Showing posts with label Hristiyanlık. Show all posts
Showing posts with label Hristiyanlık. Show all posts

12/22/2018

Vatikan'ın Kanlı Tarihi (Vatikan Tarihi)

M.s. 5 yüzyıldan başlayan ve Fransız devrimine kadar süren ortaçağda papalar kedilere hiç iyi gözle bakmamışlardı. Bir kısmı  kedilerin şeytanımsı uğursuzluk getiren varlıklar olduğunu söylemişlerdi.
Eski Mısırlıların kedilere doğa üstü güçler, eski avrupa paganlarının ise asalet ve güzellik imgeleri vermeleri katolikliğe karşı yapılmış sapkın anlayış olduğuna inanılmasından dolayı kedilerin tamamen yok edilmesi amaçlanmıştı.

Kilisenin bu eski inanç tanımlamalarını tamamen başka türlü yorumlamaları sonucunda bir kısmı şeytanın kediye hulul ettiğine, bir kısmı ise siyah kedilerin şeytanın yardımcıları olduklarına inanmışlardı !!!



Hala günümüzde bile siyah kedinin uğursuzluk imgesi olduğuna inanılmasının altında 1233'de başlayan Vatikan fetvaları yatar.

Bu tarihlerde kilise, eski pagan yerel inanç ve ananevi olguları yok etmek için siyah kedilerin şeytanın hizmetkarları oldukları gibi söylentileri yaymaya başlamıştı.

Katolik ve ortodokslukdan ayrı mezhepler olan Khatar, Vaudois ve bogomil gibi mezhep inananlarının sapkınlar oldukları suçlamaları sonucunda, soykırımlarla yok edildikleri bir çağda, vatikanın paganizm olarak adlandırılan inanç ve anlayışların gözlerinin yaşına bakacağı düşünülemez bile.

Bu çağlarda sapkınlar çemberini iyice genişleten kilise, 12'ci yüzyılda baştan cadılarla mücadele ettiği iddiasindan sonra başlatılan cadı avında yüzde doksanı kadınların oluşturduğu yüzbinlerce kişi diri diri yakılarak veya işkenceyle yok edilmişti.

Bu tür konu açıldığında İtalyan filozof Giordano Bruno gelir hep akla.
Katolik inancını eleştirmesinden dolayı sapkın suçlamasıyla Venedikte yargılanırken, konsile "itiraf edin siz benden daha çok korkuyorsunuz" sözünden gerçekten de çok korkan konsil, Bruno'yu meydanda yakılmaya göndermeden önce dilini kestirmişti !!!

13'cü yüzyılda papaz ve evekler kedilerin tamamen cadılık ve sapkınlıkla eşdeğer hayvanlar olduklarını söylemeye başlıyorlar.

Bu söylemleri onaylayan papa VII İnnocent'in (1336-1415) kedilerin katledilmesi emriyle o dönem milyonlarca kedi katlediliyor.

Papa VIII İnnocent (1432-1492) daha da sertleşerek verdiği fetvanın vahşet boyutunu dahada yükseklere çekmişti.

Papa, hiristiyanlığın kesin emri olarak cadıların kedileriyle birlikte diri diri yakılmasını fetvasında emrediyordu.

Bu dönemde insanlar vatikan önderliğinde kedilere karşı vahşette sınır tanımıyor, horoz ve domuzlarda kediler kadar olmasa da onlarda katliamdan nasiplerini alıyordular. Genellikle kadınlardan oluşan kurbanlar, kedileri geceleri şeytanımsı varlıklara dönüştürerek eski pagan inanç geleneklerini şeytanla beraber kutluyorlar iddiasıyla, yüzbinlercesi ya boğularak veya kedileriyle birlikte odun üstünde yakılarak katledilmişti.



Bu dönemde siyah kediye sahip olan her insan diri diri yakılma tehlikesi taşıyordu.
Tanrı parmağının degmesinden oluştuğuna inanılan beyaz bir leke siyah kedinin üzerinde varsa, bu beyaz leke hem kediyi hemde sahibini kurtarıyordu.

