Showing posts with label Holy Quran. Show all posts
Showing posts with label Holy Quran. Show all posts

Sunday, February 02, 2020

Koronavirüs nedir: Çin'de ortaya çıkan yeni virüs (corona virüs) hakkında neler biliniyor?

Çin'in Vuhan kentinde yeni bir tür virüs ortaya çıktı. Virüse yakalananlarda akut solunum yolu enfeksiyonu görülüyor. Birkaç hafta içerisinde hızla yayılan virüse, Çin'in dışındaki ülkelerde de rastlanmaya başlandı. Ölü sayısı da hızla yükseliyor.

İlk kez Aralık ayında görülen ve '2019-nCoV' olarak adlandırılan virüs, koronavirüs ya da corona virüsü adıyla biliniyor.

Virüs nedeniyle ölenlerin sayısı da 31 Ocak itibariyle 213'e çıkmış durumda. Vaka sayısının da 10 bine yaklaştığı belirtiliyor.

SARS virüsü sonucu dünya çapında 800 kişi hayatını kaybetmişti.

Virüs şimdiye kadar, Çin dahil toplam en az 23 ülkede görüldü. Virüsün Çin'in doğu bölgelerinin yanı sıra Japonya, Tayland, Güney Kore, ABD, Singapur, Vietnam, Almanya, Fransa, İtalya ve Tayvan'a da yayıldığı biliniyor.

Virüsün ortaya çıktığı Vuhan'da alınan karantina önlemleri kapsamında yaklaşık 50 milyon kişinin seyahat etmesine izin verilmiyor.

Zatürre belirtilerine yol açan virüs, dünya çapında sağlık uzmanlarını alarma geçirdi.

Peki henüz bir tedavisi olmayan yeni koronavirüs tipi kısa zamanda ortada kaybolan geçici bir salgın mı yoksa çok daha tehlikeli bir hastalığın ilk işaretleri mi?

Çin'de ortaya çıkan virüsün özellikleri neler?
Hastalardan alınan örneklerin laboratuvarlarda test edilmesi sonucu Çinli yetkililer ve Dünya Sağlık Örgütü, enfeksiyonun koronavirüs (corona virus) olduğu sonucuna vardı.

Koronavirüsler, büyük bir virüs ailesinin bir alt türü. Ancak yeni virüs dahil sadece yedisi insanlara bulaşabiliyor.

Bir koronavirüsün yol açtığı şiddetli akut solunum yolu sendromu (SARS), Çin'de 2002 yılında salgından etkilenen 8 bin 98 kişiden 774'ünün ölümüne yol açtı.

Doktor Josie Golding, "SARS'ın hatıraları hâlâ taze, korkunun çok büyük olmasının nedenlerinden biri bu, ancak bu tür hastalıklarla mücadele etmek için artık çok daha hazırlıklıyız" diyor.

Yeni virüsün de SARS gibi insandan insana bulaşabildiği teyit edilmiş durumda.

Virüse yakalananlarda hangi belirtilere rastlanıyor?
Virüse yakalananlarda önce yüksek ateş başlıyor. Ardından kuru öksürük şikayetleri gözleniyor. Bir haftanın sonunda ise nefes darlığı sorunları ortaya çıkıyor.

Çin'de bazı hastaların hastanede uzun süreli tedavi altına alınması gerekmişti.

Ancak şu an eldeki bilgiler sadece hastaneye kaldırılan ağır hastaların yaşadıklarıyla sınırlı. Virüse yakalanıp daha hafif bir şekide atlatan olup olmadığı konusunda detaylı bir bilgi henüz yok.

Koronavirüsler orta derece soğuk algınlığından ölüme varacak semptomlara yol açabiliyor.

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), Perşembe günü yeni koronavirüs hakkında "uluslararası kamu sağlığı acil durumu" ilan etti.

İsviçre'nin Cenevre kentinde yapılan basın toplantısında DSÖ Başkanı Tedros Adhanom Ghebreyesus, küresel ölçekte acil durum ilan edilmesinin nedeninin "Çin'de değil, diğer ülkelerde yaşananlar" olduğunu söyledi ve asıl endişenin virüsün sağlık sistemleri zayıf ülkelere yayılması olduğunu belirtti



Ne kadar ölümcül?

Aralık ayında ortaya çıktığı sanılan virüs, şu ana kadar 170 kişinin ölümüne neden oldu. Yani virüse yakalandığı tespit edilenlerin yüzde 2,2'si hayatını kaybetti.

SARS salgınında hastalığa yakalananların yüzde 9'u hayatlarını kaybetmişti.

Ancak virüsün bulaşmasıyla başlayan hastalık sürecinin görece uzun olduğu ve ölü sayısının ilerleyen günlerde artabileceği uyarıları yapılıyor.

Henüz salgının boyutları da tam olarak bilinmediği için bu yeni virüsün yol açabileceği ölümlere dair bir tahmin yürütmek zorlaşıyor.

Virüsün kaynağı ne?
Hastalığın, Çin'in 11 milyon nüfuslu kenti Vuhan'daki Huanan deniz ürünleri pazarından kaynaklandığı tahmin ediliyor.

Çinli yetkililer Hubei bölgesinde toplam 50 milyon kişinin yaşadığı kentlere seyahat kısıtlaması uyguluyor. Vuhan şehri karantinaya alınmış durumda.

Çin genelinde yüz maskesi kullanmak zorunlu hale getirildi, Çin'e bağlı yarı özerk Hong Kong yönetimi de bir dizi önlem açıkladı ve iki ülke arasındaki geçişleri sınırladı.

Uluslararası pek çok havayolu da Çin'e uçuşlarını askıya aldı.

Neden Çin?
Profesör Woolhouse, nüfusun çokluğu ve yoğunluğu ile virüsleri taşıyan hayvanlarla insanların yakın temasının neden olduğunu söylüyor:

"Yeni salgının Çin'de ya da dünyanın bu bölgesinde olmasına kimse şaşırmadı."

Salgının ortaya çıkmasının ardından Wuhan'daki Huanan balık pazarı kapatıldı.
Hangi hayvandan kaynaklanıyor?
Koronavirüsler, önce hayvandan insana bulaşıyor. Ancak virüsleri kitlesel bir salgın tehdidi haline getiren, mutasyona uğrayıp insandan insana bulaşmaya başlamaları.

2019-nCoV virüsünün ilk olarak Vuhan'daki Huanan balık pazarında ortaya çıkmış olabileceği üzerinde duruluyor.

Bazı deniz canlıları koronavirüs taşıyor olabilseler de, pazarda tavuk, yarasa, tavşan, yılan gibi başka hayvanlar da bulunuyor ve bunlardan birinin virüsün kaynağı olması çok daha mümkün görünüyor.

Virüsün kaynaklandığı belirlendiğinde, sorunla baş etmek çok daha kolay olacak.

2003 yılında 800'e yakın kişinin hayatını kaybetmesine neden olan SARS virüsünün yarasalardan yayıldığı düşünülüyordu.

Çinli yetkililer, Vuhan havalimanında uçuşları geçici süreyle askıya aldı.
İnsandan insana nasıl bulaşıyor?
Başta virüsün sadece hayvandan insana bulaşabildiği açıklanmıştı. Ancak daha sonra virüsün, insandan insana da bulaştığı anlaşıldı.

SARS, insandan insana çok kolay bulaşabiliyordu. Virüse yakalanmış bir kişinin kalabalık bir ortamda öksürmesi dahi SARS'ın yayılması için yeterli olabiliyordu.

MERS ise insandan insana daha zor bulaşan bir koronavirüstü.

Yeni virüs solunum yollarını etkiliyor. O nedenle öksürük ve temas yoluyla bulaşıyor olması yüksek bir ihtimal olarak görülüyor.



Çin, virüse yakalananların belirti göstermeye başlamadan hastalığı bulaştırabildiğini açıklamıştı.

Çin hükümeti halktan kalabalık yerlerde maske takmalarını istiyor.
Ne kadar hızlı yayılıyor?

Vakaların sayısı hızla 40'tan 7711'e yükselmiş gibi gözükebilir.

Ancak Çinli yetkililerin testleri yoğunlaştırmasıyla birlikte zaten virüse yakalanmış olan birçok kişi tespit edildi ve bu da virüse yakalan kişi sayısının hızlı biçimde yükselmesine yol açtı.

Salgının ne kadar hızlı yayıldığı konusunda henüz net bir bilgi bulunmuyor.

Virüs mutasyona uğrayabilir mi?
Evet virüsün mutasyon geçirmesi olasılıklar dahilinde. Ancak bunun salgın açısından ne anlama geleceğini söylemek zor.

Mutasyon sonucu insandan insana bulaşma ihtimali artabilir ya da virüse yakalananların yaşadığı semptomlar ağırlaşabilir.

Dünya Sağlık Örgütü ve diğer sağlık uzmanlarının yakından takip edeceği bir konu da ilerleyen günlerde ve haftalarda virüsün mutasyon geçirip geçirmediği olacak.

Son 10 gün içerisinde virüsün insandan insana bulaşma hızının arttığı belirtildi. Bu durumun bir mutasyon sonucu olup olmadığı ise bilinmiyor.

Salgın nasıl durdurulabilir?
Şu an için 2019-nCoV virüsüne karşı bir aşı bulunmuyor. Aşının geliştirilmesi ise en az bir yılı bulabilir.

Eldeki tek seçenek, virüse yakalanmış kişileri tespit edip karantinaya almak.

Hastalarla temas halinde olan kişilerin izlenmesi ve sağlık durumlarının kontrol altında tutulması da uygulanan yöntemler arasında.

Salgını önlemek için seyahat sınırlamaları seçeneği de yürürlüğe konmuş durumda.

Çinli yetkililer yeni virüsün genetik kodunu hızla açığa çıkardı. Bu bilgi, virüsün nereden geldiğini, yayıldıkça ne gibi değişimlere uğradığını ve insanların korunması için ne gibi adımlar atması gerektiğini anlamaya yardımcı oldu.

San Diego'daki Inovio adlı laboratuvarda çalışan bilim insanları yeni virüse karşı aşı geliştirebilmek için yeni tür bir DNA teknolojisi kullanıyor. Şimdilik adı "INO-4800". İnsanlar üzerinde deneme planlarına yaz başında başlayacaklar.

Bilim insanları koronavirüse karşı aşı geliştirmek için zamanla yarışıyor
Inovio, insanlar üzerinde yapılacak denemelerin başarılı olması durumunda daha geniş çaplı denemeler yapılabileceğini, "yılsonuna kadar Çin'deki salgında kullanılabileceğini" söylüyor.

O zamana kadar salgının sona erip ermeyeceğini tahmin etmek imkânsız. Ama Inovio'nun zamanlaması planlar doğrultusunda ilerlerse şirket, yeni aşının bir salgın durumunda en hızlı geliştirilmiş aşı olacağını söylüyor.

Saturday, May 26, 2018

Kutsal Kase (Valensiya Kasesi) Efsanesi Nedir

Kutsal Kase efsanesi Batı Hıristiyanlığında en uzun soluklu efsanelerden biridir. Efsaneye göre Kutsal Kase, Hz. İsa’nın Yahudi ve Romalıların oluşturduğu askeri bir güç tarafından yakalanıp çarmıha gerilerek idam edilmesinden önce Havarileri ile yediği son akşam yemeğinde kullandığı ya da çarmıh esnasında Arimatea’lı Yusuf’un İsa’dan akan kanı doldurduğu ya da her ikisini de kapsayan yani hem İsa’nın son akşam yemeğinde şarap içtiği hem de kanının doldurulduğu kasedir. İsa’nın kanının içinde bulunduğuna inanılan bu Kase efsaneye göre Arimatea’lı Yusuf tarafından asırlardır saklandığı İngiltere’ye götürülmüş ve etrafı boş arazilerle çevrili gizemli bir manastırda iyileşmeyen bir yaradan dolayı acı ve ıstırap çeken gizemli bir kral tarafından korunmaktadır. Bu Kasenin bulunması Kral Arthur’un savaşlarının temel ilgi alanı olmuştur.



Kutsal Kase efsanesi ile ilgili ilk bilgiler Chretien de Troyes’in The Conte del Graal (Kase Efsanesi) adlı romanında bulunmaktadır. Bu romanın ardından 60 yıl içinde (1180-1240) bu efsaneyle ilgili çoğu Fransızca olmak üzere çeşitli Batı dillerinde pek çok roman kaleme alınmıştır. Bu romanlar efsaneyle ilgili aşağı yukarı aynı bilgileri ihtiva etmekteydi. Temelde bunlar ya Kutsal Kase’nin ortaya çıkarılması serüveni ve bu süreçte yaşanan olaylar ya da bizzat Kutsal Kase’nin tarihi ile ilgili bilgiler ihtiva etmektedir.

Kutsal Kase efsanesi 1240’lardan 1800’lü yılların başlarına kadar pek fazla gündemi meşgul etmemiştir. Ancak 19. yüzyılda orta-çağ tarihi ve efsaneleriyle ilgilenen batılı araştırmacılar sayesinde bu efsane tekrar başta romancılar olmak üzere tarihçi ve mitolojiyle ilgilenen araştırmacıların dikkatini çekmeye başlamıştır. Günümüzde ise Dan Brown’un yaklaşık iki yıldır en çok satan romanlar listesinin başında yer alan Da Vinci Şifresi adlı romanı ve Tapınak Şövalyeleri ile ilgili yazılan kitaplarla gündeme taşınan Kutsal Kase efsanesi son günlerde İngiliz şifre uzmanlarının, Staffordshire bölgesindeki küçük bir anıtın üzerinde bulunan esrarengiz yazıttan yola çıkarak İsa’nın ‘Kutsal Kase’sinin yerini belirledikleri ve bu yerinde ülkemiz sınırları içinde olduğunu iddialarıyla yeniden medyanın ilgi konusu olmaya başlamıştır. İşte biz de bu yazımızda bir Dinler Tarihi araştırmacısı olarak Kutsal Kase’nin gerçekte ne olduğu ve bunun ülkemiz sınırları içinde olup olamayacağını kısaca irdelemek istiyoruz.

