Showing posts with label Doomsday. Show all posts
Showing posts with label Doomsday. Show all posts

Sunday, February 02, 2020

Koronavirüs nedir: Çin'de ortaya çıkan yeni virüs (corona virüs) hakkında neler biliniyor?

Çin'in Vuhan kentinde yeni bir tür virüs ortaya çıktı. Virüse yakalananlarda akut solunum yolu enfeksiyonu görülüyor. Birkaç hafta içerisinde hızla yayılan virüse, Çin'in dışındaki ülkelerde de rastlanmaya başlandı. Ölü sayısı da hızla yükseliyor.

İlk kez Aralık ayında görülen ve '2019-nCoV' olarak adlandırılan virüs, koronavirüs ya da corona virüsü adıyla biliniyor.

Virüs nedeniyle ölenlerin sayısı da 31 Ocak itibariyle 213'e çıkmış durumda. Vaka sayısının da 10 bine yaklaştığı belirtiliyor.

SARS virüsü sonucu dünya çapında 800 kişi hayatını kaybetmişti.

Virüs şimdiye kadar, Çin dahil toplam en az 23 ülkede görüldü. Virüsün Çin'in doğu bölgelerinin yanı sıra Japonya, Tayland, Güney Kore, ABD, Singapur, Vietnam, Almanya, Fransa, İtalya ve Tayvan'a da yayıldığı biliniyor.

Virüsün ortaya çıktığı Vuhan'da alınan karantina önlemleri kapsamında yaklaşık 50 milyon kişinin seyahat etmesine izin verilmiyor.

Zatürre belirtilerine yol açan virüs, dünya çapında sağlık uzmanlarını alarma geçirdi.

Peki henüz bir tedavisi olmayan yeni koronavirüs tipi kısa zamanda ortada kaybolan geçici bir salgın mı yoksa çok daha tehlikeli bir hastalığın ilk işaretleri mi?

Çin'de ortaya çıkan virüsün özellikleri neler?
Hastalardan alınan örneklerin laboratuvarlarda test edilmesi sonucu Çinli yetkililer ve Dünya Sağlık Örgütü, enfeksiyonun koronavirüs (corona virus) olduğu sonucuna vardı.

Koronavirüsler, büyük bir virüs ailesinin bir alt türü. Ancak yeni virüs dahil sadece yedisi insanlara bulaşabiliyor.

Bir koronavirüsün yol açtığı şiddetli akut solunum yolu sendromu (SARS), Çin'de 2002 yılında salgından etkilenen 8 bin 98 kişiden 774'ünün ölümüne yol açtı.

Doktor Josie Golding, "SARS'ın hatıraları hâlâ taze, korkunun çok büyük olmasının nedenlerinden biri bu, ancak bu tür hastalıklarla mücadele etmek için artık çok daha hazırlıklıyız" diyor.

Yeni virüsün de SARS gibi insandan insana bulaşabildiği teyit edilmiş durumda.

Virüse yakalananlarda hangi belirtilere rastlanıyor?
Virüse yakalananlarda önce yüksek ateş başlıyor. Ardından kuru öksürük şikayetleri gözleniyor. Bir haftanın sonunda ise nefes darlığı sorunları ortaya çıkıyor.

Çin'de bazı hastaların hastanede uzun süreli tedavi altına alınması gerekmişti.

Ancak şu an eldeki bilgiler sadece hastaneye kaldırılan ağır hastaların yaşadıklarıyla sınırlı. Virüse yakalanıp daha hafif bir şekide atlatan olup olmadığı konusunda detaylı bir bilgi henüz yok.

Koronavirüsler orta derece soğuk algınlığından ölüme varacak semptomlara yol açabiliyor.

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), Perşembe günü yeni koronavirüs hakkında "uluslararası kamu sağlığı acil durumu" ilan etti.

İsviçre'nin Cenevre kentinde yapılan basın toplantısında DSÖ Başkanı Tedros Adhanom Ghebreyesus, küresel ölçekte acil durum ilan edilmesinin nedeninin "Çin'de değil, diğer ülkelerde yaşananlar" olduğunu söyledi ve asıl endişenin virüsün sağlık sistemleri zayıf ülkelere yayılması olduğunu belirtti



Ne kadar ölümcül?

