigo yiyerek seyreden DÜNYA şunu bilmeli ki; GUTA artık bir Dünya Markası olmuştur.
GUTA çocukların ve bebeklerin zalimce uykuda SARİN gazıyla öldürüldüğü yer olarak tarihe geçmiştir.

Siz kalkın ARMEGEDON deyin.
Ben diyorum ki; "MELHAME-İ KÜBRA" günü geldiğinde...
Şam'da saf tutacak o güzel insanlar...

Bebeklerin öldürüldüğü GUTA'nın anısına orduyu burada konuşlandıracaktır.
GUTA katliamı, Kıyamet Savaşı'na kadar unutulmayacaktır.
Ve tabii mahşer günü o mizan kurulduğunda da...

Cani katillere o gün mahşerden sonra gidecek tek yer vardır.
Orası da Şam'dan binlerce derece daha sıcaktır.
Cehenneme kadar yolunuz var!!!


Saturday, May 06, 2017

2027 Yılı Dini Günler Listesi

2027 YILI DİNİ VAKİTLER


26 Recep     1448    04-01-2027 Pazartesi      MİRAÇ KANDİLİ
01 Şaban     1448    09-01-2027 Cumartesi      AYBAŞI
14 Şaban     1448    22-01-2027 Cuma           BERAT KANDİLİ
01 Ramazan   1448    08-02-2027 Pazartesi      AYBAŞI
26 Ramazan   1448    05-03-2027 Cuma           KADİR GECESİ
01 Şevval    1448    09-03-2027 Salı           RAMAZAN BAYRAMI
01 Zilkade   1448    08-04-2027 Perşembe       AYBAŞI
01 Zilhicce  1448    07-05-2027 Cuma           AYBAŞI
10 Zilhicce  1448    16-05-2027 Pazar          KURBAN BAYRAMI
01 Muharrem  1449    06-06-2027 Pazar          HİCRİ YILBAŞI
10 Muharrem  1449    15-06-2027 Salı           AŞURE GÜNÜ
01 Safer     1449    05-07-2027 Pazartesi      AYBAŞI
01 R.Evvel   1449    03-08-2027 Salı           AYBAŞI
11 R.Evvel   1449    13-08-2027 Cuma           MEVLİT KANDİLİ
01 R.Ahir    1449    02-09-2027 Perşembe       AYBAŞI
01 C.Evvel   1449    01-10-2027 Cuma           AYBAŞI
01 C.Ahir    1449    31-10-2027 Pazar          AYBAŞI
01 Recep     1449    29-11-2027 Pazartesi      AYBAŞI
04 Recep     1449    02-12-2027 Perşembe       REGAİP KANDİLİ
26 Recep     1449    24-12-2027 Cuma           MİRAÇ KANDİLİ
01 Şaban     1449    29-12-2027 Çarşamba       AYBAŞI

2026 Yılı Dini Günler Listesi

2026 YILI DİNİ VAKİTLER


26 Recep     1447    15-01-2026 Perşembe       MİRAÇ KANDİLİ
01 Şaban     1447    20-01-2026 Salı           AYBAŞI
14 Şaban     1447    02-02-2026 Pazartesi      BERAT KANDİLİ
01 Ramazan   1447    18-02-2026 Çarşamba       AYBAŞI
26 Ramazan   1447    15-03-2026 Pazar          KADİR GECESİ
01 Şevval    1447    20-03-2026 Cuma           RAMAZAN BAYRAMI
01 Zilkade   1447    18-04-2026 Cumartesi      AYBAŞI
01 Zilhicce  1447    18-05-2026 Pazartesi      AYBAŞI
10 Zilhicce  1447    27-05-2026 Çarşamba       KURBAN BAYRAMI
01 Muharrem  1448    16-06-2026 Salı           HİCRİ YILBAŞI
10 Muharrem  1448    25-06-2026 Perşembe       AŞURE GÜNÜ
01 Safer     1448    15-07-2026 Çarşamba       AYBAŞI
01 R.Evvel   1448    14-08-2026 Cuma           AYBAŞI
11 R.Evvel   1448    24-08-2026 Pazartesi      MEVLİT KANDİLİ
01 R.Ahir    1448    12-09-2026 Cumartesi      AYBAŞI
01 C.Evvel   1448    12-10-2026 Pazartesi      AYBAŞI
01 C.Ahir    1448    10-11-2026 Salı           AYBAŞI
01 Recep     1448    10-12-2026 Perşembe       AYBAŞI
01 Recep     1448    10-12-2026 Perşembe       REGAİP KANDİLİ