KUTSAL KASE





Bu bağlamda ilk önce Kutsal Kase’nin mahiyeti ile ilgili yukarıda anlattığımız efsanenin bir an doğru olduğunu yani Kasenin İsa’nın havarileriyle yediği son akşam yemeğinde kullandığı ve çarmıha gerilişi esnasında akan kanının içinde bulunduğu Kase olduğunu varsayalım. Kutsal Kase’nin tarih boyunca çeşitli efsanelere, savaşlara ve bitmek tükenmek bilmeyen sorulara sebebiyet verdiği gerçeğinden hareketle onun basitçe sadece İsa’nın kullandığı ya da kanının içinde bulunduğu bir kadeh olmasının mantıklı olmadığını düşünüyoruz.

Bu nedenle Da Vinci Şifresinde ifade edildiği üzere Kutsal Kase’nin bir kadeh değil, İsa’nın neslini rahminde taşıyan Mecdelli Meryem’in rahmi olduğunu düşünüyoruz. Çünkü başta Roma Katolik Kilisesi ve diğer Hıristiyan Kiliselerinin iddiasının aksine Hz. İsa, Mecdelli Meryem ile evliydi ve muhtemelen bu evlilikten çocuğu vardı. Çünkü İsa’nın bekar olması mümkün değildi. Çünkü o bir Yahudi idi ve dönemindeki Yahudi geleneğine göre evlilik çağına gelmiş bir Yahudi’nin bekar kalması yasaktı. Eğer İsa, bu geleneğe aykırı davranarak evlenmemiş olsaydı İnciller mutlaka bundan bahseder ve normal olmayan bu bekarlığın açıklamasını yaparlardı. [1]

ANTAKYA KASESİ



Nitekim Kutsal Kase ilgili anlatılan bazı efsanelerde İsa, yakalanıp öldürüleceğini anlayınca kendinden sonra öğretisini devam ettirmek için eşi ve neslinin taşıyıcısı olan Mecdelli Meryem’i seçmiş ve ona gerekli talimatları vermişti. Ancak Petrus, bir kadının arkasında ikinci sırada kalmak istemediği için cinsiyet ayırımcılığı yapmış ve Mecdelli Meryem’in İsa ile evli olmadığını, onun gerçekte bir fahişe olduğu tezini yayarak İsa’nın kilisesini kurmak için onu değil kendisini seçtiğini iddia etmiştir. Bunun üzerine Mecdelli Meryem çocuğunu da beraberine alarak Fransa’nın Gaul bölgesine göçmüş ve orada Merovenj sülalesinin kurucusu olmuştur. Dolayısıyla bu efsaneye göre Kutsal Kase, aslında İsa’nın havarileriyle yediği son akşam yemeğinde kullandığı ya da çarmıh esnasında kanının doldurulduğu kadehi değil, Mecdelli Meryem’i yani İsa’nın soylu neslini taşıyan kadını sembolize etmektedir.

GENOVA KASESİ



Eğer Kutsal Kase, İsa’nın soylu neslinin taşıyıcısı olan Mecdelli Meryem’in rahmini temsil eden bir sembol ise o zaman bu sembol Hıristiyanlık tarihinde niçin hep bir sır olarak kalmaya devam etmiştir? Kanaatimizce bu sorunun yanıtını günümüz Hıristiyanlığının mimarı olan Pavlus’un teolojisinde ve Hıristiyanlığın Roma İmparatorluğunun resmi dini olarak kabul edildiği 4. yüzyıldan itibaren yaşanan gelişmelerde aramak gerekir. Burada konumuz bu olmadığı için bu gelişmelerin detayına girmeden sadece şu noktanın altını çizmek istiyoruz.

NANENTOS KASESİ



Kutsal Kase’nin aslında İsa’nın soylu neslinin taşıyıcısı olan Mecdelli Meryem olduğu sırrı, Kilisenin ilan ettiği ilahın aslında ölümlü nesiller dünyaya getirdiğinin fiziksel ispatı oluyordu. Bu da İsa’nın aslında Kilisenin iddia ettiği gibi Kutsal Teslisin ikinci şahsı olan Oğlu Tanrı değil, bir beşer olduğunu kanıtlamaktadır. İsa’nın evli ve çocuk sahibi olması Kilisenin varlığını da sona erdiriyordu. Çünkü Kilise (Roma Katolik Kilisesi) Petrus’a nispetle kurulmuş ve kendini onun halefi olarak görmektedir. İsa’nın neslini sürdürecek çocuğunun olması durumunda onun öğretisini ona kan bağıyla bağlı olanların sürdürmesi söz konusu olacağı için bu durum kendini Tanrının krallığına girmenin ve dolayısıyla da kurtuluşa ermenin yegane yolu olarak gören Kilisenin varlığını tehlikeye sokacaktı. İşte bu tehlikeden dolayı başta Roma Katolik Kilisesi olmak üzere diğer Hıristiyan Kiliseleri devamlı surette Kutsal Kase’nin basitçe İsa’nın kullandığı ve içinde kanının olduğu bir kadeh olduğunu ileri sürerek İsa’nın aslında bir beşer olduğu gerçeğini ima edecek en önemli delili karartmak istemişlerdir.

Kutsal Kase’nin aslında İsa’nın havarileriyle yediği son akşam yemeğinde kullandığı ve içinde kanı olan bir kadeh değil, onun aslında Mecdelli Meryem ile evli olduğu ve bu evlilikten de çocuğu olduğu gerçeğini temsil eden bir sembol olduğu noktasından hareketle kutsal kasenin bir define ya da hazine değil, ancak onlardan çok daha değerli bir gizli bilgi olduğunu söyleyebiliriz. Bu nedenle kasenin peşinde olan define avcılarına bu kasenin kendilerine milyonarca dolar kazandıracak bir antika kadeh değil, Hıristiyanlığın yapı taşı olan İsa’nın aslında Kutsal Teslisin ikinci şahsı olan Oğlu Tanrı değil, bir beşer olduğunu ispat eden bir kanıt olduğunu hatırlatmak istiyoruz.

Dipnotlar
[1] İsa’nın evli olup olmadığıyla ilgili bknz., Mahmut Aydın, “Tanrının Oğlu İsa Evliymiş”, Virgül: Aylık Kitap ve Eleştiri Dergisi, 71, Mart 2004, ss. 49-61.

Süfyani 2019'da Çıkma (Zuhur) İhtimali

Süfyani’nin kimliği ile ilgili İmam Seccad (a.s) şöyle buyurmuştur; O Ebu Süfyan’ın neslindendir.

Üç Ayların Başlangıcı - 08 Mart 2019 Cuma - 1 Receb 1440

SEÇİMLERİN ÖNE ALINMASIYLA BU SÜREÇ BAŞLAMIŞ OLDU

Süfyani Hükümdarlıgı 15 Ay Sürer Buyurur Hadis-i Şeriflerde 15 Ay 2020 Haziran Ayına Tekabul Eder EN DOĞRUSUNU ALLAH BİLİR

Süfyani, Recep Ayı’nda,görünür ve 6 ay içinde suriyeyi işkal eder ve tahta oturur, ancak tahta 9 aydan fazla oturamayacak zira tahta oturur oturmaz yamani (a.s) Ayaklanır ve onu 9 ay sonra tamamen yok eder. Bunu da İmam Sadık (a.s)’dan öğreniyoruz: Süfyani’nin ve Hz yamaninin ayaklanması, bir senede olacak.[1] Ve tekrar başka bir hadisinde de, Süfyani Recep Ayı’nda çıkacak diye buyurur.[2] Çıkışları bir sene olacak ancak zuhurları farklı dır, Süfyani’nin çıkışının ardından, en fazla 9 ay sonrasında, Hz Mehdi zuhur edecek demektir. Ve ayriyeten, başka hadislerde de, Süfyani ayaklandıktan 6 ay sonra Yamani (a.s) çıkacak diye söylenmiştir.

Süfyani saldırısını şamdan başlayacak(Suriye) ve bu konuda bir çok hadiste geçmiştir Hz ali (a.s) bu konu ile ilgili şöyle buyurmuştur Şamdan üç bayrak çıkacak birincisi Ashab, ikincisi abkağ ve üçüncüsü Sufyani dır[3]

İmam Bakır a.s bir rivayetinde şöyle buyurdu: Ey Caber, Şam’da (Suriye) bir fitne çıkacak ki, bu fitneden kurtulma yolları aranacak. Ancak Kaim(Hz Mehdi a.s) gelene kadar asla bulamayacaklar. Gaybet-i Numani s 327

İmam Ali a.s buyurur: Batı ülkeleri Şam’a saldırdığında, büyük ve korkutucu bir savaş çıkararak, Şam’ı işgal edecekler. O zaman kuru bölgede Süfyani’nin çıkışını bekleyin. Gaybet-i Şeyh Tusi Sayfa 461

Kaynak:

[1] ..Numani gaybet,S 376
[2] . Şeyh seduk C 2 S 558
[3] .. Ali kurani moğcemol ahadis emam mehdi C3 s81


Saturday, February 24, 2018

Bekir Hazar Guta ve Hz.Mehdi Zuhuru

Ahmed Ziyâüddin Gümüşhanevî Hazretleri’nin hazırladığı Ramuz el-Ehadis isimli hadis mecmuasından alınan, Şam (Suriye) ile ilgili hadisi şerifleri derlerdik.

Derlediğimiz hadislerden Şam’ın (Suriye) İslam Dünyası açısından son derece önemli olduğu ve kıyamet ile ilgili olayların önemli bir bölümünün burada meydana geleceği görülmektedir.

Ramuz el-Ehadis'te Geçen Suriye (Şam) İle İlgili Hadisler:

Ne mutlu Şam'a. Zira Allah-u Zülcelâl Hazretlerinin melekleri Şam üzerine Kanatlarını germiş bulunur. Ravi: Hz Zeyd İbn-i Sabit (R.A.)

Melhameler vuku bulduğunda Allah-u Teâlâ Şam cihetinden "Mevâlî" kabilesinden bir gurubu gönderir ki onlar Arab'ın en iyi ata binenleri ve silâhlı olanlarıdır. Allah, onlar sebebiyle bu dini kuvvetlendirir. Ravi: Hz. Ebu Hüreyre (R.A.)

İnsanlar için üç temerküz noktası vardır: Antakya Amik'inde olan Melhame-i Kübra’da toplanma merkezi Şam olur. Deccal vakasında merkezleri Kudüs, Ye'cüc hadisesinde Tûr-u Sina. Ravi: Hz. Hüseyin (R.A.)

Zira orası Melhamelerde müslümanların toplandığı yerdir. Onun karargâhı da "Guta" denilen yer olacaktır. Ravi: Sahabelerin bazılarından

Melhame-i Kübra gününde müslümanların merkezi Şam şehrinde "Guta" denilen yerdedir. O gün müslümanların menzillerinin en hayırlısı orasıdır. Ravi: Hz. Ebud Derda (R.A.)

Şam ehli helak olduğunda, ümmetimde hayır kalmaz. Bununla beraber Deccal ile savaş oluncaya kadar ümmetimden bir taifenin "hak üzere" galip olması devam edecektir. Ravi: Hz. Muaviye İbn-i Kurre (R.A.)

Allah (cc) bu ümmeti yarım günden öteye geri bırakmaz, Şam bir adamın ve Ehl-i Beytinin sofrasını görmedikçe. Şam o adamın sofrasını gördüğünde Konstantiniyye feth olunur. Ravi: Hz. Ebu Salebe (R.A.)

Yakında Hadramut'tan veya Hadramut denizinden bir ateş çıkacak ve kıyametten evvel insanları toplayacak.

Dediler ki: "Ya Resûlullah, bize ne emredersin?"

Buyurdu ki: "Siz Şam'a gitmeye bakın. Ravi: Hz. İbn-i Ömer (R.A.)

Ebdallar Şam ehlindendir. Onların sayesinde yardım görülür. Ve onlar sayesinde rızıklanılır. Ravi: Hz. Avf İbn-i Malik (R.A.)

Şam ehli Allah'ın yeryüzündeki kamçısıdır. Kullarından dilediğinden onlar vasıtası ile intikam alır. Onların münafıklarının, mü'minler üzerine galib gelmelerinin imkânları yoktur. Onlar ancak hem, gayz, gam ve hüzün içinde ölürler. Ravi: Hz. Hüseyin İbn-i Fatik (R.A.)

Bekir Hazar Guta Hakkındaki Yazısı

Magido Dağı...

İbranice'de HAR-MEGİDO...
Akdeniz'den 15 mil içeridedir.
Tel Aviv'den 55 mil kuzeydedir.
Yahudiler bu dağa Kıyamet savaşının kopacağı yer olarak inanır.
Aziz Yuhanna İncili'nde der ki;
"Bir gün gelecek çok büyük bir savaş yaşanacak.
O büyük savaş Şam civarında olacak."

Aziz Yuhanna İncil'i tarih boyunca tercüme edilmiştir.
İbranice'den İngilizce'ye sayısız dile çevrilmiştir.
Her tercümede her kafadan bir ses çıkmıştır.
Dolayısıyla ortaya çok farklı bir İncil çıkmıştır.
Yahudiler ve Evangelistler İncil'de bahsi geçen "Büyük savaş"a isim takmıştır.
O İsmin adı; "ARMEGEDON"dur.
Yani 3. DÜNYA SAVAŞI.
Savaşların en büyüğü.

İslam dininde de "BÜYÜK SAVAŞ" vardır.
Ona; Melhame-i Kübra adı verilmiştir.
Peygamber Efendimiz bir Hadis-i Şerif'te buyuruyor ki;
"Melhame-i Kübra gününde Müslümanlar'ın fustatı (çadırımerkezi)
Şam şehrinde GUTA denilen yerdedir.

O gün Müslümanlar'ın menzillerinin en hayırlısı orasıdır."

Mehdi Aleyhisselam'ın ilk zuhur edeceği dönemde yaşanacak
en büyük ve en kanlı savaşın adıdır Melhame-i Kübra.
O gün Müslümanlar Şam'da GUTA bölgesinde konuşlanacaktır.
Peygamber Efendimiz yüzyıllar öncesinden GUTA'yı işaret etmiştir.
"Büyük Savaş geldiğinde sizin için GUTA'daki menzil en hayırlısıdır" demiştir.
O gün zafer GUTA'da yerleşenlerin ve Allah'a inananların olacaktır.
Ve önceki gece saatler 02.30.
İnsanlar uyuyor.