Bu dönem ortaçağ avrupasında şeytanın kediye hulul ettiği ve cadılarla işbirliği yapmalarına inanılmasından dolayı kediler, mahkemelerde aynı bir insan gibi yargılanıyorlardı da.
Bazende bir insanı suçlama ve idam edilme nedeni de olabiliyordular !
Templiye şövalyeleri yargılamaları buna örnektir.

Şöylekine; Templiyeler yargılanırken şeytana saygı gösteriyorlar suçlamalarına kanıt ise kedilere iyi davranarak seviyor olmalarıydı sadece !!! Asırlarca süren kedi katliamları Fransız devriminden sonra başlayan insancıllar hareketinin yükselişi sonrası devrimcilerin vatikan sapkınlıklarına karşı tavır almaları sonucu ancak son bulmuş, yasayla yasaklanmıştı.

14'cü asırda  kara veba veya büyük veba salgını avrupayı kasıp kavuruyordu.
1347 -1352 arası avrupa nüfusunun %30 ile %50 arası bu salgın sonucu yok olmuştu.
Bu yıllarda verilen 50 milyona yakın kurbanla beraber verilen maddi ve manevi zararlarlarla veba mikrobu ancak 3 asır sonra tamamen yok edilebilmişti.

Fare bitinden gecen bu salgında hiç bir suçu olmamasına rağmen kediler de aynı kadınlar gibi şeytanın işbirikçileri olduklarına inanılmasından dolayı onlar da vebaya neden olan şeytanımsı varlıklar olarak kilise tarafından suçlu bulunmuşlardı.

Oysa vatikan fetvaları sonucunda farelerin doğal düşmanları olan kedi sayısının neredeyse yok olma noktasına gelmesiyle artan fare nüfusu veba salgınının yayılarak etkisinin asırlarca sürmesine neden olmuştu.

Kediler vatikan saçmalıklarıyla katledilmiş olmasalardı, veba salgınına bu kadar kurban da verilmeyecekti.



Londra lordu vatikan önerisiyle Londradaki bütün kedilerin katledilme emriyle farkında olmadan salgının daha kolay yayılmasını sağlamıştı.

Avrupada veba ile ilgili şüphelenmeyen tek hayvanın fare olması ise daha düşündürücü !!!
Çünkü ortadoğu ve asyada veba mikrobunu farelerin taşıdığı bilinmesinden dolayı kedilere fareleri yok etmeleri için daha iyi bakılıyordu. Doğal düşmanları kedilerin yoğun olduğu ortamlarda farelerin bu yerlerde yaşam alanları bulamamaları sonucu veba çok az hasarlarla atlatılıyordu.

Şeytani fetvalarıyla milyonlarca insanın vebadan ölmesine neden olan, yüzbinlercesini vebanın sorumluları diye köy ve kent meydanlarında diri diri yakan, milyonlarca kedinin katledilme emrini veren ,tarihin her sayfasında kanlı,kirli eli olan vatikan mı yoksa kediler mi şeytanın işbirikcileri diye insan sormadan da edemiyor.

25 aralık 800 yılında sevgi inançlı vatikan papa'sı III Leon tarafından imparator ilan edilerek kutsanan şarlman(charlemagne) avrupada katolik inancını zorunlu tek inanç ilan etmiş, karşı koyan pagan ve diğer inançtan olan insanların tamamını çoluk çocuk demeden kılıçtan geçirtmişti.
Avrupada rakip gördükleri pagan ve diger mezhep inananlarını tamamen soykırımla katledilmesi sonucu tek hakim inanç kalan katolikler, katledecek cadı,kedi bulamadıkları için bu defa vebanın sorumlusu olarak yahudileri hedef almışlardı.

1348'de yahudi karşıtlığı Fransa taşrasında baş göstermeye başlamıştı.
İlk olarak 13 nisanı 14 nisana bağlayan gece 1348 Toulonda, 40 yahudi katlediliyor, evleri ve dükkanları yağmalanıyordu.

Bu başlangıçtan sonra Toulon çevresinde yahudi katliam haberleri ard arda geliyordu. Apt, forcalquier, Monask'ta katliamlar engellenemiyordu.
Saint Remy de provence'de sinagog ateşe verilmişti.

