Showing posts with label Komplo Teorileri. Show all posts
Showing posts with label Komplo Teorileri. Show all posts

12/22/2018

Bitcoin (Kripto para - Sanal Parada) Tehlikeli Gerçekler

Bitcoin Nedir?

Bitcoin, 2008 yılında Satoshi Nakamoto tarafından geliştirilmiş, herhangi bir üçüncü parti hizmetine gerek kalmadan, eşler arasında para transferini mümkün kılan bir elektronik para sistemidir. Daha önceki dijital para girişimlerinden farklı olarak, Bitcoin’de eşler arası ağ aracılığıyla işlemler onaylanır ve bu sayede mükerrer (tekrarlı) harcamaların önüne geçilmiş olur.



Kısa Kısa Bilgiler:

Bitcoin nedir: Bitcoin bir tür dijital para birimidir ve bu para birimi elektronik ortamlarda maksimum 21 milyon Bitcoin üretilebilir.
– Üretilen veya satın alınan Bitcoinler dijital cüzdanlarda tutabilirler. Bitcoin kimse tarafından kontrol edilmez bir para birimidir.
– Bitcoin, dolar ve euro gibi para birimlerinden farklı olarak, herhangi bir kalıp üzerine basılamaz. Dünyadaki milyonlarca kişi tarafından, bilgisayarlarda matematiksel problemleri çözen bir yazılım tarafından elektronik ortamda basılmaktadır.
– Bu para biriminin onlarca örneği olmakla birlikte Bitcoin, şifreli para birimi (cryptocurrency) kategorisinde geliştirilen ilk örnektir.

Bitcoin diğer dijital para birimlerinden farkı nedir?

Bitcoin internet ortamından satın almalar yapmak için kullanılabilir. Bu yüzden, birçok para birimi üzerinden (dolar, yen, euro, tl ) ve dijital para birimleri (paypal gibi ) üzerinden exchange edilebilir.

Fakat bunların ötesinde, “Bitcoin nedir?” sorusunun cevabı, en önemli karakteristik özelliği olan, bağımsız bir para birimi olması ile tanımlanabilir. Bunun anlamı, Bitcoin merkezi olmayan (merkez bankası da tabi ki) bir para birimidir ve hiçbir kurum tarafından kontrol edilemez. Bu yüzden çoğu kişi parasını Bitcoin olarak saklamayı tercih ediyor. Hiçbir banka onların parasını kontrol edemez.

Bitcoin’i kim/kimler yarattı ?

Mucidi olarak öngörülen “Satoshi Nakamoto”, Bitcoin’i matematiksel hesaplamalara dayanan çevrimiçi bir ödeme sistemi olarak yaratmıştı. Aslında bu mucidin bir kişi olduğu veya japon olduğu yönünde de kesin bir bilgi yok. Ama tek bilinen bu sistemin geliştirilmesindeki asıl amacın hiçbir merkezi otoriteye bağlı olmayan, elektronik ortamda transfer edilebilen, daha hızlı aktarılabilen ve işlem ücreti oldukça düşük, bağımsız bir para birimi yaratmak olduğudur.

Bitcoin nedir: Temeli neye dayanır?

Aslında para temel olarak, vatandaşların merkez bankalarındaki altın rezervi karşılığında ellerinde tuttukları rakamsal ve likidite değişim aracıdır. Yani paranın değerini aslında altın rezervleri belirler. Fakat Bitcoin’de durum daha farklı. Bitcoin’in değerini, günlük hayattaki kullanım oranı ve piyasadaki miktarı belirliyor. Tüm dünyada insanlar, Bitcoin üretmek için matematiksel hesaplamaları çözen yazılımlar kullanıyor. Matematiksel formüller tamamen ücretsiz ve isteyen herkes bunları çözebilir. Yazılımlar açık kaynaklı olarak kişilere sunuluyor, bu da herhangi birinin hesaplamaları kontrol etmek için yazılıma göz atabileceği anlamına geliyor.