Bebekler ana koynunda...
Çocuklar rüyada... Şam semalarında Esad'ın savaş uçakları şehri gürültüye boğuyor.
Jetler bir bölgeye geldiğinde ard arda bombalar bırakıyor.
O bombalardan SARİN gazı akıyor bir bölgeye.
1700 kişi kimyasal silahla yerlerde debeleniyor.
Çocuklar, bebeler nefes alamıyor, daralıyor, çırpına çırpına can veriyor.
O bölgenin adı; GUTA.

Yahudi ve Evangelist inancında Armegedon savaşının yaşanacağı yer.
İslam dininde ise Melhame-i Kübra..

Yani Büyük Savaş'ta Müslümanlar'ın ordugahının bulunduğu yer.
Yüzlerce yıl önce Peygamber Efendimiz "GUTA" diyor.
İslam dünyası "GUTA"yı yüzyıllardır konuşuyor ve biliyor.
İşte bu bölgeyi şimdi tüm dünya da tanıdı.

Kimyasal silah kullanarak savaş suçu işleyen Esad'ı
"Bruce Willis'in Armagedon" sinema filmini izler gibi
Alaska frigo yiyerek seyreden DÜNYA şunu bilmeli ki; GUTA artık bir Dünya Markası olmuştur.
GUTA çocukların ve bebeklerin zalimce uykuda SARİN gazıyla öldürüldüğü yer olarak tarihe geçmiştir.

Siz kalkın ARMEGEDON deyin.
Ben diyorum ki; "MELHAME-İ KÜBRA" günü geldiğinde...
Şam'da saf tutacak o güzel insanlar...

Bebeklerin öldürüldüğü GUTA'nın anısına orduyu burada konuşlandıracaktır.
GUTA katliamı, Kıyamet Savaşı'na kadar unutulmayacaktır.
Ve tabii mahşer günü o mizan kurulduğunda da...

Cani katillere o gün mahşerden sonra gidecek tek yer vardır.
Orası da Şam'dan binlerce derece daha sıcaktır.
Cehenneme kadar yolunuz var!!!


Wednesday, February 21, 2018

Mavi Balina Oyunu Nedir Nasıl intihara Sürüklüyor?

'Mavi Balina' adlı oyun, onlarca gencin canını aldı! Hala oynanmaya devam ediyor... Peki nedir bu Mavi Balina olayı?

İnternet üzerinden oynanan bir bilgisayar oyunu, geçtiğimiz 6 ay içinde gerçekleşen 130 gencin intiharıyla ilişkisi olabileceği sebebiyle soruşturuluyor. 'Blue Whale', yani 'Mavi Balina' adlı oyunda, oyuncular 50 talimatı yerine getirmek zorunda ve bunlardan bazıları ölümcül olabiliyor.

Gençler arasında yayılan ve dünya çapında yüzlerce intihar olayıyla bağdaştırılan Mavi Balina isimli oyununun yaratıcısı Rusya'da 3 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Ancak oyunla ilişkilendirilen ölümler sonlanmış değil. Aksine her geçen gün artıyor.



En son Almanya'da yaşayan Türk genci Furkan Şen, bu oyun yüzünden trajik bir şekilde intihar etti.

Olay yerine gelen polis, odasındaki elbise dolabına kendini asan gencin intihar etmeden önce Blue Whale (Mavi Balina) adlı oyunu oynadığı ve oyunda gereğini yerine getirmek için kendisini öldürmüş olabileceğini belirtti.

Yaklaşık 2 yıl önce Rus sosyal medyası üzerinde ortaya çıktığı belirtilen rahatsız edici oyun Mavi Balina, 50 gün boyunca giderek korkunç hale gelen 50 görevden oluşuyor. Kendini sakatlayabilecek görevlerden korku filmlerini izlemeye kadar sıra dışı şeyler yer alıyor. Son görev olarak ise gençlerden intihar etmeleri isteniyor

Mavi Balina adlı oyunda yönetici konumunda olan kişilerin, kişisel bilgilerini ele geçirdikleri kurbanlarına şantaj da yaptığı, bu şekilde oyunda kalmaya zorladıkları ifade ediliyor.

ABD, Fransa ve İngiltere'deki okullar, artık ebeveynlere yönelik uyarılar yayınlamaya başladı. 

BTK, geçtiğimiz günlerde konuyla ilgili tespitlerini paylaştı. Açıklamaya göre oyun tarayıcı tabanlı değil ve sosyal medya gibi ortamlarda oyun yöneticisi tarafından gizlice gönderilen linklerle çocuklara ulaşıyor. Oyunun engellenmesine yönelik standart bir adresi bulunmuyor. Oyun, kullanıcılar arasında özel linkler paylaşılarak oynatılıyor.

Oynamak isteyenlere internet korsanları tarafından virüs içerikli bir link gönderiliyor. Bu linkle kişisel bilgileri çalınan gençler, yakınlarıyla ilgili tehdit, şantaj ve siber zorbalığa maruz kalıyorlar.

Oyuna katılanların, oyun üreticisinin bilinçli tercihiyle gece yapılması istenen ürkütücü görevlerle ruh sağlıkları bozuluyor. 50 gün devam eden bu sürecin sonunda, oyunu oynayanlarda yanlış değer yargıları ve değersizlik hissi uyandırılıyor, son görev olarak da intihara yönlendirme sağlanıyor.

Wednesday, February 14, 2018

Evde Kedi Beslemek Günah mı? - İslam’ın Kedilere Bakışı Nedir?

Kedi pis değildir. Gezdiği yerlerde namaz kılınır.

Sahabeden bir hanım anlatır:

Abdest alması için bir kaba su koymuştum. Kedi gelip bu kaptan su içince dayım Ebu Katade biraz daha su içmesi için, kabı kedinin önüne uzattı. Benim hayretle baktığımı görünce, dedi ki:

Niye hayret ettin? Resulullah efendimiz buyurdu ki:

Kedi necis değildir. Etrafınızda çok dolaşan [sevimli ] bir hayvandır.

| Kaynak: Tirmizi, Nesai, Ebu Davud, Muvatta

Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in Kedisi Müezza:)

Kedilere İslam dininde de büyük önem verilmiştir. Ancak bir kedi vardır ki, tüm İslam âlemindeki kedilerin kaderini değiştirmiştir. Belki de değiştirmesi görevi yüklenmiştir. O’nun adı Muezza’dır. Çünkü o, Peygamberimiz Hz. Muhammed’in kedisidir. Muezza, birden fazla kedisi olduğuna inanılan Peygamberimizin en sevdiği, karamel rengi bir habeş kedisidir.

Bir gün Muezza, Peygamberimizin tam da giysisinin yenine kıvrılıp uyur. Peygamberimiz namaza çağrılınca, kediyi rahatsız etmektense giysisinin yenini keser. Döndüğünde Muezza, sahibinin önünde eğilir; bunun karşılığında da üç kere sırtı okşanır. Rivayete göre kedilerin sırt üstü düşmemesinin sırrı, Muezza’nın sırtına yüce peygamberimiz ellerinin değmesidir.



Pek muhtemel bir sokak kedisi olduğu tahmin edilen Muezza’nın “Mekke’nin kavurucu sokaklarından Hz. Muhammed’in ilgisi ile kurtulmuş” olduğu rivayet edilir. Kendisi de sıkı bir kedi dostu olan ve hadisleri aktaran Abu Hurayra, (Anlamı: Kedi babasıdır) Hz. Muhammed’in, kedilerin ticari alım satımını da yasaklattığını söyler.

Yine onun vasıtasıyla aktarılan bazı hadislerde “Kedisine eziyet eden bir kadının cehennemde çektiklerinden” bahsedilir. Mesaj oldukça açıktır! Kedilere iyi muamele şarttır! Bir başka efsane önerme ise “Bir kediyi öldürürsen yedi cami yaptırman gerekir” yaptırımıdır.

Günümüzde genelde İslam ülkelerinde “Muezza” marka kedi mamaları raflarda yerini almıştır. Muezza hakkında Prophet’s Cat (Peygamberin Kedisi) isimli yayınlanmış bir de kitap yayınlanmıştır. Ama ne acıdır ki Muezza gibi nice kedilere nasıl muamele edileceği, maalesef Müslümanların kalbindeki raflarda yerleşmesi gerektiği yeri bulamamıştır.

Kediler İle İlgili Hadisler:

Ebu Hureyre: Sen Kedi Babasısın!

Peygamber efendimiz (s.a.v): -“Kediyi sevmek imandandır”,

-“Niçin?” diye sormuşlar.

-“Ebu Hureyre bilir” demiş.

| Buhari – Hadis No: 2161

Resulullah (s.a.v) buyurdular ki:

Bir insan, eve hapsettiği bir kedi yüzünden cehenneme gitti. Kediye yiyecek vermemiş, yeryüzünün haşeratından yemeye de salmamıştı.

| Buhari – Hadis No: 1977

Ravi -ki, İbnu Ebi Katade’nin nikahı altında idi- anlatıyor:

“Ebu Katade (ra) yanıma girdi. Kendisine abdest suyu hazırladım. Bu sırada, sudan içmek üzere bir kedi geldi. Ebu Katade kabı uzattı, kedi içti.”

Kebşe sözlerine devamla der ki:

Ebu Katide kendisine bakmakta olduğumu gördü ve:

“Ey kardeşimin kızı, buna hayret mi ediyorsun?” dedi.

Ben de: “Evet!” demiş bulundum.

Bunun üzerine Resulullah (s.a.v):

“Kedi necis değildir. Kedi sizin tarafınızda çokça dolaşır buyurdular” dedi.

| Hadis No: 3513

Davud İbnu Salih İbni Dinar et-Temmar, annesinden anlatıyor:

“Efendim beni, Hz. Aişe (ra)’ya bir miktar yemekle gönderdi. Gelince Hz. Aişe’yi namaz kılıyor buldum. Bana, elimdekini koymamı işaret etti. (Ben de bıraktım). Ancak bir kedi gelerek üzerinden yedi. Hz. Aişe (ra), namazından çıkınca, kedinin yediği yerden yemeği (bir miktar) yedi. Sonra da şu açıklamayı yaptı: “Resulullah (s.a.v): “Kedi necis değildir, o sizi çokça dolaşan birisidir” demişti. “Ben ayrıca Resulullah (sav)’ın kedinin artığıyla abdest aldığını gördüm.

| Hadis No: 3514

Bir olay üzerine de yaygın olarak bu hadis söylenmiştir;

“Sahabe’den bir zât daima Resûl-ü Ekrem’in yanında bulunur, söze karışmaz daima dinlermiş, munis, orta boylu, siyah saçlı, siyah gözlü, zayıf bünyeli fakir bir zât imiş. Eshab-ı sofa ile yemek yer çok konuşmaz. Gözleri yaşlıdır. İyiliği sever.”

Resûl-ü Ekrem de kendisine hoş nazarla bakar, kendisini severmiş. Ara sıra kendisi ile görüşürmüş ve bazı görüşmelerde tebessüm ederlermiş. Küçük bir kulübe gibi evde otururmuş. Sokakta kalmış kedileri götürür onları yedirir severmiş. Resûl-ü Ekrem’in bundan haberi yokmuş. Sahabeler bir gün Resûl-ü Ekrem’e söylemişler:

“Pis kedileri toplayıp kulübesinde bakıyor!” demişler.

Resûl-ü Ekrem bir şey söylememiş. Bir gün sokakta görmüş, bu zât bir kedi yavrusu bulmuş.

Resûl-ü Ekrem’e sahabelerin söylediğini, kendisi de bildiği için Resûl-ü Ekrem birşey söyler diye, kediyi hemen hırkasının içine saklamış.

Resûl-ü Ekrem kendisine,

“Hırkanın altında ne sakladın” demiş. Hırkayı açmış, küçük bir kedi yavrusu…

Resûl-ü Ekrem yavruyu sevmiş, okşamış, ve o zâta:

“Ebu Hureyre: Sen kedi babasısın” demiş.

İsmi artık böyle kalmış.

Biz de Resûl-ü Ekrem’in koyduğu isme hürmet için o zâtın ismini söylemiyoruz.

Bir gün bir sohbette Resûlullah efendimiz:

“Hubbül hırratı minel iman” Buyurmuş. Yani “Kediyi sevmek imandandır.”

“Niçin?” diye sormuşlar.

“Ebu Hureyre bilir” demiş, başka bir şey söylememiş.

Ve Eba Hureyre’ye bir çok daha ledunni sırlar söylemiş.

Ona söylediği sırları Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer, Hz. Osman, Hz. Ali bile bilmezdi.

Eba Hureyre’den beş hadis rivâyet edilmiştir. Fazla değil.

Kendisine:

“Bize de söyle Resûl’un sana söylediklerini…”

“Söylersem kâfir oldu diye başımı vurursunuz!” demiş.

Eba Hureyre’nin bildiğini hiç kimse bilmez.

Resûlü Ekrem’in Eba Hureyre’ye ledunni sırlardan söylemesi ne sebeptendir? Ve niçin Eba Hureyre’yi seçmiştir?

Bu da sır değildir amma ne faydası var, onun gibi olamadıktan sonra…

Merak etmek, birşeyi öğrenmek bazen insanı küfre götürür.

“Tehlike ile karşılaşmamış olan insan, cesaret hakkındaki sorulara cevap veremez.”

Meçhul, Sır kelimeleri insanın akıl hududunun ötesine habersiz hürmetin gizlendiği kelimelerdir.

Ebu Bekir Vasiti hazretleri anlatır:

Bir gün giderken başımın üzerinde bir kuş uçmaya başladı. Dalgınlıkla kuşu yakaladım. O elimde iken, başka bir kuş daha uçuyordu. Elimdeki kuşun annesi sanarak kuşu elimden bıraktığım anda, kuş öldü. Buna çok üzüldüm. O günden sonra bende bir sıkıntı başladı ve bir sene geçmedi. Bir gece Peygamber efendimizi rüyamda gördüm. Bir senedir, o kadar çok sıkıntının tesirinde kaldığımı, çok zayıflayıp ayakta namaz kılamaz hâle geldiğimi arz ettim. O zaman; “Bunun sebebi, o kuşun, senden şikayetçi olmasıdır” buyurdu. Evimizdeki kedi yavrulamıştı. Ben bu sıkıntı içinde düşünürken, bir yılanın kedi yavrularından birisini yakalamaya çalıştığını gördüm. Bastonumu yılana vurunca, kaçtı. Kedinin annesi gelip yavrusunu alıp gitti. Ondan sonra iyileştim; namazlarımı ayakta kılmaya başladım. O gece rüyamda yine Peygamber efendimizi gördüm. (İyi olmanın sebebi, bir kedinin senin için teşekkür etmesidir) buyurdu.