2025 Yılı Dini Günler Listesi

2025 YILI DİNİ VAKİTLER



01 Recep     1446    01-01-2025 Çarşamba       AYBAŞI
02 Recep     1446    02-01-2025 Perşembe       REGAİP KANDİLİ
26 Recep     1446    26-01-2025 Pazar          MİRAÇ KANDİLİ
01 Şaban     1446    30-01-2025 Perşembe       AYBAŞI
14 Şaban     1446    12-02-2025 Çarşamba       BERAT KANDİLİ
01 Ramazan   1446    01-03-2025 Cumartesi      AYBAŞI
26 Ramazan   1446    26-03-2025 Çarşamba       KADİR GECESİ
01 Şevval    1446    30-03-2025 Pazar          AYBAŞI
01 Şevval    1446    30-03-2025 Pazar          RAMAZAN BAYRAMI
01 Zilkade   1446    29-04-2025 Salı           AYBAŞI
01 Zilhicce  1446    28-05-2025 Çarşamba       AYBAŞI
10 Zilhicce  1446    06-06-2025 Cuma           KURBAN BAYRAMI
01 Muharrem  1447    26-06-2025 Perşembe       HİCRİ YILBAŞI
10 Muharrem  1447    05-07-2025 Cumartesi      AŞURE GÜNÜ
01 Safer     1447    26-07-2025 Cumartesi      AYBAŞI
01 R.Evvel   1447    24-08-2025 Pazar          AYBAŞI
11 R.Evvel   1447    03-09-2025 Çarşamba       MEVLİT KANDİLİ
01 R.Ahir    1447    23-09-2025 Salı           AYBAŞI
01 C.Evvel   1447    23-10-2025 Perşembe       AYBAŞI
01 C.Ahir    1447    21-11-2025 Cuma           AYBAŞI
01 Recep     1447    21-12-2025 Pazar          AYBAŞI
05 Recep     1447    25-12-2025 Perşembe       REGAİP KANDİLİ