Fakat Bitcoin, kim tarafından basılıyor?

Hiç kimse… Bitcoin, fiziksel olarak hiçbir merkez bankası tarafından basılmamakta. İnsanlar tarafından anlaşılabilir ve bankalardaki gibi karmaşık prosedürleri olmayan bir para birimidir. Bankalar paranın değerini düşürmek veya ülkenin borcunu kapatmak için para basabilirler. Fakat sistemde böyle bir uygulama mevcut olamaz, çünkü Bitcoin bağımsız bir para birimi. Bitcoin, dijital ortamda, Bitcoin üretmek isteyen herkesin katılabildiği bir grup insan tarafından üretilmekte. Üretimi, esasında “mined” (kazıp çıkarılan) anlamındaki İngilizce kökenli kelime ile tam anlamıyla ifade ediliyor. Bitcoin, bilgisayarlar ile, bir iletişim ağı yardımıyla üretilebilir.

Yani bilgisayarlar ile sınırsız sayıda Bitcoin üretebilir miyiz?

Maalesef bu mümkün değil. Bitcoin protokollerinde yer alan maddeye göre, Bitcoin piyasasında, sadece 21 milyon Bitcoin bulunabilir. Bitcoinler en çok 0.00000001 şeklinde ayrışabiliyor. Yani satın almalarda salt 1 Bitcoin almak zorunda değilsiniz. Örneğin; 0.0024 Bitcoin de alabilirsiniz.

Bitcoin’ in “Karakteristik Özellikleri” neler?

Bitcoin’ in (temel) karakteristik özelliklerinden bahsetmek gerekirse;

1. Bitcoin bağımsız bir para birimi
Bitcoin ağı, hiçbir merkezi otorite tarafından kontrol edilememekte. Tüm Bitcoin üreten makineler ve işlemleri sürdüren makineler bu ağın bir parçası, bütün makineler birlikte çalışmakta. Bu da teoride hiçbir merkezi otoritenin Bitcoin’in parasal politikasını düzenleyemez. Ayrıca herhangi bir nedenden dolayı bir Bitcoin ağı çevrimdışı olsa dahi, para döngüsü devam eder.

2. (Bitcoin) Hesap kurulumu oldukça basit
Bankacılar kişilere hesap açmak için oldukça uğraş verirler. Ödemeler için ayrı bir hesap açmak da ayrı bir dert. Bitcoin hesabınızı saniyeler içerisinde, hiçbir sorun olmadan ve hiçbir ücret ödemeden açabilirsiniz. Kendiniz ile ilgili birkaç bilgi vermeniz yeterli olacaktır.

3. Bitcoin anonimdir
Bitcoin kullanıcılar için anonim bir platform oluşturmaktadır. Kullanıcılar bir çok bitcoin hesabı bulundurabilir. Bu hesaplar hiçbir isme, adrese veya kullanıcıyı tanımlayacak herhangi bir bilgiye bağlı değildir. Ayrıca…

4. Bitcoin tamamıyle saydamdır
…Bitcoin ağında yapılan tüm işlemler Block Chain adı verilen bir veri merkezinde toplanmaktadır. Eğer Bitcoin hesabınızda halka açık bir adres belirtmişseniz, kullanıcılar o adresle bağlantılı ne kadar Bitcoin olduğunu görebilirler. Sadece onların “size” ait olduğunu bilemezler. İşlemlerin takip edilmemesi için kullanıcılar birden fazla Bitcoin hesabı kullanmakta ve para transferlerini tek bir hesaptan yapmamaktadırlar.

5. Bitcoin’ de işlem ücretleri yoktur!
Banka hesabınızdan para transferi yaparken, bankalar sizden genelde bir işlem ücreti isteyebilir, Bitcoin istemez.

6. Bitcoin çok hızlı
Bitcoin’de her an para transferi yapabilirsiniz ve transferiniz dakikalar içerisinde gerçekleşir. (Para transferlerinin iş gününde yapılma zorunluluğu yoktur.)