Languedoc,Narbon ve Cassonne kentlerinde yahudiler toplu olarak katliama tabi tutulmuşlardı.
Dauphine'de katoliklerin eline geçen yahudilerin tamamı lanetli oldukları için diri diri yakılmıştı.
Katliamları durdurmakta zorlanan Dauphine valisi Humbert II kalan yahudileri tutuklayarak ancak canlarını kurtarabilmişti.



Genişleyerek yayılan saldırılarda Buis les baronies, Valence, Le tour de pin, Saint saturin'de katliamlar yapılmış, Pont de beauvois'da yahudiler içme sularına veba bulaşıcısını karıştırdılar suçlamasıyla su kuyularına atılmışlardı.
İspanya'nın bask eyaleti olan Navarre ve Castille eyaletlerinde de bu tür katliamlar yapılmaya başlanmıştı.

13 mayıs 1348'de Barselona yahudi mahallesi tamamen yağmalanıyor, kaçamayanlar ise katlediliyordu.
Fransa kralı Philippe VI katliamları durdurmak yerine içme suyu kuyularını zehirleyen yahudilerin öldürülmesi yasasını çıkarması sonucu ilk baştan Orleans'da 6 yahudi idam edilerek öldürülüyordu.
Ağustos 1348 Savoi kenti yahudi katliamlarına sahne oluyordu.

Baştan yahudileri korumak isteyen Chambery kontu daha sonra katoliklerin yahudi katliamına ses çıkaramamıştı.

Kasım 1348 bugey, miribel ve franc compt'ta katliamlar baş gösteriyordu.
Vebaya neden olduğuna inanılan yahudi ashkenazler bu defa Almanya da  katlediliyor, malları yağmalanıyordu.
İsviçre, Chilon ve Leman gölü bölgesindeki yahudilerden 15 kişiye işkenceler sonucu, zorla kuyuları zehirleyenler oldukları itiraf ettirilmesi sonucunda, vebanın sorumluluları olarak bölge yahudileri katlediliyordu.

Mayence'de ise bir gecede 6 bin yahudi katledilmişti.
Bu dönemde avrupa genelinde 300 yahudi cemaati tamamen yok edilmişti .
Kıyımdan canlarını kurtaranlar aynı akibete uğramamak için Litvanya ve Polonya ya göç etmek zorunda kalmışlardı.
Strasburg'da yahudi saldırı ve yağmasında yüzlerce yahudi diri diri kent meydanında vahşice yakılmıştı.

14 şubat 1349 Viyana'da vebanın sorumluları olarak katolikler tarafından yahudilerin bir kısmı katlediliyor, bir kısmı ise  göçe zorlanıyordu.
Bu katliamları yapanlar ise sevgi ve barış dini olduğunu söyleyen vatikan önderliğindeki katolik kiliseleriydi.

12/21/2018

Son Akşam Yemeği Hikayesi Nedir



Son Akşam Yemeği

Bu yazımızda Leonardo Da Vinci’nin en az Mona Lisa kadar ünlü ve konuşulan eseri Son akşam yemeği (The Last Supper) isimli eseri . Son akşam yemeği hikayesi .Son akşam yemeğinde kişiler ,Kim kimdir . Yahuda hangisidir ? Son akşam yemeğinin sırrı nedir ? Hz isa ve Havarileri’nin Son akşam yemeğindeki hal ve tavırlarının incelemesi gibi konulara değineceğiz .

Son Akşam Yemeği Nerededir ?

Öncelikle Son akşam yemeği eserinin bir tablo olmadığını , duvara çizilmiş bir fresk olduğunu belirtelim .Peki nerenin duvarına çizildi .Son akşam yemeği nerede ?

Son Akşam Yemeği nin (Cenacolo), Milano’da Santa-Maria delle- Grazie’nin yemek salonunda bulunan 9.10X4 20 ölçüsünde ki bu freskonun her tarafı aradan yarım yüzyıl geçmeden çatlamış, boyaları dökülmüş, beceriksiz ellerin onarımlarıyla eser büsbütün berbat bir duruma düşmüştür.