Monday, February 12, 2018

Vallahi Zafer İslamındır

Al-i İmran Suresi, 123. ayet: Andolsun, siz güçsüz iken Allah size Bedir'de yardımıyla zafer verdi. Şu halde Allah'tan sakının, O'na şükredebilesiniz.

Al-i İmran Suresi, 126. ayet: Allah bunu (yardımı) size ancak bir müjde olsun ve kalpleriniz bununla tatmin bulsun diye yaptı. 'Yardım ve zafer' (nusret) ancak üstün ve güçlü, hüküm ve hikmet sahibi olan Allah'ın Katındandır.

Enfal Suresi, 67. ayet: Hiçbir peygambere, yeryüzünde kesin bir zafer kazanıncaya kadar esir alması yakışmaz. Siz dünyanın geçici yararını istiyorsunuz. Oysa Allah (size) ahireti istemektedir. Allah, üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.



Tevbe Suresi, 14. ayet: Onlarla çarpışınız. Allah, onları sizin ellerinizle azaplandırsın, hor ve aşağılık kılsın ve onlara karşı size zafer versin, mü'minler topluluğunun göğsünü şifaya kavuştursun.

Tevbe Suresi, 52. ayet: De ki: "Siz bizim için iki güzellikten (şehidlik veya zaferden) birinin dışında başkasını mı bekliyorsunuz? Oysa biz de, Allah'ın ya Kendi Katından veya bizim elimizle size bir azap dokunduracağını bekliyoruz. Öyleyse siz bekleyedurun, kuşkusuz biz de sizlerle birlikte bekleyenleriz.

Şuara Suresi, 227. ayet: Ancak iman edenler, salih amellerde bulunanlar ve Allah'ı çokça zikredenler ile zulme uğratıldıktan sonra zafer kazananlar (veya öclerini alanlar) başka. Zulmetmekte olanlar, nasıl bir inkılaba uğrayıp devrileceklerini pek yakında bileceklerdir.

Ankebut Suresi, 10. ayet: İnsanlardan öylesi vardır ki, "Allah'a iman ettik" der; fakat Allah uğruna eziyet gördüğü zaman, insanların (kendisine yönelttikleri işkence ve) fitnesini Allah'ın azabıymış gibi sayar; ama Rabbinden 'bir yardım ve zafer' gelirse, andolsun: "Biz gerçekten sizlerle birlikteydik" demektedirler. Oysa Allah, alemlerin sinelerinde olanı daha iyi bilen değil midir?

Ahzab Suresi, 25. ayet: Allah, inkar edenleri kin ve öfkeleriyle geri çevirdi, onlar hiçbir hayra varamadılar. Savaşta Allah (yardımcı ve zafer nasib edici olarak) mü'minlere yetti. Allah çok güçlüdür, üstün ve galib olandır.

Saffat Suresi, 172. ayet: Gerçekten onlar, muhakkak nusret (yardım ve zafer) bulacaklardır.

Zümer Suresi, 61. ayet: Allah, takva sahiplerini (inanarak ve inançlarını uygulayarak) zafere ulaşmaları dolayısıyla kurtarır. Onlara kötülük dokunmaz ve onlar hüzne kapılmayacaklardır.
Muhammed Suresi, 4. ayet: Öyleyse, inkar edenlerle (savaş sırasında) karşı karşıya geldiğiniz zaman, hemen boyunlarını vurun; sonunda onları 'iyice bozguna uğratıp zafer kazanınca da' artık (esirler için) bağı sımsıkı tutun. Bundan sonra ya bir lütuf olarak (onları bırakın) veya bir fidye (karşılığı salıverin). Öyle ki savaş ağırlıklarını bıraksın (sona ersin). İşte böyle; eğer Allah dilemiş olsaydı, elbette onlardan intikam alırdı. Ancak (savaş,) sizleri birbirinizle denemesi içindir. Allah yolunda öldürülenlerin ise; kesin olarak (Allah,) amellerini giderip-boşa çıkarmaz.

Fetih Suresi, 3. ayet: Ve Allah, sana 'üstün ve onurlu' bir zaferle yardım etsin.

Fetih Suresi, 24. ayet: Onlara karşı size zafer verdikten sonra, Mekke'nin göbeğinde ellerini sizden ve sizin de ellerinizi onlardan çeken O'dur. Allah, yaptıklarınızı hakkıyla görendir.

Saff Suresi, 13. ayet: Ve seveceğiniz bir başka (nimet) daha var: Allah'tan 'yardım ve zafer (nusret)' ve yakın bir fetih. Mü'minleri müjdele.

Friday, February 02, 2018

Başkanlık Sistemi Nedir? - Başkanlık Sistemi Hakkında

Başkanlık Sistemi Nedir?

Başkanlık sistemi, en basit tanımı ile devlet yönetiminde tek bir kişinin başkanlığında hükümet etme ve devleti yönetme esasına bağlı siyasi bir sistemdir. Başkanlık sisteminde yasamanın yürütmeyi fesih etme yetkisi bulunmamaktadır.

Başkanlık sistemi yasama, yürütme ve yargı organları arasında kesin bir ayrıma dayanmaktadır. Yürütmenin iktidar olanakları başkanlık sistemi ile kesin suretle genişlemektedir.

Başkanlık Sistemi Özellikleri Nelerdir?
Başkanlık sistemini diğer parlamenter sistemlerden ayıran en büyük ve en temel özellik yürütmenin nasıl ve ne şekilde gerçekleştirildiğidir. Diğer sistemlerin aksine başkanlık sisteminde yürütme ile yasama organı iç içe geçmemiş durumdadır. Başkanlık sistemi temel olarak aşağıdaki özellikleri barındırmaktadır:

Devlet başkanı herhangi bir şekilde yasa tasarısı sunamamasına rağmen, yasama kararlarını veto etme hakkı bulunmaktadır. Bir üst merci de bu vetoyu iptal edebilir.
Başkan yasada belirlenen süre zarfınca görev alabilmektedir. Güvensizlik ortamı sebebiyle hükümet düşürmek mümkün değildir. Ancak daha önce bazı ülkelerde yasaları çiğnediği sebebiyle erken seçim kararı alınmıştır.



Yürütme organı kişiler üstü bir kurum olarak görünmektedir. Bakanlar Kurulu başkanın düşüncesine ve siyasi tutumuna göre hareket eder. Ancak mahkemelere herhangi bir suretle karışamaz ve emir veremez. Bakanlar Kurulu yada ordudan bir şahsa direk olarak müdahale edebilme yetkisi yine başkanda bulunmaktadır.

Başkanlık sisteminde herhangi bir suçtan hüküm giymiş mahkumları affetme yada cezalarını hafifletme yetkisi başkanın elinde bulunmaktadır.
Başkan doğrudan halk tarafından seçilmektedir.
Yürütme organı tek kişiden oluşmaktadır.
Başkanlık Sistemi Hangi Ülkelerde Var? Hangi Ülkeler Başkanlık Sistemi İle Yönetilir?
Günümüzde başkanlık sistemi ile yönetilen ülkeler;  Afganistan, Amerika Birleşik Devletleri, Arjantin, Azerbaycan, Belarus, Bolivya, Brezilya, Dominik Cumhuriyeti, Endonezya, Ermenistan, Ekvator, El Salvador, Filipinler, Guatemala, Güney Kore, Haiti, Honduras, İran, Kazakistan, Kenya, Kıbrıs, Kolombiya, Kosta Rika, Liberya, Meksika, Nikaragua, Nijerya, Panama, Peru, Seyşeller, Sierra, Leone, Sri Lanka, Sudan, Surinam, Şili, Tanzanya, Türkmenistan, Uganda, Uruguay, Venezuela, Zambiya’dır. Bu ülkeler içerisinde sadece beş tanesi demokrasi ile yönetilmektedir.

Başkanlık Sisteminin Avantajları Nelerdir?
Başkanlık sistemini savunan uzmanlar bu sistemin avantajlarını şöyle sıralamışlardır;

Doğrudan Yetki: Doğrudan halk tarafından seçilmiş olması, başkanın anayasal gücünü arttırmaktadır. ABD gibi başkanlık sistemlerinde başkan, halk oylamasının ardından seçiciler kurulu tarafından seçilmektedir.

Kuvvetler Ayrılığı: Başkanlık sistemi ile yasama ve yürütme organları birbirinden ayrılmaktadır. Bu sebepten dolayı iki kurumun da birbirini denetleyerek yetkilerini kötüye kullanmasını engellerler.
Hızlı Karar Mekanizması: Güçlü ve kati yetkilerle donatılan başkan ile alınacak kararlar hızlanır.
İstikrar: Sabit bir görev süresine sahip olacak olan başkan, her an değişebilecek olan bir başkana göre daha istikrarlı bir ortam oluşturmaktadır.

Başkanlık Sisteminin Dezavantajları Nelerdir?

Aslında burada başkanlık sisteminin dezavantajları yerine başkanlık sisteminin eleştirileri tabirini kullanmak daha doğru olacaktır. Başkanlık sistemine yapılan eleştiriler genel itibariyle dört ana başlık altında toplanmaktadır.

Otoriter rejime olan eğilim: Birçok bilim uzmanı başkanlık sisteminin istikrarlı olmadığını savunur ve demokratik olmayan bir sistem yaratma riski bulunduğunu savunur.
Kuvvetler ayrılığı: Birçok durumda devletin organları arasında tıkanıklıkların olabileceği savunulur.
Başkanlık değişiminde engeller: Başkan olan kişinin süre zarfınca değiştirilmesinin çok zor olması siyasi bilimcilere göre risk arz etmekte.
Ülkelerin siyasi geleneklerine göre farklılıklar: Siyasi bilimcilere göre kendine özgü bir başkanlık sistemi bulunan ABD haricinde başkanlık sisteminde istikrarlı ve iyi işleyen başka bir ülke bulunmamaktadır.

Başkanlık Sisteminin Türkiye Şartlarında Uygulanabilirliği?
Başkanlık sistemi, Amerika Birleşik Devletleri ve harici birkaç örnek dışında demokratik bir siyasi sistemi sürdürememiştir. Özellikle Latin Amerika ülkelerinde birçok kez denenmiş ancak, başkanlık sistemi yerini askeri rejimlere bırakmıştır. Bu sebep ve örneklerden dolayı dünya üzerinden başkanlık sisteminden çok, demokratik olmayan bir işleyişten bahsetsek abes kaçmaz.

Başkanlık sisteminde seçimleri tek bir aday kazanmakta ve bu aday da kabine üyesi olan bakanları atayarak yürütme organı gücünü tek başına eline geçirmektedir. Türkiye gibi demokrasi geleneği ve demokratik yapısı tam olarak oturmamış ülkelerde sistemin demokratik yapıdan uzaklaşması çok kolay bir şekilde gerçekleşebilir.

Başkanlık sisteminde yürütme organı tek bir kişi tarafından kontrol edilecek olması, sistemin ve ülkenin demokratik işleyişine zarar verebilir. Parlamenter sistemde hükümet düzenli olarak denenmekte iken başkanlık sisteminde böyle bir durum söz konusu değildir. Başkan yasamaya karşı sorumlu değil, sadece halka karşı sorumludur. Bu sebeplerden dolayı demokratik sistemin devamı için parlamenter sistemler daha uygun gözükmektedir.

Başkanlık sistemlerinde sağ ve sol iki merkez parti öne çıkmaktadır. Parlamentoda bulunan çeşitlilik bu sebepten dolayı ortadan kalkar ve liberal demokrasiye ket vurulur.

Sonuç olarak Türkiye’de demokratik rejimin sürmesi ve daha sağlam şekilde oturabilmesi için parlamenter sistem daha uygun gözükmektedir. Başkanlık sistemi bu demokratik ortamı koparma tehlikesi barındırmaktadır.

Wednesday, January 31, 2018

Kadında Edeb ve İffet

İffet kadının namusudur, asaletidir, güzelliğidir, süsüdür, ziynetidir, güzel ahlâkıdır. Kadının edepli ve hayâlı oluşu, utanma duygusu, evine, kocasına ve çocuklarına bağlı oluşu, doğruluğu ve iyiliği “iffet” kavramının mânâsı içinde yer alır.

İffetli olmak kadının da, erkeğin de güzel ahlâkındandır. Evlilik iffetin koruyucusudur. Eşlerin birbirlerini haramdan alı koymaları ve iffetli olmaya yönlendirmeleri aile hayatının en tatlı ibadet halidir. Bedîüzzaman Hazretlerine göre, kocasının Allah korkusundaki duyarlılığına bakıp, “Ebedî arkadaşımı kaybetmeyeyim” diye Allah korkusunu tatmaya başlayan kadın bahtiyar olduğu gibi; karısının dindarlığına ve iffetine bakıp hayat arkadaşını ebedî hayatta da kendi yanında ve kendisini seviyor bulmak için dindarlığı ve iffeti yaşayan erkek de bahtiyardır.1



Cenâb-ı Hak buyuruyor ki:

“Allah gözlerin haince harama bakışını da bilir, gönüllerin sakladığını da.”2

“Mü’minler kurtuluşa ermiş ve umduklarına kavuşmuşlardır. Çünkü onlar namazlarını huşu ile kılarlar. Onlar dünya ve âhiretlerine faydası olmayan her türlü şeyden yüz çevirirler. Onlar zekâtlarını verirler. Onlar namuslarını korurlar.”3

“Mü’minlere söyle! Gözlerini haramdan sakınsınlar. Namuslarını da korusunlar. Bu, onların temizliği için daha uygundur. Muhakkak ki Allah, onların yaptıklarından hakkıyla haberdardır. Mü’min kadınlara da söyle! Gözlerini haramdan sakınsınlar. Namuslarını korusunlar! Ziynetlerini, görünmesi zarurî olan kısımlar müstesna, açığa vurmasınlar.”4

Peygamber Efendimiz (asm) buyurdu ki:

“Siz iffetli ve namuslu olunuz ki, kadınlarınız da iffetli ve namuslu olsunlar. Siz babalarınıza karşı iyi davranınız ki, evlâtlarınız da size iyi davransınlar. Kim Müslüman kardeşine yapmış olduğu bir kötülükten dolayı özür diler, o da özrünü kabul etmezse, o kişi, başında bulunduğum Kevser havuzunun yanına varamaz.”5

“İffetli olunuz ki, hanımlarınız da iffetli olsunlar. Anne ve babanıza iyilik ediniz ki, çocuklarınız da size iyilik etsinler.”6

“Siz şu altı şeyi kabul edin; ben de Cennete girmenize vesile olmayı kabul edeyim:

1- Konuştuğunuzda yalan söylemeyin.