7. Bitcoin’ de işlem iptali yoktur
Bitcoin ile para transferi yaptıktan sonra, bu işlem iptal edilemez. Parayı geri almanın tek yolu alıcının size tekrar bir para transferi yapmasıdır.  Bu nedenle transfer yaparken doğru kişiye gönderdiğinize emin olmanızı tavsiye ederiz.

Peki Bitcoin pratikte nasıl çalışıyor?
Bitcoin nasıl üretilir ve Bitcoin ağı nasıl tüm işlemleri takip eder öğrenmek istiyorsanız, sitemizde gezinin.

BITCOIN “İLK BAŞARILI” SANAL PARA BİRİMİ, FAKAT “İLK” DEĞİL…

Bitcoin daha piyasaya adımını atmadan önce, Facebook’ un, Facebook Credits adı altında yeni bir sanal para birimi yaratmaya çalıştığını biliyoruz. Bu Facebook Credits’ ler ile Facebook platformunda geliştirilen oyunlarda hesaplarınızı yükseltebiliyor ve Facebook Credits’ leri dilediğinizce harcayabiliyordunuz.

Bu ve bunun gibi bir çok sanal para girişimi hükümetlerin para politikalarına aykırı olduğu için yasaklandı, bazıları kendi sahipleri tarafından dolandırıcılığı önlemek için kapatıldı, bazıları da ilgi görmediği için piyasadan sönüp gitti. Fakat Bitcoin, merkezi bir para birimi olmadığından ve bir otorite tarafından yönetilmediğinden sadece ilgi eksikliği nedeniyle tükenmesi muhtemel.

Bitcoin’ in ile ilgili güvenli mi değil mi sorularını ise Bitcoin, dört senedir Bitcoin kodunun halen el değmeden durmasını gösterek yanıtlıyor. Bitcoin’ in tek güvenlik açığını şu an için sadece, bireysel hesapların ve cüzdanların hackerlar tarafından hedef alınıp çalınması ihtimali üzerinden değerlendirebiliriz.

Bitcoin’ in açık kaynaklı kodlarını temel alarak kurulan diğer PPCoin ve TerraCoin gibi girişimler de, sanal para biriminin gün geçtikçe daha popüler olacağı konusunda tüyo veriyor. Bitcoin neden bu kadar rağbet görüyor diye soracak olursanız cevabım; hızlı değer artışlarıyla sizi bir gecede milyoner edebilme ihtimali olur.

12/21/2018

Torino Kefeni Nedir?



İsa peygamberin çarmıhtan indirildikten sonra vücuduna sarıldığı iddia edilen ve iki tarafında siluet bulunduran kefenin gerçekliği ispatlandı. Araştırmacılar, kefenin üzerindeki sakallı erkek yüzü siluetinin, olağanüstü “ışık patlamasından” kaynaklandığını ileri sürdü. İtalyan bilim adamları bu siluetlerin Ortaçağ teknolojisiyle yapılamayacağını ve “mor ötesi lazer” benzeri bir teknoloji gerektiğini belirtti. Bu iddia, 4.2 ile 3.9 metre ölçülerinde olan kefenin, 

Hz. İsa’nın yeniden dirilişinde ortaya çıkan büyük enerji patlamasıyla oluştuğu inanışını destekledi. Araştırmacılar, “Yapılan testler, kısa ve yoğun mor ötesi yönlendirilmiş radyasyonun keten kumaşa renk verebildiğini gösterdi. Torino Kefeni’ndeki gibi ilginç görüntüler bu şekilde oluşabilir” açıklamasını yaptı. Çalışma ekibinden Paolo Di Lazzaro, “Sakallı adam silueti, bir tür elektromanyetik enerjiyle oluşmuş olmalı… Işık parlamasının keten kumaşa renk kazandırabilme özelliği, Torino Kefeni’ndeki gibi mucizeleri akla getiriyor” dedi. Bilim adamları buradan yola çıkarak, ‘Hz. İsa’nın dirilişinde yaşanan büyük enerji patlamasının bu tür bir mucizeye neden olabileceğini’ savundu.