Leonardo da vinci son akşam yemeği nerede
Son akşam yemeği freski . Santa Maria Della Grazie basilicası / Milano /İtalya

Son akşam yemeğini korumak . İkinci dünya savaşında ağır bombardımana tutulan Milano şehrinde Santa Maria Della Grazie’de bombalardan nasibini almıştı.Fakat yörenin insanları savaşın acımasız koşullarında tarih ve sanat bilinciyle eseri kum torbaları ile kapatıp korumaya çabaladılar .Yine de bombardıman esere ciddi hasar verdi. Kaynak:  wikipedi

O dönemde Normalde freskler ıslak sıva üzerine boyanırdı ama Leonardo Da Vinci çeşitli nedenlerden dolayı bu geleneksel tekniği reddetti. Bu tekniği reddetmesinin temel nedeni daha canlı renkler elde etmeyi istemesiydi.

Da Vinci her ayrıntıyı mükemmel bir şekilde çizebilmek için kendi tekniğini icat etti, taş üzerinde tempera boyalar kullandı, neme karşı özel bir astar geliştirdi. Ancak bu teknik başarısız oldu, elli yıl sonra çürüyen boya pul pul döküldü ve Son Akşam Yemeği eski ihtişamını kaybetti. Yapılan restorasyon işlemleri ise durumu daha da kötüleştirdi. 2. Dünya Savaşı sırasında gerçekleşen bombardıman eser üzerinde ciddi hasarlar bıraktı.  1980 yılında başlayan restorasyon yirmi sene sürmüştür.

Bugün, son şekli ile bu eserde gölgeleri andıran figürlerden başka bir şey görülmez. Fakat buna karşılık Leonardo’nun çömezlerinden Marco d’Oggione’nin 1510 yıllarında, aslının bütün parlaklığı içinde bulunduğu sıralarda yapmış olduğu kopyalar vardır; Paris’te Louvre müzesinde bulunan kopya ile Londra’da Güzel Sanatlar Mektebi’ndeki kopya bu ressama affolunmaktadır.

Bu konuyu Leonardo’dan önce Giotto, Andrea del Castagno, Ghirlandajo da işlemişlerdi. Bu üç ressam üçü de ayrı ayrı birer değer olmakla beraber, eserlerinin karşılaştırılmasından da anlaşılacağı gibi, hiçbirinin sanat gücü, bu konunun gerektirdiği güçlükleri yenecek durumda değildir. Giotto’nun vakur ve muhteşem kompozisyonu kaskatı idi; tek bir çizgi üzerinde dimdik, cansız gibi duran havariler ne hareketleriyle, ne ifadeleriyle ruhlarda yankılar uyandıracak bir g heyecan gösteriyorlar; her biri İsa’nın sözlerini işitmemiş gibi, kendi dünyasına dalmış görünüyor. Ghirlandajo’nun eserinde, asil bir şekilde giydirilen şahıslar biraz değişiktir, ama psikolojik birlik henüz yoktur.

Bu eserlerle Leonardo’nun Genacolo’su kıyaslanırsa, resim sanatının elde ettiği mucizeli ilerleme derhal göze çarpar. Leonardo on beşinci yüzyılın, geleneğe dayanan resmi ile bütün bağları koparıyor, yanılmadan, şaşırmadan; mübalağaya düşmeden, bir sıçrayışta, aynı zamanda hem körü körüne bir taklitten, hem boş ve düşsü bir idealizmden uzaklaşarak psikolojik diyeceğimiz, gözleme ve yaratıcılığa dayanan bir realizme varıyor.

Leonardo’nun eserinde de kişiler Giotto ile Ghirlandajo’nun eserlerinde olduğu gibi, seyirciye karşı, aynı yatay çizgi üzerindedir. Böyle olmakla, aynı planda kalmakla beraber, Leonardo büyük bir yaratıcılık göstermiştir.

Son Akşam Yemeği Hikayesi

Son Akşam Yemeği, İsa Mesih’in Romalı askerlerce yakalanmasından önce 12 Havarisi ile yediği son akşam yemeğini resmetmektedir

Uzun bir yemek masasının önünde, 12 Havariyi İsa’nın sağında ve solunda üçer kişilik kümeler halinde görüyoruz. Mesih: Hakikatte size derim ki sizden biri beni ele verecektir demiş; bu söz havarilerin üzerinde derin bir tesir uyandırmıştır. Bu tesirin yankılan soldan sağa doğru kopan hareketlerde, çehrelerin aldığı değişik ifadelerde görülüyor. Her havari mizacına göre başka bir tavır takınmıştır. Biri: Ey Mesih ben miyim? der gibi, ellerini göğsü üzerinde koymuş; bir başkası iyi işitip işitmediğini sormak için yanındakine eğiliyor, bazıları İsa’nın sözünü birbirine şüphe ve korku ile tekrarlayıp duruyorlar.