2- Söz verdiğinizde sözünüzden dönmeyin.

3- Size güvenene hıyanet etmeyin.

4- Harama karşı gözünüzü yumun.

5- Harama elinizi uzatmayın.

6- İffetinizi koruyun.”7

“Dört haslet vardır ki, kime verilmişse ona dünya ve âhiretin hayrı verilmiş demektir: 1- Zikreden bir dil, 2- Şükreden bir kalp, 3- Musîbete sabreden bir beden, 4- Namusunu ve kocasının malını koruma hususunda hıyaneti düşünmeyen bir kadın.”8

“Üç kişi vardır ki, onlara yardım etmek Allah üzerine bir haktır: 1- Allah yolunda cihad eden, 2- Bedelini verip kendisini hürriyete kavuşturmak isteyen köle, 3- Namus ve iffetini muhafaza etmek düşüncesiyle evlenmek isteyen kimse.” 9

“Şu altı şeyi koruyacağınıza dair garanti verin. Ben de Cennete gireceğinize kefil olayım: 1- Namaz, 2- Zekât, 3- Emanet, 4- Namus, 5- Mide, 6- Dil” 10

Dipnotlar:

1- Bedîüzzaman, Lem’alar, s. 199.

2- Mü’min Sûresi: 19.

3- Mü’minûn Sûresi: 1-5.

4- Nûr Sûresi: 30, 31.

5- Câmiü’s-Sağîr, 3/1181.

6- Câmiü’s-Sağîr, 2/795.

7- Câmiü’s-Sağîr, 2832.

8- Câmiü’s-Sağîr, 1/266.

9- Câmiü’s-Sağîr, 2/870.

10- Câmiü’s-Sağîr, 1/385.

Sunday, January 28, 2018

Kamu Malı Çalanların Hükmü (Gulul) Suçu Hakkında

Hırsızlık, rüşvet ve yolsuzluk, dinimizin çirkin gördüğü en büyük günahlardandır. İslam’da, helal alışverişe dair bazı şekil ve şartlar konmuş, bunların dışındaki yolların haram olduğu belirtilmiş ve inananlara bu yönde yer yer hem ikazlar yapılmış hem de müjdeler verilmiştir. Âdil idareci, emin emanetçi, dürüst tüccar ayet ve hadislerde sena edilmiş, zalim, hain, aldatan kimseler ise kötülenmiş, ağır cezalarla tehdit edilmişlerdir.

İnananların karşılıklı para ve mal mübadeleleriyle alakalı olarak umumi bir hitap şeklinde Kur’an’da şöyle buyrulmuştur:

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تَأْكُلُوا أَمْوَالَكُمْ بَيْنَكُمْ بِالْبَاطِلِ إِلَّا أَنْ تَكُونَ تِجَارَةً عَنْ تَرَاضٍ مِنْكُمْ

“Ey iman edenler! Mallarınızı aranızda meşrû olmayan yollarla yemeyin. Karşılıklı rıza ile yapılan bir ticaret yapmanız ise, elbette meşrûdur.”[1]

Efendiler Efendisi, emin ve dürüst tüccarla alakalı olarak şu beşaret dolu beyanda bulunmuştur: “Emin ve doğruluktan ayrılmayan ticaret ehli, (âyette sırat-ı müstakim ashabı olarak zikredilen) peygamberler, sıddîkler, şehitler ve salihlerle beraberdir.”[2] Adil devlet başkanı hakkında ise şu müjde verilmiştir: “Adil devlet başkanı ve idareciler mahşer yerinde Allah’ın yüce lûtfuna ve himâyesine mazhar olacakların öncüleridir.”[3]

Çalıp gasp etmenin çeşitlerinden biri olan arazi ihlaliyle alakalı olarak Allah Resulü (sallallâhu aleyhi ve sellem) bir hadislerinde şöyle buyurmuşlardır:

مَنْ ظَلَمَ قِيدَ شِبْرٍ مِنَ الأرْضِ طُوِّقَهُ مِنْ سَبْعِ أَرَضِينَ

“Kim bir karışlık yeri haksız olarak elde ederse, o yerin yedi katı boynuna geçirilir.”[4]

Hırsızlık yapan bir kadını affetmesi için aracılık yapmak üzere kendisine müracaat eden bir sahabiye ise Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) şu ibretlik ikazda bulunmuştur:

وَايْمُ اللَّهِ لَوْ أَنَّ فَاطِمَةَ بِنْتَ مُحَمَّدٍ سَرَقَتْ لَقَطَعْتُ يَدَهَا

“Allah’a yemin ederim ki, kızım Fatıma da çalsa, elini keserim.”[5]

Hırsızlığın cezasıyla alakalı olarak da Kur’an’da şöyle buyrulur:

وَالسَّارِقُ وَالسَّارِقَةُ فَاقْطَعُوا أَيْدِيَهُمَا جَزَاءً بِمَا كَسَبَا نَكَالًا مِنَ اللَّهِ وَاللَّهُ عَزِيزٌ حَكِيمٌ

“Hırsız erkek ile hırsız kadının irtikâb ettikleri suça bir karşılık ve Allah tarafından insanlara ibret verici bir ceza olmak üzere ellerini kesiniz! Allah azîz ve hâkimdir (mutlak galiptir, tam hüküm ve hikmet sahibidir.)”[6] Hanefilere göre el kesme cezası, ancak korunmuş bir yerde bulunan ve değeri en az on dirhem olan bir şeyin çalınmasından dolayı gerekir. Miktarı, bahsedilen ölçüden az olan veya korumasız bir yerde bulunan malın ya da paranın alınmasıyla el kesilmez.  Şafiî ve Malikîlere göre ise bu miktar, dinarın dörtte biri, yani 3 dirhemdir. 10 dirhemle, Efendimiz zamanında iki kurbanlık koyunun alınabildiği düşünülürse, Hanefilerin belirlediği bu miktar bugün yaklaşık olarak 1000, Şafiî ve Malikilerin tercih ettiği miktar ise 300 liradır.[7] Ayrıca hırsızlıktan dolayı el kesme cezasının verilebilmesi için, çalınan malın korunmuş bir yerde olması gerekmektedir.

Rüşvet

Rüşvet, kelime olarak yağcılık ve hedefe ulaşma manalarına gelir. Istılahta ise, bir idareciye, yetkiliye ya da hâkime, menfaat sağlayacak şekilde karar vermesi için verilen gayr-ı meşru para demektir. Diğer bir tarife göre rüşvet, bir hakkın iptali veya bir bâtılın hak kılınması için verilen şeydir.[8]

Rüşvet, hem ayetlerde hem de hadis-i şeriflerde büyük bir günah olarak zikredilmiş ve lanetlenmiştir. Yahudilerin sıfatlarından bahsedilirken onların rüşvet yedikleri ayette şöyle beyan edilmiştir:

سَمَّاعُونَ لِلْكَذِبِ أَكَّالُونَ لِلسُّحْتِ

“Yalan dinlemeye çok meraklı, haram yemeye pek düşkündürler.” Haram, yani rüşvet yiyenler, rüşvete göre hüküm veren Yahudi hâkim ve fakîhleridir.[9] Ayetteki “suht” kelimesinin bereketi giderici manası da vardır.

Rüşvet verenler, alanlar ve buna aracılık yapanlar Efendimizin beyanlarında lanetlenmiştir. Allah Resulü bir hadislerinde şu tehditkâr beyanda bulunmuştur:

  لَعَنَ اللهُ الرَّاشِيَ وَالْمُرْتَشِيَ وَالرَّائِشَ

“Allah, rüşvet verene de alana da, ikisi arasında aracılık yapana da lanet etsin.”[10] Diğer bir rivayet şöyledir:

لَعَنَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ الرَّاشِي وَالْمُرْتَشِي

“Allah Resulü (sallallâhu aleyhi ve sellem) rüşvet alana da verene de lanet etmiştir.”[11] Tirmizî’deki rivayette, hadisin sonunda “filhükmi” ifadesi de vardır. Yani hâkimlikte, hüküm vermede rüşvet veren ve alan lanetlenmiştir. İbn Mâce’deki rivayet ise şu şekildedir:

لَعْنَةُ اللَّهِ عَلَى الرَّاشِي وَالْمُرْتَشِي

“Allah’ın laneti rüşvet veren ve alan üzerinedir.” [12]

Rüşvet ya birisine zulmetmek, onun hakkını yemek için verilir veya hakkı olan fakat verilmeyen bir şeyi elde etmek için yahut da ortada olan bir zulmü defetmek için verilir. Birinci çeşit rüşvet haram kılınmış, lanetlenmiş, diğerleri ise bu kategoride değerlendirilmemiştir. Kişinin, gasbedilen hakkını almak için başka yol kalmadığı takdirde veya maruz kaldığı zulmü defetmek için verdiği rüşvetin haram kısma dâhil olmadığı, böyle durumlarda günahın rüşvet isteyene yazılacağı söylenmiştir.[13]

Devlet malını yemek (Gulûl)

Umumî manâsıyla gulûl, hakkı olmayan bir şeye el uzatma, ondan yararlanma, emanete hıyanet etme demektir. Daha hususî çerçevede ise, taksimat yapılmadan önce ganimet malından bir şeyler aşırma, kamu malından gizlice bir şeyler alma, devlet malında suistimalde bulunma manâlarına gelir.

Bu büyük günahla alakalı olarak Kur’an’da Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

وَمَا كَانَ لِنَبِيٍّ أَنْ يَغُلَّ وَمَنْ يَغْلُلْ يَأْتِ بِمَا غَلَّ يَوْمَ الْقِيَامَةِ ثُمَّ تُوَفّٰى كُلُّ نَفْسٍ مَا كَسَبَتْ وَهُمْ لَا يُظْلَمُونَ

“Emanete hıyanet etmek, bir peygamberin yapacağı iş değildir. Her kim hıyanet edip de ganimetten veya kamuya ait hâsılattan bir şey aşırır, bunu da gizlerse, kıyamet gününe o vebalini aldığı şeyler, boynuna asılı olarak gelir. Sonra her kişiye kazandığı şeylerin mükâfatı veya cezası eksiksiz verilir. Ve onlar asla haksızlığa uğratılmazlar.”[14]

Âyet-i celilenin devamında

وَمَنْ يَغْلُلْ يَأْتِ بِمَا غَلَّ يَوْمَ الْقِيَامَةِ

buyruluyor. Gulûl, ganimet mallarından gizlice bir şeyler alma manâsına geldiği gibi, insanın hakkı olmadığı hâlde el uzattığı her şey gulûl kategorisine girer. Mesela insanın, iş başına geçtiği zaman bir kısım spekülasyonlarla mal edinmesi, tahsisât-ı mestureden (örtülü ödenek) kendi hesabına bir şeyler kaydırması ve bu tür haksızlıkları irtikâp ederken, bir de kılıf bularak, “Ben de burada çalışıp çabalıyorum. Ben olmasaydım bunca birikim yapılamazdı.” gibi ifadelerle gayr-i meşru fiilleri meşru gibi göstererek kendi hesabına bazı şeylerden istifade etmesi gibi hususların hepsi gulûl kategorisi içine girer. Hatta hakkı ve liyakati olmadığı hâlde milletin idaresine talip olan bir insan da milletin hukukunu gallediyor, onların hukukuna tecavüz ediyor demektir.[15]

Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) sık sık ümmetini gulûlden sakındırmıştır. Ebû Hureyre (radıyallâhu anh) anlatıyor: “Bir gün Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) aramızda ayağa kalkarak gulûlü andı. Onun din nazarındaki ne kadar çirkin ve büyük bir günah olduğunu, ne kadar feci akıbetlere sebep olacağını anlattı. Sonra da şöyle buyurdu: “Sakın sizden birinizi Kıyâmet günü, boynunda böğüren bir deveyle gelip “Yâ Resûlallâh beni kurtar!” demesin. Ben orada “Senin için bir şeye mâlik değilim; ben sana teblîğ ettim” derim…” Allah Resulü bu ifadelerini aynen tekrarlayarak beş şeyi daha saymıştır. Bunlar sırasıyla, at, koyun,  çığlık atan bir kimse, elbise ve altın-gümüştür.[16]

Başka rivâyetlerde ayakkabı bağı, iğne, iplik ve hattâ bunlardan da değersiz devlete ait şeyleri çalmanın da aynı şekilde gulûl olduğu, ganimetten böyle değersiz bir şey çalmış olarak cephede ölen bir askerin şehitlik mertebesini kaybedeceği belirtilmiştir.