Kefen hakkında tartışmaları alevlendiren “Il Mistero della Sindone” (Kefenin Gizemi) adlı kitap, gazeteci Saverio Gaeta ve Padua Üniversitesi’nde makine mühendisi Giulio Fanti tarafından yazıldı. Hıristiyan dünyasının en değer verilen kutsal eşyalarından biri olan kefenin kökenleri hakkında gerçekleri ortaya çıkarmak isteyen Fanti, meslektaşlarıyla kızılötesi ışın ve spektroskopi kullanarak, kefenin ipliğini analiz etti. 

Dalga boyları aracılığıyla radyasyon ölçümü yapılan testlerde, kefenin M.Ö 300 ile M.S 400 yılları arasındaki döneme ait olduğu saptandı. Katolik olan Fanti de, elde ettiği sonuçların 15 senelik bir çalışmanın birikimi olduğunu açıkladı. Kefenin üzerinde 1988 yılında yapılan karbon testi, kumaşın 1260 ile 1390 yılları arasındaki döneme ait olduğunu gösterince, kefenin sahte olduğu ileri sürülmüştü. Fanti ise, 1988’de gerçekleştirilen karbon tarih tespit yöneminde elde edilen sonucun, ‘deneyin yapıldığı laboratuvarın kirli olmasından dolayı yanlış sonuç verdiğini’ söylüyor.

İtalyan’da bulunan Politeknik Üniversitesi’nden Alberto Carpinteri’nin başını çektiği en son araştırma ise, kefendeki izlerin, Kudüs’ü sarsan dev bir depremle yayılan nötron ışınlarıyla oluştuğu teorisine dayanıyor. Organizmaların öldükten sonra çevreleriyle karbon etkileşimini sona erdirmesi sonucu, geride kalan radyoaktif karbon-14 miktarı, kumaş, kemik ve ahşap gibi materyallere dayanılarak yaş belirlemede kullanılıyor. 



Carpinteri, gerçekleştirdikleri simülasyonlarda, şiddetli bir depremin etkisiyle yerkabuğundan yayılan yüksek frekanslı basınç dalgalarının, kefende iz bırakacak nötron ışınları saçtığını ileri sürüyor. Hz. İsa’nın çarmıha gerildiği günlerde yaşandığı düşünülen depremle saçılan ışınlar, kefendeki nitrojen atomlarıyla etkileşime girerek, bugüne dek uzanan izleri kimyasal tepkimelerle ortaya çıkarmış olabilir. Carpinteri, söz konusu kimyasal tepkimelerin radyokarbon tarihleme testlerinde hatalı sonuçlara sebebiyet vermiş olabileceğine dikkat çekti.

Vatikan, Torino Kefeni’nin keşfini, “kaderin en karanlık esrarı” olarak yorumluyor. Kefenin, 14’üncü yüzyılda haçlı bir şövalye tarafından Fransa’ya getirilene dek birçok defa el değiştirdiği sanılıyor. Senelerce Fransa’daki bir manastırda saklanan kefen, burada çıkan yangında hasar görünce, rahibeler tarafından onarıldı. Torino Başipiskoposu’na 1578 yılında teslim edilen kefen, o tarihten bu yana Torino Katedrali’nde tutuluyor.

Philadelphia Deneyi Nedir



Uygulama, Philadelphia limanındaki, USS Eldridge, DE (Destroyer Escort) 173 borda numaralı bir ABD sahil koruma gemisi üzerinde yapılır (K15, K95, D57, D67, D40, S30). Tarih: 28 Ekim 1943’dür. Gemiye, 75 KVA gücünde iki dev jeneratör (degausser), her biri 2 megawat CV gücünde üç RF vericisi ve 3000 adet güç arttırıcı tüp monte edilmiştir (S67). Deney başladığında, ilk olarak sisli yeşil bir ışığın çevreyi sardığı görülür. Gemi bu yeşil sise bürünmeye başlar ve içindeki denizcilerle birlikte yavaş yavaş kaybolur. Geminin sadece su üzerindeki çırpıntıları görülmektedir, kendisi görünmez olmuştur.