Aralık ayında ortaya çıktığı sanılan virüs, şu ana kadar 170 kişinin ölümüne neden oldu. Yani virüse yakalandığı tespit edilenlerin yüzde 2,2'si hayatını kaybetti.

SARS salgınında hastalığa yakalananların yüzde 9'u hayatlarını kaybetmişti.

Ancak virüsün bulaşmasıyla başlayan hastalık sürecinin görece uzun olduğu ve ölü sayısının ilerleyen günlerde artabileceği uyarıları yapılıyor.

Henüz salgının boyutları da tam olarak bilinmediği için bu yeni virüsün yol açabileceği ölümlere dair bir tahmin yürütmek zorlaşıyor.

Virüsün kaynağı ne?
Hastalığın, Çin'in 11 milyon nüfuslu kenti Vuhan'daki Huanan deniz ürünleri pazarından kaynaklandığı tahmin ediliyor.

Çinli yetkililer Hubei bölgesinde toplam 50 milyon kişinin yaşadığı kentlere seyahat kısıtlaması uyguluyor. Vuhan şehri karantinaya alınmış durumda.

Çin genelinde yüz maskesi kullanmak zorunlu hale getirildi, Çin'e bağlı yarı özerk Hong Kong yönetimi de bir dizi önlem açıkladı ve iki ülke arasındaki geçişleri sınırladı.

Uluslararası pek çok havayolu da Çin'e uçuşlarını askıya aldı.

Neden Çin?
Profesör Woolhouse, nüfusun çokluğu ve yoğunluğu ile virüsleri taşıyan hayvanlarla insanların yakın temasının neden olduğunu söylüyor:

"Yeni salgının Çin'de ya da dünyanın bu bölgesinde olmasına kimse şaşırmadı."

Salgının ortaya çıkmasının ardından Wuhan'daki Huanan balık pazarı kapatıldı.
Hangi hayvandan kaynaklanıyor?
Koronavirüsler, önce hayvandan insana bulaşıyor. Ancak virüsleri kitlesel bir salgın tehdidi haline getiren, mutasyona uğrayıp insandan insana bulaşmaya başlamaları.

2019-nCoV virüsünün ilk olarak Vuhan'daki Huanan balık pazarında ortaya çıkmış olabileceği üzerinde duruluyor.

Bazı deniz canlıları koronavirüs taşıyor olabilseler de, pazarda tavuk, yarasa, tavşan, yılan gibi başka hayvanlar da bulunuyor ve bunlardan birinin virüsün kaynağı olması çok daha mümkün görünüyor.

Virüsün kaynaklandığı belirlendiğinde, sorunla baş etmek çok daha kolay olacak.

2003 yılında 800'e yakın kişinin hayatını kaybetmesine neden olan SARS virüsünün yarasalardan yayıldığı düşünülüyordu.

Çinli yetkililer, Vuhan havalimanında uçuşları geçici süreyle askıya aldı.
İnsandan insana nasıl bulaşıyor?
Başta virüsün sadece hayvandan insana bulaşabildiği açıklanmıştı. Ancak daha sonra virüsün, insandan insana da bulaştığı anlaşıldı.

SARS, insandan insana çok kolay bulaşabiliyordu. Virüse yakalanmış bir kişinin kalabalık bir ortamda öksürmesi dahi SARS'ın yayılması için yeterli olabiliyordu.

MERS ise insandan insana daha zor bulaşan bir koronavirüstü.

Yeni virüs solunum yollarını etkiliyor. O nedenle öksürük ve temas yoluyla bulaşıyor olması yüksek bir ihtimal olarak görülüyor.



Çin, virüse yakalananların belirti göstermeye başlamadan hastalığı bulaştırabildiğini açıklamıştı.

Çin hükümeti halktan kalabalık yerlerde maske takmalarını istiyor.
Ne kadar hızlı yayılıyor?

Vakaların sayısı hızla 40'tan 7711'e yükselmiş gibi gözükebilir.

Ancak Çinli yetkililerin testleri yoğunlaştırmasıyla birlikte zaten virüse yakalanmış olan birçok kişi tespit edildi ve bu da virüse yakalan kişi sayısının hızlı biçimde yükselmesine yol açtı.

Salgının ne kadar hızlı yayıldığı konusunda henüz net bir bilgi bulunmuyor.