Başta Müslim’in Sahîh‘i olmak üzere, hemen hemen bütün hadis kitaplarında rivâyet edilen şöyle bir hadise vardır: Adiyy b. Amîre el-Kindî anlatıyor: “Hz. Peygamber’in şöyle söylediğini işittim: “Sizden kimi bir iş için tâyin ettiğimizde, o bizden bir iğneyi veya iğneden daha değersiz bir şeyi gizleyecek olsa bu bir gulûldür (hıyânettir). Kıyâmet günü onunla gelecek ve onunla rezil olacak).” Bu sözü işiten Ensâr’dan siyah bir adam, memuriyetin helâk edici mesuliyetinden korkarak ayağa kalkıp: “Ey Allah’ın Resûlü bana verdiğin memuriyeti geri al” dedi. Hz. Peygamber: “Bu da ne demek?” diye sordu. Adam: “Senin şöyle şöyle söylediğini işittim” deyince Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) meselenin ehemmiyetini te’kîden şu cevabı verdi: “Ben aynı şeyleri şimdi bir kere daha tekrar ediyorum: “Sizden kimi bir vazîfeye tâyin edersek, az çok ne elde etti ise getirsin. Ondan kendisine tarafımızdan verileni alsın, men edilenden kaçınsın.”[17] Bir başka hadiste bu manâ şöyle te’kîd edilir: “Bir iğne, bir parça iplik de olsa ganîmet malını getirin. Kim ganîmetten bir iğne veya iplik çalacak olsa, Kıyamet günü, o kimse getirecek durumda olmadığı halde onu getirmesi istenerek devamlı azâb edilir.”[18]



Bu mevzûda Efendimiz’in (aleyhissalâtu vesselâm) bir başka tembih ve emri de şu şekildedir: “Bir iğne bir iplik de olsa ganîmet malını getirin. Zîra gulûl, Kıyâmet günü buna tevessül eden kimse için rüsvaylıktır, ateştir, yüz karasıdır.”[19] Devlet malını yemekle alakalı diğer bir rivayet de şöyledir: Muâz b. Cebel (radıyallâhu anh) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) beni Yemen’e göndermişti. Yeni hareket etmiştim ki, arkamdan birini göndererek geri çağırdı. Yanına varınca, “Sana niye adam gönderip (geri çağırdığımı) biliyor musun?” buyurdular ve ilave ettiler: “Benim iznim olmadan hiçbir şey almayacaksın. Zîra bu gulûldür (hırsızlıktır). Kim gulûl yaparsa, aldığı şeyle kıyamet günü (Allah’ın huzuruna gelir). İşte bu (hususu tembih etmek için) seni çağırdım, artık işine gidebilirsin.”[20]

Devlet reisi ve devlet kademelerinde idareci olarak çalışan kimselerin kendilerine gelen hediyeleri almaları, harama yakın mekruh olarak görülmüştür. Hâkimin hediye alması ise icma ile haramdır. Müftülerin hediye almalarının da haram olduğu söylenmiştir.[21]

[1] Nisa Suresi, 4/29.
[2] Tirmizî, Büyû 4
[3] Buhârî, Edep 36.
[4] Buhârî, Mezâlim 13.
[5] Buhârî, Enbiyâ 54, Megâzî 53.
[6] Maide Suresi, 5/38.
[7] Cassas, Ahkâmü’l-Kur’an, 4/64-65; Hamdi Döndüren, Delilleriyle Ticaret İlmihali, s. 367.
[8] Mevsûatü’l-Fıkhiyyeti’l-Kuveytiyye, XXII, 219.
[9] Maide Suresi, 5/42, Suat Yıldırım, Kur’an-ı Hakîm ve Açıklamalı Meali.
[10] İbn Ebî Şeybe, Musannef, IV, 144.
[11] Ebu Davud, Ekdıyâ 4.
[12] İbn Mâce, Ahkâm 2.
[13] Mevsûatü’l-Fıkhiyyeti’l-Kuveytiyye, XXII, 222.
[14] Âl-i İmran Suresi, 3/161.
[15] Fethullah Gülen, Yenilenme Cehdi, s.
[16] Müslim, İmâre 24.
[17] Müslim, İmâre 30.
[18] İbrahim Canan, Kütüb-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları, 7/406-408
[19] İbrahim Canan, Kütüb-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları, 7/406-408
[20] Tirmizî, Ahkâm 8.
[21] Mevsûatü’l-Fıkhiyyeti’l-Kuveytiyye, XXII, 223.

Üzerinde Kul Hakkı (Müflis) Olan Kişinin Duası Kabul Olurmu?

Hz. Peygamber bir gün ashabına,
- "Müflis kimdir, biliyor musunuz?" diye sordu. Ashab:
- "Bizim aramızda müflis, parası ve malı olmayan kimsedir", dediler.
Bunun üzerine Hz. Peygamber,
"Şüphesiz ki ümmetimin müflisi, kıyamet günü namaz, oruç ve zekat sevabıyla gelip, fakat şuna sövüp, buna zina isnad ve iftirası yapıp, şunun malını yiyip, bunun kanını döküp, şunu dövüp, bu sebeple iyiliklerinin sevabı şuna buna verilen ve üzerindeki kul hakları bitmeden sevapları biterse, hak sahiplerinin günahları kendisine yükletilip sonra da cehenneme atılan kimsedir." buyurdular. (Müslim, Birr 59).

Üzerinde kul hakkı olan kimsenin duası ve diğer ibadetlerinin kabul olmayacağına dair bilgi yanlıştır.

- Dinî imtihan, günahlar ve sevapların oranlarına göre değerlendirilir ve sonuca bağlanır. Allah’ın rahmetinin gazabından daha önde olduğunu gösteren delillerden biri de bu imtihanda yanlışların doğruları götürmemesidir.

“Zerre miskal hayır yapan onu görür, zerre miskal şer işleyen onu görür.” (Zilzal, 99/7-8)

mealindeki ayette bu prensibin altı çizilmiştir.

- “Artık kimin tartıları ağır basarsa, memnun kalacağı bir hayata girer. Kimin tartıları da hafif gelirse, onun barınağı da Haviye olur. Onun ne olduğunu bilir misin?

Haviye bir ateştir: kızgın mı kızgın!” (Karia, 101/6-11) mealindeki ayetlerde -kul hakları istisna edilmeksizin- bütün günah ve sevapların karşılaştırılacağı açıkça ifade edilmiştir. Yeter ki kişi iman dairesinde imtihana girmiş olsun.

- Bu konuda kaynaklarda yer alan bazı rivayetler zayıftır. Bir kısmı da korkutmaya yönelik bir üslubun ifadesidir.



- Hz. Ebu Hüreyre (r.a.) anlatıyor:

Hz. Peygamber (asm) “Müflis kimdir, bilir misiniz?” diye sordu. Oradakiler: “Bizde müflis, parası ve malı olmayan kimse demektir.” dediler. Bunun üzerine Hz. Peygamber (asm) şöyle buyurdu:

“Asıl müflis, kıyamet günü bir yandan, namazı ile orucu ve zekâtı ile gelir. Öte yandan, buna hakaret etmiş, ona iftira etmiş, berikinin malını yemiş, şunun kanına girmiş, bunu dövmüş olarak gelir. Bu yüzden, yaptığı iyilik ve sevapları ona, buna dağıtılacaktır. Borcu ödenmeden sevapları biterse, bu defa kendisi onların günahlarını yüklenecek ve sonra da cehenneme atılacaktır.” (Müslim, Bir, 59)

Bu sahih hadisten açıkça anlaşılıyor ki, kul hakkına girenlerin de ibadetleri, duaları geçerlidir.

Friday, January 26, 2018

Kur'an-ı Kerim'de Adı Geçen Peygamberler

1.Hz Âdem (as) :

Kur’an’da adı 25 defa geçer. İlk insan, ilk peygamberdir. Tarımla uğraşmıştır. Allah, onunla birlikte Havaa annemizi de yaratarak insan soyunu başlatmıştır. Hz. Adem’e 10 sayfa kitap indirilmiştir.

2.Hz. İdris (as):

Kur’an’da adı 2 defa geçer. Pozitif bilimlerle uğraşan ilk peygamberdir. Terzilik yapmıştır. İlk kez iğne, iplik kullanarak kıyafet dikmiştir. Yazıyı ilk kullanan insan olduğu da tahmin edilmektedir. Hz. İdris’e 30 sayfa kitap indirilmiştir.

3.Hz. Nuh (as):

Kur’an’da adı 43 defa geçer. Kur’an’da da bir surenin adı Nuh Suresi’dir. Kavmini sapkınlıktan kurtarmak ve Allah’a iman etmelerini sağlamak istemişse de bunda başarılı olamadı. Hatta eşi ve bir çocuğu da ona iman etmedi. Bir gemi inşa edip yeryüzündeki bütün canlıları bu gemiye almasıyla bilinir. Daha sonra Dünya’da büyük bir tufan olmuş, ona inanmayan kavmi Allah tarafından helak edilmiştir.

 4. Hz. Hud (as):

Kur’an’da adı 10 defa geçer. Kur’an’da bir surenin adı da Nuh Suresi’dir. Geçimini ticaretle sağlamıştır. Sapkınlık içindeki Âd kavmine gönderilmiştir. Bu kavim kendi içinde yüksek binalar inşa etme yarışına girmiş insanlardan oluşan bir kavimdir.

5. Hz. Salih (as):

Kur’an’da adı 8 defa geçer. Ünlü Semud kavmine onları Allah’a iman ettirmek için gönderilmiştir. Ticaretle geçimini sağlamıştır.



6.Hz. İbrahim (as):

Kur’an’da adı 69 defa geçer. Kur’an’daki bir surenin adı da İbrahim Suresi’dir. Son peygamber Hz. Muhammed’in büyük dedesidir. Oğlu İsmail’le birlikte Kabe’yi inşa etmiş bir peygamberdir. Firavun tarafından ateşe atılırken ateş, suya dönmüş ve Allah’ın hikmetiyle yanmaktan kurtulmuştur. İnsanlar, kurban kesmeyi ondan öğrenmiştir.

7.Hz. Lût (as):

Kur’an’da adı 27 defa geçer. Hz. İbrahim’e (as) iman etmiş ve onunla hicret etmiş kişilerdendir.

8.Hz. İsmail (as):

Kur’an’da adı 12 defa geçer. Çobanlık yaparak geçinmiştir. Babasıyla Kabe’yi inşa etmiştir. Pek çok dini öğretiyi babasıyla birlikte ilk uygulayan peygamberdir. Babası onu Allah’a kurban etmek isterken Allah Hz. İbrahim’e bir koç göndermiş, böylece kurban olmaktan kurtulmuştur.

9.Hz. İshak (as):

Kur’an’da adı 15 defa geçer. Hz. İbrahim’in (as) oğlu, Hz. İsmail’in kardeşidir. İsrailoğulları kavmine onları sapkınlıktan kurtarmak ve Allah’a iman etmelerini sağlamak için gönderilmiştir. Kendisinden sonra gelen bütün peygamberler onun soyundan gelmiştir.

 10.Hz. Yakup (as):

Kur’an’da adı 16 defa geçer. Hz. İbrahim’in (as) torunu, Hz  İshak’ın oğludur. İsrailoğullarına gönderildi. Oğlu Hz. Yusuf’u kaybetmenin acısıyla kör oldu. Onu yeniden bulunca gözleri geri açıldı. Diğer oğullarının ihanetine uğrayarak imtihan olmuş bir peygamberdir.

11.Hz. Yusuf (as):

Kur’an’da adı 27 defa geçer. Kur’an’da bir surenin adı da Yusuf’tur. Yakup’un on iki oğlu vardı. Oğulları Hz. Yusuf’u kıskanarak onu bir kuyuya attı. Yakup oğlunu uzun zaman boyunca görmedi.  Rüya tabiri yeteneğiyle Mısır’da yöneticilik yaptı. Kur’an’da bir surede anlatılan kıssa ona aittir. Bu kıssa Kur’an’da “kıssaların güzeli” olarak da bilinir.
12.Hz. Şuayb (as):

Kur’an’da 11 defa adı geçer. Allah tarafından kendisine müthiş bir konuşma yeteneği verilmiştir. “peygamberlerin hatibi” olarak bilinir. Hilekar Meyden ve Eyke halkına iman etsinler diye gönderilmiştir. Kendisinden sonra gelen Hz. Musa, kızlarından biriyle evlenmiş, daha sonra peygamber olmuştur.

13.Hz. Musa (as):

Kur’an’da adı 136 defa geçer. Kur’an’da adı en çok geçen peygamberdir. İsrailoğulları’na gönderildi. Hz. Şuayb’ın (as) damadıdır. İsrailoğulları onun sayesinde Mısır’dan çekildi. Kendisine dört kutsal kitaptan biri olan Tevrat verilmiştir. Asasıyla Nil Nehri’ni ikiye ayıran peygamber olarak bilinir.

14.Hz. Harun (as):

Kur’an’da adı 20 defa geçer. Hz. Musa’nın (as) kardeşi ve yardımcısıdır. Hz. Musa, Mısır’a dönünce Harun’a Allah’ın emirlerini anlatmıştır. Harun bunları kabul ederek Musa’ya yardımcı olmuştur. Allah tarafından kendisine güçlü bir hitabet yetenği verildi.

15.Hz. Davud (as):

Kur’an’da adı 16 defa geçer. Sesinin güzelliğiyle bilinir. Hatta günümüzde bile güzel seslilere ona ithafen “Davudi” sesli denilmektedir. Tâlût’un ordusunda bir askerken Allah’ın lütfuyla önce peygamber, ardından İsrailoğullarına kral olmuştur. Demircilikle uğraşmıştır. Kendisine dört kutsal kitaptan biri olan Zebur indirildi.

16.Hz. Süleyman (as):

Kur’an’da adı 17 defa geçer. Hz. Davud’un oğludur. Babası öldükten sonra hükümdar oldu. Allah tarafından kendisine hayvanlarla konuşma ve onlara hükmetme yeteneği verilmiştir.

17.Hz. Eyyub (as):

Kur’an’da adı 4 defa geçer. Ağır bir hastalık geçirerek sabretmiştir. Sabrın timsali olan peygamber olarak bilinir.

18.Hz. Zülküf (as):

Kur’an’da adı 2 defa geçer. Babası Hz. Eyyub’dur. Sabrıyla Allah’ın rahmetine mazhar olmuş peygamberdir.

19.Hz. Yunus (as):

Kur’an’da adı 4 defa geçer. Kur’an’da bir surenin adı aynı zamanda Yunus’tur. Ninovalılar’a peygamber olarak gönderildi.

20.Hz. İlyas (as):

Kur’an’da adı 3 defa geçer. İsrailoğulları’na peygamber olarak gönderilmiştir.

21.Hz. Elyesa (as):

Kur’an’da adı 2 defa geçer. Hz. İlyas’ın yardımcısıdır.

22.Hz. Zekeriyya (as):

Kur’an’da adı 7 defa geçer. Hazreti Süleyman (as) soyundan gelir. Kudüs’te Hz. Meryem’i koruyan peygamber olarak bilinir. İsrailoğulları tarafından öldürülmüştür.

23.Hz. Yahya (as):

Kur’an’da adı 5 defa geçer. Babası Hz. Zekeriyya’dır. Adı Allah tarafından konulmuştur ve önceden kimse bu adı kullanmamıştır. İleride Hz. İsa’nın geleceğini müjdelemiştir.

24. Hz. İsa (as):

Kur’an’da adı 25 defa geçer. Babasız olarak doğmuştur. Bu özelliğiyle Dünya’ya gelen ilk ve tek insan ve peygamberdir. Doğar doğmaz konuşmuştur. Allah tarafından kendisine pek çok mucize bahşedilmiştir. Ölüleri diriltmiş, sakatları yürütmüş, körlerin gözünü açmıştır. Sonradan hristiyanlar tarafından doğduğu yıl miladi takvimin başlangıcı kabul edildi. Kendisine dört kutsal kitaptan üçüncüsü olan İncil indirilmiştir.