Tam üç dakika sonra, buraya 640 kilometre uzaklıktaki Norfolk limanında, geminin, askeri gözlemcilerin gözleri önünde aniden ortaya çıktığı ve tekrar kaybolduğu  ve  en son olarak, yeniden Philadelphia limanında belirdiği görülür. Deney, bu şaşırtıcı sonuçlar ortaya çıktığında güçlükle sona erdirilir. Deney amacına ulaşmıştır. Ancak, deneyden hemen sonra, gemideki personelin bir kısmının tamamen kaybolduğu; geriye kalanların ise, psişik yeteneklerinin çok güçlenmiş olduğu saptanır. Bazıları, deneyde kazandıkları görünmeme yeteneğini, daha sonra günlük yaşamlarında da sürdürürler. Evlerinde otururken, sokakta yürürken, herhangibir zamanda, diğer insanların şaşkın bakışları arasındakaybolup, sonra yeniden ortaya çıktıkları görülür.

Kiminin vücutları kısmen görünmez olur. Liman yakınlarındaki bir barda çıkan kavgada, denizcilerden bir kısmının bir görünüp, bir kayboldukları garsonlar tarafından hayretle izlenir. Bir diğerinin, ailesinin gözleri önünde, evinin duvarları içinden geçtiği görülür. Bazıları ise, donup kalmakta; yani heykel gibi kaskatı kesilmektedir. Bu donmalar, bazen bir kaç saniye, bazen saatlerce sürmektedir. Smith adındaki bir denizcinin donuşu ise 200 günsürmüştür. Yemeden, içmeden, nefes almadan bu kadar uzun süre donup kalan Smith, kendine geldiğinde, bu süreyi 5 saniye gibi hissettiğini ve bu süre içinde elinde olmadan uzayda gezindiğini ve Dünya’yı dışardan seyrettiğini ifade etmiştir.

Donan kişiler, kendi iradeleri ile hareket edememekte, yakınlarındaki kişilerin onlara dokunarak topraklamaları gerekmektedir. Daha sonra, hepsi, bu donma anında, kendilerinin çekimsiz olarak serbestçe yükselip, uzayda gezebildiklerini ifade etmişlerdir. Kaybolan denizciler de, “Birden kendimizi, bedenimizle birlikte uzayda buluyoruz, sonra tekrar kaybolduğumuz yerde ortaya çıkıyoruz” demişlerdir. Denizcilerin doğru söylediği, acı bir gerçekle anlaşılır: Bir gün, üzerinde pusula bulunduran bir tayfa birdenbire donup kaldığında, arkadaşları ona dokunarak topraklamak isterler. Dokundukları anda, tayfa birden alev alır ve o kadar şiddetli yanar ki, geride hiç bir iz ve kül bırakmaz. Sadece bulunduğu zeminin kömürleşmiş oluşu, tayfanın yandığını göstermektedir (Bu şekilde, dört denizcinin yandığı kaydedilmiştir)

Dr. Jessup, bu tayfa yandığı sırada, bulunduğu döşeme ve halıda oluşan yanıkları toplayarak, üstadı Hansel Heiberg’e verir. Heiberg bazı testler yapar ve bu tayfanın, uzayın, kozmik ışınların bulunduğu atmosfer dışı bir bölgesine ışınlanmış olduğu sonucuna varır. Çünkü, halı ve döşeme nümunesinde, Dünya üzerinde hiçolmaması gereken, radyoaktif ışıma ve dedektörlerin “Kozmik Primerler” diye tanımladıkları, Kur’an’da “Şıhap” adıyla bildirilen kozmik ışınları saptamıştır. Bu ışınlar, magnetosferde, bilimsel adıyla “Shower” (Sağanak) denilen bir olayla törpülenmektedirler. Bu nedenle, Dünya’ya ulaşmaları olanaksızdır. İşte halı nümunesinde bu kozmik ışınların saptanmış olması, tayfanın dediklerini doğruluyor, yani onun atmosfer dışına çıktığını ve orada bu ışınlarla alev aldığını kanıtlıyordu.