Nihayet Yahuda, Giotto’nun çelimsiz, küçük Yahudisi gibi acınacak bir halde süklüm büklüm uzaklaşacağı yerde, masanın etrafında oturanlara derin bir nazar fırlatıyor, İsa’nın ağzından düşen sözün anlaşılıp anlaşılmadığını, kendisi için tehlike olup olmadığını anlamaya çalışıyor. Bir yıldırım gibi sofraya düşen söz, bazı çehrede isyana, bazı çehrede tevekküle ve hüzne, bazı çehrede şüphe ve korkuya dönüvermiştir. Eserde büyük bir değişiklik içinde bir organik birlik göze çarpmaktadır.

Son Akşam Yemeğinin Sırrı

Leonardo, İsa’nın dudakları arasından düşen sözün, değişik yaratılışta olan Havarilerin ruhlarında uyandırdığı değişik tepkileri, çehre ifadeleri ve beden hareketleriyle göstermek, sonra her Havariyi, karakterine uygun gelen en güzel biçim içinde yaşatmak istiyordu. Nitekim Trattato della Pittura’da: “Resimde figürler o suretle vücuda getirilmiş olmalıdır ki onların duruşlarından ne düşündüklerini ve ne hissettiklerini kolaylıkla anlamak mümkün olsun.” sözü Son Akşam Yemeği’ne hâkim olan kompozisyon anlayışını kesinlikle özetler.

Burada bir diğer nokta , Son akşam yemeğinin sırrı denilince ilk akla gelen , kişilerin yüzlerindeki ifadelerin ve özellikle ellerinin , vucut dillerinin ne anlam ifade ettiğidir.

son akşam yemeği hikayesi isa ve havarileri

Leonardo’nun bu eserinde Isa ortada görülmektedir. Öne doğru eğilen başıyla, yemek masasının üzerine düşen ümitsiz elleriyle derin bir hüzün içindedir. İsa’nın başı tam arkadaki tabiatüstü bir manzaraya açılan büyük pencerenin içine düşmektedir. Böylece Leonardo hem peygamberlerin ve azizlerin başlarına konulması âdet olan o ışıklı çemberden kurtulmuş, hem de hiçbir yapma duruma düşmeden, başı aydınlıktan bir çerçeve içine almakla, Mesih’e yaraşan seçkin yeri vermiştir.

leonardo da vinci son akşam yemeği tablo
Orjinal Son akşam yemeği freskinde ,Ghirlandajo nun çalışmasından farklı taraflar vardır.

Ghirlandajo, Yahuda ’yı bir vebalı gibi, ihaneti herkes tarafından bilmiyormuş gibi Havarilerden ayırmış, sofranın karşı tarafına oturtmuştu. Oysa Leonardo hayret veren bir cesaretle Yahuda ‘yı Yohanna ‘ın yanma koyuyor. Onun, hain olduğunu Ghirlandajo’da olduğu gibi tek başına bırakılışından değil, gölge içine atılan başından anlıyoruz. Yahuda’nın ışıktan uzaklaşması yapma bir buluşun değil, çok tabii bir davranışın, Veli Petrus’un şiddeti karşısında bir irkilişin sonucudur. Leonardo, İsa’nın kutsallığını bulandırmamak için Yahuda’nın iğrençliğini gölgeyle boğarken, çok tabii bir tepkiyi hazırlamasını bilmiştir. Böylece, aydınlığın çerçevelediği İsa’nın başıyla gölgenin kapladığı hainin başı hem dramatik bakımdan, hem plastik bakımdan eşsiz bir denge sağlamıştır.

Son Akşam Yemeği’ni Bu Kadar Ünlü Yapan Nedir ?