25. Hz. Muhammed (as):

Kur’an’da adı 4 defa adı geçer. Kur’an’ın bir suresinin adı da Muhammed’dir. Son peygamberdir. Evrenseldir, sadece kendi kabilesine değil bütün insanlığa gönderilmiştir. Kendisine son kutsal kitap olan Kur’an-ı Kerim indirilmiştir.

Monday, December 25, 2017

Allah'ın İpine Sımsıkı Sarılın Ayetinin İzahı

 “Hepiniz toptan Allah’ın ipine (Kur’an’a) sımsıkı sarılın, (onu hayata hâkim kılın, ihtilaf ve tefrikaya düşüp fert fert, grup grup) parçalanıp ayrılmayın. Allah’ın üzerinizdeki (İslâm) nimetini hatırlayın: Hani siz birbirinize düşman (kabileler) idiniz de (Allah) kalplerinizi (İslâm’da) birleştirdi. İşte onun (İslâm dîni) nimetiyle (hepiniz) kardeş oldunuz. Yine siz, bir ateş çukurunun tam kenarında iken oradan sizi (İslâm ile) O kurtardı. İşte Allah, âyetlerini size böylece açıklıyor ki doğru yola eresiniz.”(Al-i İmran / 103)


ALLAHIN İPİNE SIMSIKI SARILIN” AYETİNİN YORUMU İLE İLGİLİ
RİVAYETLER

1-...Cabir bin Abdullah-ı Ensâri’den: Yemenlilerden bir grup Resululllah’ın (sallallahu aleyhi ve âlih) yanına gelince peygamber şöyle buyurdu: “Yemenliler sevinerek geliyorlar.” Resulullah’ın yanına girince de o hazret şöyle buyurdu: “Bunlar öyle bir kavimdir ki kalpleri yumuşaktır ve imanları sağlamdır. Onlardan Mansur adlı biri ortaya çıkacak, benim halifeme ve halifemin vasisine yetmiş bin kişiyle yardım edecektir. Onların kılıçlarının bağı, deridendir.” Dediler ki: Ey Resulullah! Senin vasin kimdir? Buyurdu ki: “O öyle birisidir ki yüce Allah ona sarılmanızı emrederek şöyle buyurdu: Allahın ipine sımsıkı sarılın ve ayrılmayın!”[1] Dediler ki: Ey Resulullah! Bu ipin ne olduğunu bize açıklar mısın? Şöyle buyurdu: O, yüce Allahın şu ayetindir: “Fakat Allahtan bir iple ve halktan bir iple!”[2] Allahın ipi, Allahın kitabıdır. Halktan olan ip ise benim vasimdir.

Dediler ki: Ey Resulullah! Kimdir senin vasin? Şöyle buyurdu: Allah onun hakkında şu ayeti nazil etmiştir: “Bir nefis sonunda diyecek ki: Allahın yanında olduğu halde ona aldırış etmedim”[3]

Dediler ki: Ey Resulullah! Allahın yanında olan bu şey nedir? Şöyle buyurdu:

Allahu Teala onun hakkında buyurmuştur ki: “O gün zalim elini ısırarak der ki: Keşke Resulullah’ın yolunu izleseydim.”[4]

O benim vasimdir ve benden sonra bana ulaşan yol o’dur. Dediler ki:

Ey Resulullah! Seni hak peygamber olarak gönderen Allah’a andolsun ki bize vasini göster. Onu görmeyi çok istiyoruz.

Peygamber şöyle buyurdu: Allah kıyafetleri tanıyan müminlere onu bir ayet olarak karar kılmıştır. Eğer kalbi sağlam ve kulağı olan bir şahit gibi ona bakarsanız onu tanırsınız. Tıpkı benim peygamber olduğumu anladığınız gibi onun da vasim olduğunu anlarsınız. Safları karıştırarak çehrelere

bakmaya başladılar. Çünkü yüce Allah, Kur’an-ı Kerimde buyuruyor ki:

“Halktan bir bölümünün kalplerini onlara doğru yönelt.”[5] Yani ona ve onun evlatlarına. (aleyhisselam)



Cabir der ki: Eş’arilerden Ebu Âmir-i Eş’ari kalktı. Hevlâni’lerden ise Ebu Gurret-il Hevlâni, Beni Kays’dan Osman bin Kays ve Zebyân ayağa kalktılar. Düsilerden de Arne-î Düsî ve Lâhik bin Alakâ ayağa kalktılar. Safları karşıtırıp çehrelere baktılar ve saçının önü dökülmüş hafif şişman[6] birinin elinden tuttular. Dediler ki: Ey Resulullah! Kalbimiz buna doğru yöneldi. Peygamber de buyurdu ki: Peygamberiniz onu tanıtmadan siz onu tanıdığınız için siz Allah’ın seçkinlerisiniz. Onun vasi olduğunu nasıl anladınız? Ağlayarak dediler ki: Ey Resulullah! kavmin çehresine baktığımızda hiçbir şey hissetmedik. Ama buna bakınca kalplerimiz titredi. Sonra ona tam olarak güvendik ve mutmain olduk. Sonra ciğerlerimiz yandı ve gözlerimiz yaşardı ve kalplerimiz serinledi. Sanki o bizim babamız, biz de onun evlatları gibiydik.

Resulullah ­(sallallahu aleyhi ve âlih) buyurdu ki: “Onun te’vilini sadece Allah bilir ve ilim de derim olanlar.” İşte siz onlardansınız. Cabir şöyle der: Bu yüce kavim Emirülmüminin (aleyhisselam)a Cemal ve Sıffin’de yardım ettiler ve Sıffin savaşında şehid oldular. Ve Resulullah onları cennetle müjdeledi ve onların Ali bin Ebi Talible -aleyhisselam- savaşırkan şehit olacakları haberini verdi.

2- Ali bin Hüseyn (aleyhisselam) şöyle buyurdu:

“Bir gün Resulullah (sallallahu aleyhi ve âlih) ashabı ile birlikte mescitte oturmuştu. Buyurdu ki: “Biraz sonra cennetlik biri bu kapıdan içeriye girerek baz sorular soracak. Sonra tıpkı Muzâr kabilesinin adamları gibi uzun boylu bir adam içeriye girdi. İlerleyerek Resulullah’a selam verdı oturdu. Sonra dedi ki:

Ey Resulullah! Allah nazil ettiği bir ayette buyuyor ki: “Allahın ipine sımsıkı sarılın ve ayrılmayın!” Sımsıkı sarılarak asla ayrılmamamız emredilen bu ipi açıklar mısın? Resulullah bir süre basını öne eğdikten sonra mübarek başını kaldırdı. Sonra Ali bin Ebi Talibi -aleyhisselam- gösterip şöyle buyurdu:

İşte bu Allah’ın ipidir ki kim ona sarılırsa dünyasında kurtulur, ahiretinde de dalâlete uğramaz. O adam ayağa kalkarak Hz. Ali’ye sarıldı ve dedi ki:

Allahın ve resülünün ipine sarıldım. Sonra arkasını dönerek gitti. O sırada ashaptan biri ayağa kalkarak dedi ki:

Ey Resulullah! Onun yanına giderek Allah’tan beni affetmesi için dua etmesini isteyebilir miyim? Resulullah buyurdu ki:

Eğer onu bulabilirsen iste. Der ki: O adam onu bularak kendisi için Allah’a dua etmesini istedi. O ise dedi ki:

Resulullahın bana ne dediğini ve benim de ona ne dediğimi anladın mı? Dedi ki: Evet. Dedi ki: Eğer o ipe sarılırsan Allah seni bağışlar, aksi halde asla seni bağışlamaz.”

Eğer Allahın sarılıp ayrılmamamızı emrettiği bu ipin ne olduğunu Resulullah (sallallahu aleyhi ve âlih) bizlere açıklamasaydı ve onun Hz. Ali aleyhisselam olduğunu bildirmeseydi, inatçı olanlar onu başkalarına yorumlayacaklardı. Ama Resulullah, Veda haccınd iken Hayf mescidindeki meşhur hutbesinde buyurdu ki:

“Ben sizin rehberinizim. Ve sizler bana havzun başında ulaşacaksınız. O havuzun genişliği San’â ile Basra arasındaki mesafe kadardır. Gökteki yıldızların sayısınca orada kadehler vardır. İşte ben sizin aranızda iki ağır emanet bırakıyorum: Büyük emanet Kur’andır. Ve küçük emanet ise itretim ve Ehl-i Beyt’imdir. O ikisi Allah ile sizin aranızda; Allahın uzattığı iptir. Ona sarıldığınız sürece sapıtmazsınız. Onun bir ucu sizde bir diğer ucu ise Allahtadır. Herşeyden haberdâr ve lütuf sahibi olan Allah o ikisinin asla birbirinden ayrılmadan bana ulaşacaklarını bildirdi. Tıpkı bu iki parmağım gibi -işaret parmaklarını gösterdi- sonra işaret ve orta parmağını göstererek dedi ki: İşte böyle! Bunu ondan üstün kıldı.

Evet Kur’an, Ehl-i Beyt iledir, Ehl-i Beyt ise Kur’an ile. O ikisi Allahın sağlam ipidirler. Tıpkı Resulullah’ın da buyurduğu gibi birbirlerinden ayrılmazlar. İşte bu, Allahın gözünü ve kalbini açtığı bir adama açık bir delildir ki: Eğer birisi Kur’an ilmini, tevilini, tenzilini, muhkem ve müteşabihini, helâl ve haramını, özel ve genelini Allahın ve Resulünün emrettiği bu Ehli Beyt’ten değil de başkasından öğrenebileceğini zannederse hem kendisi dalâlete düşer, hem de başkalarını sapıttırıp helâk olmalarına neden olur.”

Resulullah hazretleri Ehl-i Beyti, bu ümmete örnek olarak gösterip buyuruyor ki:

“Benim Ehl-i Beyt’im, tıpkı Nuh’un gemisi gibidir. Ona binen kurtulur, ondan ayrılan helak olur.” Ve buyurmuşlardır ki:

“Benim Ehl-i Beyt’im, tıpkı Ben-i İsrâil’deki Hitte (mağfiret) kapısı gibidir. Her kim oradan girerse günahları affolunur. Ve yaratanından bolluk ve rahmeti hakkeder. Nasıl ki yüce Allah şöyle buyuruyor: Kapıdan secde ederek girin ve hitta “mağfiret” deyin. Biz sizin hatalarınızı affederiz ve ihsan edenlere biz de ihsan ederiz.”[7]

Emirülmüminin aleyhisselam şii ve sünnilerin naklettiği meşhur hutbesinde şöyle buyuruyor:

Ademin gökten yere inerken getirdiği ilimi ve bütün peygamberleri son peygambere kadar birbirinden üstün kılan şey, Resulullahın Ehl-i Beyt’indedir.

Nereye doğru gidiyor ve başıboş dolaşıyorsunuz? Ey Nuh’un gemisinde oturanın evlâdı, Ehl-i Beyt de aranızda o gemi gibidir. Tıpkı orada gemi sayesinde kurtuldukları gibi, burada sizler bu Ehl-i Beyt sayesinde kurtulursunuz. İmamlardan ayrılanlara eyvahlar olsun. Ve buyurdu ki:

Bizler sizin içinizde Ashab-ı Kehf’in mağarası gibiyiz. Ve tıpkı hitte; kurtuluş kapısı gibiyiz. Öyleyse hepiniz oraya dahil olun. Aynı hutbesinde şunları da buyurmuştur:

Muhammed’in ashabından hatırlayanlar çok iyi bilirler ki o, şöyle buyurmuştur: Ben ve Ehli Beyt’im pâk ve tahiriz. Onlardan öne geçmeyin yoksa sapıtırsınız. Ve onladan ayrılmayın aksi halde helâk olursunuz. Onlara karşı çıkmayın yoksa cahil olursuınuz. Onlara birşey öğretmeyin. Çünkü onlar sizden daha çok bilirler. Onlar halkın küçüğünden ve büyüğünden daha çok bilirler. Her nerede olursa hakka ve hakk ehline uyun. Ve her nerede olursa batılı ve batıl ehlini reddedin.”

Ama halk böyle övülen, sıfatları mükemmel olan ve davet olunan birini terkettiler, ondan yüzçevirdiler, onlardan vazgeçtiler ve Resulullah (sallallahu aleyhi ve âlih)in emriyle alay ettiler. Ve onun sözünü hiçe saydılar. Allahın, Resulullah’ın diliyle emrederek itaat etmelerini ve bilmedikleri şeyleri ondan öğrenmelerini istediği Ehl-i Beyt’i terkettiler. Allah şöyle buyurmuştur:

“Eğer bilmiyorsanız zikir ehline sorun.”[8] Ve buyurmuştu ki:

“Allah’a, resulüne ve sizden olan emir sahiplerine itaat edin.”[9]

Ve Resulullah (sallallahu aleyhi ve âlih) kurtuluşun şartının; onlara sarılmak, sözlerine uymak, onların emrine teslim olmak, ilimi onlardan öğrenmek ve onların nuru ile münevver olmak olduğunu buyurmuştur. Ama halk bunların başkalarında olduğunu iddia ettiler. Ve onlardan vazgeçerk başkalarına yöneldiler. Onların yerine başkalarının geçmesine de razı oldular. Halbuki Allah onları ilimden uzaklaştırmıştır. Ve her olayı kendi heva ve heveslerine göre yorumlamışlardır. Ve kendi mantıkları, re’yleri ve kıyasları sayesinde, Allahın tayin ettiği oniki imama ihtiyaçları olmadığını zannettiler. Ve onlar kendi akıl ve hevâlarına ve reylerine sığındıkları için Allah onları kendileriyle başbaşa bıraktı. Böylece fasid olup dalâlet uğradılar. Kendileri helâk oldukları gibi başkalarını da helâk ettiler. Allah onlar hakkında buyuruyor ki:

“De ki: Sizlere amelleri hüsrana uğrayanları söyleyeyim mi: Onların dünyadaki amelleri dalâlette olduğu halde, kendilerinin iyi işler yaptıklarını zannederler!”[10]

Allahın, bu ümmetin zalimlerinin kıyamet günü Ehl-i Beyt’e yaptıklarından dolayı nasıl da pişman olacaklarını anlatan şu ayetini sanki okumamışlardır:

“O gün o zalim elini ısırarak diyecek ki: Keşke Resulün yolundan gitseydim. Ve diyecek ki: Yazıklar olsun bana. Keşke filâncayı dost edinmeseydim.”[11]

Resul, Muhammed (sallallahu aleyhi ve âlih) değil midir? Ve “filanca” diye adı getirilen, dostluğu ve birlikteliği kınanan şahıs kimidir?