Böylece, tayfaların, uzaya bazen bedenleriyle, bazen ise donduklarıanda bilinçleriyle çıktıkları doğrulanmıştı. Philadelphia Deneyi, sonraki yıllarda bir çok dergiye, kitaba ve filme konu olmuştur. Deneyle ilgili çeşitli görüşler ileri sürülmüş, iddialar ortaya atılmış, fakat olayın ardındaki esrar bir türlü tam olarak gözler önüne serilememiştir. Çok sayıda tanığın olmasının yanısıra, deneyi yaşayan bir o kadar da denizci vardır. Ancak, bunların büyük bölümünde zamanla akıl rahatsızlıkları ortaya çıkmış, bir kısmı intihar etmiş, bir kısmı ise eceliyle ölmüştür. Dolayısıyla, bugün için bu deneyle ilgili somut kanıtlar bulmak oldukça güçtür. Öyle ki, bugün, ABD Deniz Kuvvetleri’nde deneyin kod adının bile ortada bulunmaması, bu olayın yetkililerce hala bir sır olarak saklandığını göstermektedir.   
ABD Deniz Kuvvetleri’nin çok gizli “Inter Services Code-Work Index”inde yer alan “Rainbow” kod adının, Philadelphia Deneyi’ne ait olduğu ve bu deneyin, resmi kayıtlarda “Project Rainbow” (Gökkuşağı Projesi) adıyla geçtiği, W. L. Moore ve   C. F. Berlitz ikilisinin “The Philadelphia Experiment: Project  Invisibility”   (Philadelphia Deneyi: Görünmezlik Projesi)kitabında (K95) ve A. H. Hochheimer’in   “The Philadelphia Experiment from A to Z” (A’dan Z’ye Philadelphia Deneyi) adlı yayınında (S30) belirtilmiştir. Ayrıca, deneyin, Philadelphia’da çıkan bir gazetede haber olarak yayınlanmış olduğu da bu yayınlarda yer almaktadır. Bazı kaynaklarca (D45, D67, S30), deneyin ön hazırlık çalışmalarının Nikola Tesla ve   Dr. John von Neumann tarafından, 1930-1931 yıllarında, Chicago ve Princeton   Üniversiteleri’nde yapıldığı, Tesla’nın 1931-1943 yılları arasında bu projede etkin görev aldığı, hatta 1940 yılında yapılan ilk denemenin başarılı olmasından sonra, 22 Temmuz 1943 ve 12 Ağustos 1943tarihlerinde, takip eden denemelerin yapıldığı ileri sürülmüştür.

Tesla’nın, deneyin gemi personeline zarar vereceği gerekçesi ile projeden ayrılmasından kısa süre sonra şüpheli bir ölümle yaşamını yitirdiğini daha önce belirtmiştik. Bazı kaynaklarca üç kez tekrarlandığı ileri sürülen deneyi, yandaki diğer bir gemiden gözlemleyen tanıklardan birinin ifadesi şöyledir (D67): “22 Haziran 1943 sabahı 9.00’da jeneratörler çalıştırıldı. Yeşilimsi bir sis gemiyi örtmeye başladı. Bir an sadece geminin çapasını görebildim, sonra o da kayboldu. Sis ortadan kalktığında gemi kaybolmuştu, sadece denizi görüyorduk.

Bizim gemide bulunan üst rütbeli subaylar ve bilim adamları, korku ve heyecan içersinde soluklarını tutarak bu inanılmaz olayı seyrediyorlardı. Gemi ve personeli sadece radardan değil,   gözlerimizin önünden yok olmuşlardı. Her şey planlandığı gibi olmuştu. 15 dakika sonra emir verildi ve jeneratörler durduruldu. Önce bir şey olmadı; ardından yeşil sis tekrar ortaya çıktı ve USS Eldridge tekrar görünmeye başladı. Sis azalırken, bir şeylerin yanlış gittiğini hissettik. Hemen gemiye yanaştık. İlk önce, gemi personelinin çoğunun geminin yanlarından sarkarak kusmakta olduklarını gördük. Diğerleri güvertede bilinçsizce, şaşkın şaşkın dolaşıyorlardı.