Bazılarımızın aklına , peki Son akşam yemeği neden bu kadar ünlü?  diye bir soru gelebilir . Son Akşam Yemeği de dekoratif basit bir rol alan, dramatik havayı bulandıran tek bir şahıs gösterilemez. Ne kadar insan varsa o kadar tragedya yaşanmaktadır. Birbiriyle çarpışan, birbirini şiddetlendiren duygular kolektif bir heyecan yaratmaktadır. Kompozisyonun organik bir bütün olduğunu, Son Akşam Yemeği kadar gösteren sanat eseri pek az gösterilebilir.

Eserin eskiz çizimlerine ,taslak çalışmalarına baktığımızda bunu sağlamak için Da Vinci’nin neler yaptığına da şahit oluruz .

Hristiyanlık Nedir



Hıristiyanlar Neye İnanırlar?

Tanrı insanları iyi amaçlarla yaratmıştı, bütün insanların Kendisiyle birlikte cennetinde mutlu ve esenlik içinde yaşamasını istiyordu. Her türlü olumsuzluktan, kötülükten uzak olan kutsal Tanrı insanların da böyle yaşayarak O'nu yüceltmesini istiyordu.

Ancak insanlar günah işleyerek O'na başkaldırdı. Yeryüzünde günah işlemeyen kimse yoktur. çünkü herkes şu ya da bu biçimde Tanrı'nın hoşuna gitmeyecek sözler söylemekte, eylemleri gerçekleştirmekte ya da aklından olumsuz düşünceleri geçirmektedir. Bunların hepsi günahtır. İnsanlar günah işledikleri için Tanrı'dan uzaklaştılar. Giderek daha çok mutsuzluk, yalnızlık ve çözümsüzlük içinde yaşamaya başladılar. Günahın bedelini ödüyorlardı. Tanrı adil olduğu için günahları yargılamak durumundadır ve günahın cezası ölümdür. Bu ölüm insanın Tanrı'dan ayrı, uzak olması anlamındadır. 

Ancak Tanrı insanları sevdiği için onların yine cennete girebilmesi amacıyla bir yol bulmak istedi. Ve Kendisinden bir öz olan İsa'yı dünyaya yolladı. "Çünkü Tanrı dünyayı o kadar çok sevdi ki, biricik Oğlunu verdi. öyle ki, O'na iman edenlerin hiçbiri mahvolmasın, ama hepsi sonsuz yaşama kavuşsun" (Yuhanna 3:16).

İsa Mesih bir insan olarak bu dünyaya geldi. Bir bebek olarak doğdu, gençliğini yaşadı ve her zaman Tanrı'nın arzusuna göre davrandı. Hiç günah işlemedi. Konuşmalarında bu dünyadaki insanları kurtarmaya geldiğini vurguluyordu. Sonunda bu kurtarma eylemini ölerek gerçekleştirdi. Bütün insanların günahı için İsa çarmıhta öldü. İşledikleri günahlar, suçlardan dolayı insanların almaları gereken cezayı İsa üstlendi. Artık hiç kimse günahlarından dolayı acı çekmek, baskı görmek, ölmek zorunda değildir. çünkü İsa çarmıhta bütün dünyanın uğruna öldü. 

İsa'yı bir mezara koydular. üçüncü gün ölümden dirildi. Böylece İsa'nın sağladığı kurtuluşun gerçek olduğu kanıtlandı. İsa dirildiğine göre O'na inanan herkese sahip olduğu sonsuz yaşamı verebilir.

Kutsal Kitap'ta şöyle yazar: "İsa'nın Rab olduğunu ağzınla açıkça söyler ve Tanrı'nın O'nu ölümden dirilttiğine yürekten iman edersen kurtulacaksın" (Romalılar 10:9). Bu ayetin anlamı şudur: Eğer İsa'nın sizin günahlarınız için öldüğüne ve size sonsuz yaşam vermek üzere ölümden dirildiğine inanıyorsanız ve İsa'yı yaşamınızın Efendisi, her şeyin üzerindeki en üstün Yetkili olarak kabul ederseniz O'nun sağladığı kurtuluşa kavuşabilirsiniz. 

İsa yakında tekrar gelerek yeryüzünde yaşayan halkına sağladığı kurtuluşu her yönüyle gerçekleştirecektir. Bu nedenle Hıristiyanlar İsa'nın bütün buyruklarına uyarak yaşar ve O'nun tekrar gelişini dört gözle beklerler.