Sonra diyor ki: “Benim yanıma geldikten sonra beni bana gelen zikir den saptırdı.”[12] Yani ben islama girip de ikrar ettikten sonra geldi. Peki bu dostunun gelmesinden sonra alıkoyulduğu bu “Zikir” nedir? O zikir, kafirlere ve zulüme karşı zafere sayelerinde ulaşılan Kuran ve Ehl-i Beyt değil midir? Allah, resulünü “Zikir” diye adlandırarak buyuruyor ki:

“Allah sizere zikiri, Resul olarak gönderdi.”[13] Ve buyurdu ki:

“Eğer bilmiyorsanız, zikir ehline sorun.”[14] Buradaki zikir, Resulden başka ne olabilir? Buradaki zikir, ilim kaynağı olan Ehl-i Beyt’ten başka kim olabilir? Sonra yüce Allah buyuruyor ki:

“Şeytan, insanı yalnız bırakandır.” Demek ki onu dünyada hüsrana uğratıp, ahirette yalnız bırakan ve onu zikirden uzaklaştıran bu dostluk, şeytanın dostluğunun ta kendisidir. Sonra yüce Allah Resulünün kıyamet günü şöyle söyleyeceğini bildiriyor:

“Resul der ki: Ey Rabbim! Doğrusu kavmim bu Kur’anı hafife aldılar.” Yani sen bu Kur’ana ve Ehl-i Beyt’e sarılmayı ve ayrılmamayı emrettiğin halde onlar bunları terkettiler ve yalnız bıraktılar.

Bu hitaplar, sitemler ve kınamalar Resulullahın diliyle Kur’anın nazil olduğu kavim ve ondan sonra Ehl-i Beyt’e zulmeden ümmetle ilgili değil midir? Onlar Allahın kitabına uymadıkları için Resulullah (sallallahu aleyhi ve âlih) kıyamet günü onların aleyhinde şahitlik edecek, kendisinin Kur’an ve Ehl-i Beyt’e sarılma sözünü terkettiklerini ve onları yalnız bırakıp nefsi hevâ ve heveslerine uyduklarını bildirecektir. Onlar Kur’an ve Muhammede şekk ederek Ehl-i Beyt’in faziletlerini kıskandıkları için dinleri yerine dünyevi amelleri tercih ettiler.

İşte bakınız! Kur’anın bu ayetine uyan şu hadisi hiçkimse inkâr etmez: Resulullah buyurdu ki:

Ashabından bir kavim kıyamet günü benim yanımdan uzaklaştırılacak. Ben de diyeceğim ki: Ey Rabbim! Ashabım, ashâbım. Sonra denilecek ki: Ey Muhammed! Onların senden sonra neler yaptıklarını bilmiyorsun? Ben de diyeceğim ki: Uzaklaşsınlar, defolsunlar.”[15]

Allahın şu ayeti de bunu onaylarak tasdik ediyor:

“Muhammed sadece bir resüldür ve ondan önce de Resuller gelip geçmiştir. Eğer o ölür veya öldürülürse gerisin geriye (cahiliyete) mi döneceksiniz? Eğer birisi geriye dönerse bu, Allah’a ziyan getirmez. Ve Allah, şükredenlere ihsân eder.”[16] Bu ayet açıkça işaret etmektedir ki, bir topluluk peygamberin ölümünden sonra gerisin geriye dönecektir. Onlar Allahın ve resülünün emrine karşı çıkanlardır. Onlar fitneye bulaşmış insanlar olup, Yüce Allah onlar hakkında şöyle buyurmaktadır:

“Onun emrine karşı çıkanlar bir fitneye bulaşmaktan ya da acı bir azâba uğramatan korksunlar.”[17]

Allah onlara azâbını artırmış ve Âl-i Muhammed’e zulmedenleri uzaklaştırmış, onları sevmeyi ve başkasına değil de sadece Ehl-i Beyt’e tabi olmayı ise Allah’a ulaşmanın yolu olarak göstermiştir:

“De ki; Ben peygamberliğim karşısında sadece yakınlarım (olan Ehl-i Beyt’imi) sevmenizi istiyorum.”[18] Ve buyuruyor ki:

“Hakka hidayet edene mi uymak daha doğrudur yoksa hidayete ulaşmadıkça hidayet etmeyene mi? Ne oluyor size nasıl hükmediyorsunuz.”[19]

İslam ümmeti içinde azıcık insafı olan ve yalanı sevmeyen bir grup insan şöyle der:

Bütün zor ve çetin sorunlarda her zaman Resulullahın (sallallahu aleyhi ve âlih) ve vasisi Hz. Ali (aleyhisselam) ashabı yönlendirir ve hidayet ederdi. Ama ashap asla Hz. Ali’yi irşâd etmemiş ve ona yol göstermemiştir. Onlar her zaman Hz. Ali’ye muhtaç idiler ama Hz. Ali hiçbirine muhtaç değildir. Onlara her zaman ilim öğretirdi ama onlar Hz. Ali’ye hiçbir şey öğretemediler.

Ve Allah resulü’nün kızı Fatıma (sallallahu aleyha)’ya öyle eziyetler ettikler ki vasiyetinde geceleyin gizlice defnolunmasını istedi ve babasının ümmetinde onun istedikleri dışında kimse ona cenaze namazı kılmadı.

Eğer islamda hiçbir musibet olmasaydı ve islam düşmanlarının bizim aleyhimizde hiçbir delili olmasaydı dahi Hz. Fatımâ’nın başına gelen musibetler ve onun gazaplanması ve cenazesine onlardan kimsenin katılmamasını istemesi dahi en büyük musibet ve hayâdır. Yalnız Allahın kalbini mühürlediği insanlar bunun pek önemli bir hadise olmadığını kaydederler. Hatta onu inciteni temize çıkarıp onu Fatımâ’dan, kocasından ve evlatlarından üstün bilir. Ve onun şanını Ehl-i Beyt’ten daha da yüceltir. Ve onun Fatımâya yaptıklarını onun hak meziyetlerinden biri olarak sayar. Ve o, bu işiyle Hz. Muhammed’den sonraki en üstün(!) insan konumuna gelmiştir. Ve yüce Allah buyuruyor ki:

“Gözler kör olmaz ama göğüslerdeki kalpler kör olur.”[20]

Âl-i Muhammed’in düşmanlarının, zalimlerin ve onları sevenlerdeki bu körlük kıyamet gününe kadar devam edecektır. Allah o gün hakkında buyuruyor ki:

“Sen bundan gaflette idin, senden perdeleri kaldırdık ve senin gözün bugün demir gibidir (keskindir).”[21] Ve: “O gün zalimlerin mazeretlerinin yararı olmayacak, lânet onlaradır ve kötü yer de onlaradır.”[22]

Bundan daha şaşırtıcı olan şudur ki:

Bu kör ve sağırlar iddia ediyorlar ki Kur’anda farzlar ve sünnetler hakkında herşey yokur. Ve onlar bu konularda birşey bulamayınca kıyasa ve re’ye başvuruyorlar. Ve Hz. Resulullah’a yalan ve iftiralar atıyorlar ve onun -haşa- kıyas’a müsade ettiğini iddia ediyorlar. Onlar bu konunda Maaz’dan rivayet olunan uydurma bir hadisi[23] delil getiriyorlar. Halbuki yüce Allah Kur’anı Kerimde buyuruyor ki:

“Ve herşeyi açıklayasın diye sana kitabı indirdik.”[24] Ve buyuruyor ki: “Kur’anda hiçbir şeyi (açıklanmamış) bırakmadık.”[25] Ve buyuruyor ki: “Ve herşeyi mübin imamda karar kıldık.”[26] Ve: Herşeyi kitap olarak getirdik.”[27] Ve buyuruyor ki: “De ki: Ben sadece bana vahyolana itaat ederim.”[28] Ve buyuruyor ki: “Ve onların arasında Allah’ın indirdikleriyle hükmet.”[29]

Öyleyse her kim -Allah; herşeyi açıklayasın diye buyurduğu halde- dünya ve âhiretle ilgili farz veya sünnet olan bir şeyin ve şeriat ehlinin muhtaç olduğu konuların Kur’anda bulunmadığını söylerse Allah’ın sözünü kendisine geri döndürmüş, Allah’a iftira atmış ve onun kitabını anlayamayıp yalanlamış olur.”

Keşke onlar kendilerini kandırmasalar da tabi oldukları imamlarının, bunları Kur’anda bulamadıklarını çünkü onların kendilerine ilim verilen Kur’an ehli olmadıklarını bilseydiler. Onlar Kur’an konusunda Allah ve resulünden hiçbir nasip alamamışlardır. Aksine yüce Allah Kur’anın bütün ilmini Resulullahın Ehl-i Beyt’ine (aleyhisselam) vermiş, halkın onlara yönelmesini istemiş ve onların Kur’anın ilminin hazinesi, varisleri ve tercümanları olduğunu defalarca vurgulaşmıştır.

Eğer onlar Allahın şu iki ayetine uysaydılar:

“Eğer bilmediklerini Allah’ın resulüne ve onlardan dan emir sahiplerine sorsaydılar, ilmi onlardan olanlar mutlaka bilirlerdi”[30], “Eğer bilmiyorsanız zikir ehline sorun.” Allah da onları hidayet nurûna ulaştırır, onlara bilmediklerini öğretir ve onalrın kıyas ve re’ye kaçmalarını da engellerdi. Böylece kulların amel ettikleri dinde ihtilâf olmazdı. Ama bunlar Resulullaha iftira atıp kıyasa onun izin verdiğini iddia ediyorlar. Kur’an-ı Kerim ise onları uyarıp şöylece menetmektedir:

“Eğer Allahtan başkasından olsaydı, onda birçok ihtilaflar bulurlardı.”[31] Ve buyuruyor ki: “Deliller geldikten sonra ihtilaf edip dağılanlar gibi olmayın.”[32] Ve buyuruyor ki: ımsıkı sarılın ve ayrılmayın.”[33]

Allahın ihtilaf ve ayrılığı kınadığı ayetler hayli fazladır. Dinde ihtilâf ve ayrılık dalâlettir. Onlar ise bunu câiz bilip buna Resulullahın izin verdiği iftirasını atıyorlar Allah ise buyuruyor ki:

“Ayrılıp ihtilâf edenler gibi olmayın.”

Bundan daha açık bir söz olur mu? Bu açıklamadan sonra halkın Allah karşısında mazertleri olabilir mi? Kendi başımıza kalıp kıyas yapıp kendi reyimize dayanmaktan Allah’a sığınırız. Allah’ın bizleri hidayet ettiği bu yol da; Ehli Beyt yolunda sabit kılmasını niyaz ederiz.

Ve dinine irşad edip Ehl-i Beyt sevgisini nasip ettiği, onların emrettiğine uyup menettiklerinden çekinmemize yardımcı olduğu için yüce Allah’a şükrediyor, bu konuda Ehli Beytten vazgeçmeyeceğimizi ve onlarda asla süphe etmediğimizi, onlardan öne geçmeyerek onlardan geride kalmayacağımızı tekrar vurguluyoruz. Şüphesiz onlardan öne geçen dinden çıkar, onlardan ayrılan boğulur, onlara karşı çıkan helâk olur, onlara uyan onlara katılır ve Resulullah da böyle emretmiştir.

[1]- Mübarek “Al-i İmran” suresi 103. ayet-i şerife.

[2]- Mübarek “Al-i İmran” suresi 112. ayet-i şerife.

[3]- Mübarek “Zümer” suresi 56. ayet-i şerife.

[4]- Mübarek “Furkân” suresi 27. ayet-i şerife.

[5]- Mübarek “İbrahim” suresi 47. ayet-i şerife.

[6]- Hz. Ali aleyhisselam meşhur ve maruf vasıflarındandır.

Cihadının çokluğuna ve ilimle dolu olduğuna delalet eder. (Ç.)

[7]- Mübarek “Bakara” suresi 58. ayet-i şerife.

[8]- Mübarek “Enbiya” suresi 7. ayet-i şerife.

[9]- Mübarek “Nisa” suresi 60. ayet-i şerife.

[10]- Mübarek “Kehf” suresi 103. ayet-i şerife.

[11]- Mübarek “Furkân” suresi 27. ve 28. ayet-i şerifeler.

[12]- Mübarek “Furkân” suresi 29. Ayet-i şerife.

[13]- Mübarek “Talâk” suresi 10. ve 11. ayet-i şerifeler.

[14]- Mübarek “Enbiyâ” suresi 7. ayet-i şerife.

[15]- Müsned-i Ahmed bin Hanbel c.1 s.453 ve 454, Sahih-i Buhari (Rikâk bölümü).

[16]- Mübarek “Âl-i İmrân” suresi 144. ayet-i şerife.

[17]- Mübarek “Nür” suresi 63. ayet-i şerife.

[18]- Mübarek “Şurâ” suresi 33. ayet-i şerife.

[19]- Mübarek “Yunûs” suresi 35. ayet-i şerife.

[20]- Mübarek “Hacc” suresi 46. ayet-i şerife.

[21]- Mübarek “Kâf” suresi 22. ayet-i şerife.

[22]- Mübarek “Mümin” suresi 52. ayet-i şerife.

[23]- Bu konudaki hadis Tirmizi ve Ebu Dâvud ‘da yazılıdır.

[24]- Mübarek “Nahl” suresi 89. ayet-i şerife.

[25]- Mübarek “En’âm” suresi 38. ayet-i şerife.

[26]- Mübarek “Yasin” suresi 12. ayet-i şerife.

[27]- Mübarek “Nebe” suresi 29. ayet-i şerife.

[28]- Mübarek “En’âm” suresi 50. ayet-i şerife.

[29]- Mübarek “Mâide” suresi 49. ayet-i şerife.

[30]- Mübarek “Nisâ” suresi 83. ayet-i şerife.

[31]- Mübarek “Nisâ” suresi 82. ayet-i şerife.

[32]- Mübarek “Âl-i İmran” suresi 105. ayet-i şerife.

[33]- Mübarek “Âl-i İmran” suresi 103. ayet-i şerife.