Ekipler gemiye girerek, bu personeli yenileriyle  değiştirdiler. Bir kaç gün sonra, yeni bir deneyin yapılması kararlaştırıldı. Bu deneyde de, gemi, istenilen radar görünmezliğine ulaştı; akabinde geminin donanımı değiştirildi. Asıl deney ise, 28 Ekim 1943’de yine aynı gemide gerçekleştirildi. Bu deneyde de, jeneratörler çalıştırıldıktan hemen sonra, destroyer hemen hemen görünmezlik aşamasına ulaştı. Geminin sadece burnu ve kıçı görülüyor, aradaki bazı yerleri ise belli belirsiz seçiliyordu. Sonra, su üzerinde, sadece teknenin bulunduğu yerde çizgi halinde bir iz kaldı. Daha sonra, mavibir ışık parladı ve o çizgi de yok oldu. Artık, gemi tamamen yok olmuştu. Geminin, bir kaç dakika sonra, Philadelphia’ya millerce uzaktaki Norfolk’da ortaya çıktığı kaydedildi.

Ancak, orada göründükten kısa bir süre sonra tekrar kayboldu ve tekrar Philadelphia’da ortaya çıktı. Bu kez durum ciddiydi; tüm personelin başı beladaydı. Bazıları yok olmuştu; bir daha hiç geriye dönemediler. Ama en korkuncu, beş denizcinin, geminin gidip-gelmesi sırasında, metal gövdenin içinde sıkışarak kalmış olmalarıydı. Bu feci bir olaydı. Birisi kurtuldu, ama bir daha asla eski haline dönemedi; aklını yitirmişti. Personelden bazılarının psişik yeteneklerinin olağanüstü gelişmiş olduğu saptandı. Bazıları ise sokakta yürürken kayboluyor, sonra yeniden ortaya çıkıyorlardı.” Araştırmacı yazar C. F. Berlitz, “Without A Trace” (İz Bırakmadan) adlı kitabında (K15), Dr. Jessup’un yakın arkadaşı, bilim adamı, Dr. Mason Valentine ile yaptığı bir röportaja yer veriyor.

Bu röportajda, Berlitz’in, Philadelphia Deneyi’nin bilimsel olarak açıklanmasının mümkün olup, olmadığı konusundaki sorusuna, Dr. Valentine şu cevabı vermiştir: “Bence Philadelphia Deneyi, bilinen ve alışılmış yollarla açıklanamaz. Bir çok bilim adamı, artık atomun temel yapısının madde zerreciklerinden değil, elektromagnetik alanlardanoluştuğu görüşünde. Bu olay, son derece karmaşık enerji alanlarının birbirini etkileme işlemidir. Eğer, böyle bir evrenin içinde maddenin değişik fazları bulunmasaydı,  bu şaşılacak bir şey olurdu. Bir fazdan diğerine geçilmesi, bir yaşam düzeyinden diğerine geçmeye benzer. Bu, boyutlar arası bir değişmedir.

Yani, Dünya’lar içinde başka Dünya’lar olabilir. Manyetik alanların boyutsal değişimler yaratabileceğinden zaten kuşkulanılıyordu. Maksatlı olarak olağandışı manyetik koşulların yaratılması, hem fiziksel, hem de yaşamsal olarak maddenin fazını değiştirebilir. Bu durum, bağımsız olmayan, ancak içinde bulunduğumuz madde/zaman/enerji boyutunun bir parçası olan zaman boyutunu saptırabilir. Kısacası, Philadelphia Deneyi büyük bir olasılıkla gerçek bir deneydir.”