Virüs mutasyona uğrayabilir mi?
Evet virüsün mutasyon geçirmesi olasılıklar dahilinde. Ancak bunun salgın açısından ne anlama geleceğini söylemek zor.

Mutasyon sonucu insandan insana bulaşma ihtimali artabilir ya da virüse yakalananların yaşadığı semptomlar ağırlaşabilir.

Dünya Sağlık Örgütü ve diğer sağlık uzmanlarının yakından takip edeceği bir konu da ilerleyen günlerde ve haftalarda virüsün mutasyon geçirip geçirmediği olacak.

Son 10 gün içerisinde virüsün insandan insana bulaşma hızının arttığı belirtildi. Bu durumun bir mutasyon sonucu olup olmadığı ise bilinmiyor.

Salgın nasıl durdurulabilir?
Şu an için 2019-nCoV virüsüne karşı bir aşı bulunmuyor. Aşının geliştirilmesi ise en az bir yılı bulabilir.

Eldeki tek seçenek, virüse yakalanmış kişileri tespit edip karantinaya almak.

Hastalarla temas halinde olan kişilerin izlenmesi ve sağlık durumlarının kontrol altında tutulması da uygulanan yöntemler arasında.

Salgını önlemek için seyahat sınırlamaları seçeneği de yürürlüğe konmuş durumda.

Çinli yetkililer yeni virüsün genetik kodunu hızla açığa çıkardı. Bu bilgi, virüsün nereden geldiğini, yayıldıkça ne gibi değişimlere uğradığını ve insanların korunması için ne gibi adımlar atması gerektiğini anlamaya yardımcı oldu.

San Diego'daki Inovio adlı laboratuvarda çalışan bilim insanları yeni virüse karşı aşı geliştirebilmek için yeni tür bir DNA teknolojisi kullanıyor. Şimdilik adı "INO-4800". İnsanlar üzerinde deneme planlarına yaz başında başlayacaklar.

Bilim insanları koronavirüse karşı aşı geliştirmek için zamanla yarışıyor
Inovio, insanlar üzerinde yapılacak denemelerin başarılı olması durumunda daha geniş çaplı denemeler yapılabileceğini, "yılsonuna kadar Çin'deki salgında kullanılabileceğini" söylüyor.

O zamana kadar salgının sona erip ermeyeceğini tahmin etmek imkânsız. Ama Inovio'nun zamanlaması planlar doğrultusunda ilerlerse şirket, yeni aşının bir salgın durumunda en hızlı geliştirilmiş aşı olacağını söylüyor.

Sunday, February 10, 2019

Hz. Peygamber (a.s.) Neden Cami Yıktırdı?

Peygamberimiz Neden Cami Yıktırdı?

"İslam Peygamberi hiç cami yıktırır mı?" demeyin lütfen.  Yıktırmış, hem de Allah'ın emriyle.

Hicretten sonra Medine'de Müslümanlar güçlü hale gelince görünüşte Müslüman göründükleri halde kalben İslam'ı inkâr eden münafık (nifak ehli) denilen bir grup ortaya çıkmıştı. Dış görünüşlerinde Müslüman olan bu kişiler dine, Hazreti Peygambere ve Müslümanlara düşmandı.

Münafıklar Kuba köyünde Peygamberimizin daha önce temelini atmış olduğu Kuba Mescidi'nden başka bir mescid yaptılar. Onların maksadı Resûlüllah'ın sahabelerini birbirine düşürmekti. Bu sebeple bu mescid 'Mescid-i Dırâr' yani zararlı ve kötüniyetle yapılan cami olarak adlandırılmıştır.

Kur'an-ı Kerim'in Tevbe Suresi'nin 107-110. Ayetlerinde bu olay anlatılmakta.

107 - Bir de zararlı faaliyetlerde bulunmak, küfre yardım etmek, mü'minler arasına ayrılık sokmak için ve öteden beri Allah ve Resûlüne karşı savaşanlara üs olsun diye bir mescit yapanlar vardır. Bunlar, "Bizim iyilikten başka hiçbir kasdımız yok" diye de mutlaka yemin ederler. Ama Allah şâhitlik eder ki bunlar mutlaka yalancıdırlar. (Diyanet İ.B. Meali)

Resûl-i Ekrem'in, bu ayetlerle Allah tarafından uyarılmasından sonra, "Halkı zâlim olan şu mescide gidin, onu yıkın ve enkazını da ateşe verin!" buyurduğu bilinmektedir. Günümüzde bile dırâr mescidinin arsası, çöplük olarak kullanılmaktadır.