Tuesday, May 02, 2017

Önemli Gün ve Haftalar

OCAK
Ocak ayının ilk haftasıVeremle Savaş Eğitimi Haftası
Ocak ayının 2. haftasıEnerji Tasarrufu Haftası
10 OcakGazeteciler Günü
25 OcakDünya Cüzzam Günü
25 – 31 OcakCüzzam Haftası
26 OcakDünya Gümrük Günü
ŞUBAT
19 ŞubatMilli Eğitim Vakfı Kuruluş Günü
28 ŞubatSivil Savunma Günü
MART
Mart ayının ilk haftasıGirişimcilik haftası
1 – 7 MartDeprem haftası
Mart ayının ilk haftasıYeşilay haftası
15 – 21 MartTüketiciyi Koruma Haftası
8 MartDünya Kadınlar Günü
8 – 14 MartBilim ve teknoloji haftası
12 Martİstiklal Marşının kabulü
Mehmet Akif ERSOY’u anma günü
14 MartTıp Bayramı
16 MartÖğretmen Okullarının Kuruluş Yıl Dönümü
18 MartÇanakkale Zaferi
18 MartŞehitler Günü
18 – 24 MartYaşlılara Sayğı haftası
21 Mart Nevruz gününü içine alan haftaTürk Dünyası ve Toplulukları Haftası
21 MartUluslararası Irk Ayırımı İle Mücadele Günü
21 – 26 MartOrman Haftası
22 MartDünya Su Günü
23 MartDünya Meteoroloji Günü
27 MartDünya Tiyatrolar Günü
Mart ayının son  günüKütüphaneler Haftası
Son HaftaVergi Haftası
NİSAN
1- 7 NisanKanserle Savaş Haftası
4 NisanNato Günü
5 NisanAvukatlar Günü
7 NisanDünya Sağlık Günü
7 – 13 NisanSağlık ve Sosyal Güvenlik Haftası
8 – 14 NisanSağlık haftası
10 NisanPolis Teşkikatı ın Kuruluş Günü
14 NisanŞehitler Haftası
15 – 22 NisanTurizm hftası
21- 28 NisanEbeler Haftası
23 NisanUlusal Eğemenlil ve Çocuk Bayramı
23 Nisan gününü içine alan haftaDünya Kitap Günü
25 NisanTürkiye İstatistik Günü
MAYIS
28 Nisan – 4 MayısKardeşlik Haftası
Mayıs Ayının İlk HaftasıBilişim haftası
Mayıs Ayının İlk HaftasıTrafik ve ilk yardım haftası
Mayıs Ayının II. HaftasıVakıflar Haftası
1 – 7 MayısKarayolu Güvenliği ve Trafik Haftası
4 – 10 Mayısİş Güvenliği Haftası
5 MayısAvrupa Günü
6 MayısHıdrellez
Mayıs ayının 2.  günüAnneler Günü
10 MayısDanıştay ve İdari Yargı Haftası
10 – 16 MayısEngelliler Haftası
12 – 18 MayısHemşireler Haftası
14 MayısDünya Eczacılık Günü
15 MayısHava Şehitlerini Anma Günü
15 MayısUluslararası Aile Günü
15 Mayıs Tarihini İçine Alan HaftaAile Haftası
18 – 24 MayısMüzeler Haftası
19 MayısAtatürk’ü Anma ve Gençlik Spor Bayramı
19 – 25 MayısGençlik haftası
25 MayısEtik Günü
29 Mayısİstanbulun Fethi
HAZİRAN
5 HaziranDünya Çevre günü
Haziran Ayının 2. HaftasıÇevre Koruma Haftası
Haziran ayının üçüncü  günüBabalar Günü
26 HaziranUluslararası Uyuşturucu Kullanımı ve Kaçakçılığı İle Mücadele Günü
TEMMUZ
1 TemmuzKabotaj ve Deniz Bayramı
10 TemmuzDünya Nüfus Günü
24 TemmuzGazeteciler ve Basın Bayramı
AĞUSTOS
26-30 AğustosZafer Haftası
30 AğustosZafer Bayramı
EYLÜL
1 EylülDünya Barış Günü
19 EylülGaziler Günü
Eylül ayının 3. Haftasıİlköğretim Haftası
25 Eylül – 1 EkimYangından Korunma Haftası (İtfaiyecilik Haftası)
26 EylülTürk Dil Bayramı
27 EylülDünya Turizm Günü
EKİM
1. HaftaCamiiler Haftası
Ekim ayının ilkDünya Çocuk Günü
4 EkimHaybanları Koruma Günü
4 EkimDünya Mimarlık Günü
5 EkimUluslararası Öğretmenler Günü
8 Ekim -12 EkimAhilik Kültür Haftası
13 EkimAnkara ın Başkent Oluşu
13 EkimDünya Konut Günü
14 EkimDünya Standartlar Günü (Tüketiciyi Koruma Haftası)
16 EkimDünya Gıda Günü
Ekim ayının 3. haftasıStandartlar Haftası
24 EkimBirleşmiş Milletler Günü
29 Ekim – 4 KasımKızılay Haftası
29 EkimCumhuriyet Bayramı
31 EkimDünya Tasarruf Günü
KASIM
29 Ekim – 4 KasımKızılay Haftası
1 – 7 KasımTürk Harf Devrimi Haftası
2- 8 KasımLösemili Çocuklar Haftası
3 – 9 KasımOrgan Nakli Haftası
6 KasımDünya Şehircilik Günü
Kasım ayının 2.  başlayan haftaDünya Çocuk Kitapları Haftası
10 KasımAtatürk’ün Ölüm Günü
12 KasımAfet Eğitimi Hazırlık Günü
10 – 16 KasımAtatürk Haftası
16 KasımUNESCO un Kuruluş Günü
20 KasımDünya Felsefe günü
20 KasımÇocuk Hakları Günü
22 – 27 KasımAğız ve Diş Sağlığı Haftası
24 KasımÖğretmenler günü
ARALIK
1 AralıkDünya AIDS Günü
2 – 9 AralıkMevlana Haftası
3 AralıkDünya Özürlüler Günü
5 AralıkKadın Hakları günü
3 – 9 AralıkVakıf Haftası
10 Aralık gününü içine alan haftaİnsan Hakları ve Demokrasi haftası
4 AralıkDünya Madenciler Günü
10 AralıkDünya İnsan Hakları Günü
12 – 18 AralıkTutum, Yatırım ve Türk Malları Haftası
21 AralıkDünya Kooperatifcilik Günü
27 AralıkAtatürk’ün Ankara’ya Gelişi