Hazret-i Mevlana'nın bu olayı anlatırken söyledikleri ilginçtir:

"Münafıkların bu mescidi yapışları, avcının tuzağa taneler saçması gibi avlamak içindi. Cömertlik eseri değildi. Balıkçının oltasına taktığı et parçası, balıklara bir ikram, bir bahşiş, bir cömertlik değildir."
"Kubalıların Mescidi de taştan kerpiçten yapılmıştı ama münafıkların mescidine benzemiyordu."
"Yaptığın işi ve kendi halini mihenge vur da, sen de bir Mescid-i Dırâr yapmış, bir fitne çıkarmış olmayasın!"

Bu kıssayı hatırlatmamın sebebi son zamanlarda tartışma konusu yapılan Ataşehir'deki Mimar Sinan Camii, Taksim ve Çamlıca'ya yapılması planlanan diğer büyük cami projeleri değil.

Cami yaptırırken birinci önceliğin samimi bir inanç olması gerektiği açıktır. Eğer niyetiniz samimi/ ihlâslı değil, şahsi ikbalinize yardımcı bir unsur olarak kullanmak ise yapılan camilerin istenen hizmeti sağlaması mümkün olamaz.

Bizim vahiy yolu ile yapanların niyetini öğrenmek gibi bir imkânımız olmadığına göre, camileri yapanların iyiniyetli olduğunu kabul etmek ve teşekkür ederken uyarmak durumundayız.

Taksim'e yapılacak camiyi hem ihtiyaç oluşu ve hem de orijinal projesi sebebiyle desteklediğimi, ancak Çamlıca projesi konusunda yerleşim alanından uzak oluşu ve mimari proje yarışmasına katılımı azaltacak şartnamesi sebebiyle tedirgin olduğumu ifade ederek esas konuya geçelim.

Mescidi Dırâr kıssasından Mevlana'nın çıkardığı dair sonuç çok önemli: Hayırlı görünüşlü bazı işler fitne sebebi / besleyicisi olabilir.

"İyi şeyler olacak" müjdesi ve arkasından "analar artık ağlamasın" sloganlarıyla "Kürt/Terör Meselesini"  "çözmek" için "açılım" yapmak hayırlı görünen iş gibi idi.

"Ana dilde eğitim hakkı bir insan hakkıdır. Kürtlere Kürtçe eğitim dili sağlamak devletin görevidir" gibi sözler de haktan yana görünüşlü fitneyi / ayrılıkçılığı besleyen bir politik harekâttan ibaretti.

"Çözüm niyetini" gösteren siyasi iradenin, gerekirse terör örgütüyle müzakere etmesi gerektiği her gün mahut zümreler tarafından beynimize kazındı. Özel görevlendirilen devlet yetkililerinin Oslo müzakerelerindeki utanç verici tavırları da, Habur rezaleti gibi hoşgörüyle karşılandı.

Geldiğimiz nokta ne?  Şemdinli'yi ele geçirmeye çalışan PKK'lı teröristlerle 15 gündür çatışmalar devam ediyor. PKK'lılar kaçmadığı gibi devletin uçaklı, helikopterli tam teçhizatlı ordusuyla cephe savaşına girecek cesareti göstermekte. Bu çatışmalar devam ederken PKK Hakkâri'de 4 karakolumuza eş zamanlı saldırabildi ve 8 şehit verdik. Bunların sebebi ister terör örgütünün güçlenmesi olsun, isterse terörle mücadelede hizmet vermiş kahraman subayların hapiste tutulmasının TSK'da yarattığı moralsizlik olsun, durum iç karartıcı.

Kürt halkı içinde PKK sempatisinin ve bağımsızlık talebinin hızla artması fitnenin geldiği boyutun vahametini göstermekte.

2012 yazında yapılan bir ankete göre Kürtlerin % 46'sı BDP'ye destek veriyor. % 48'i PKK'nın terör örgütü olmadığını düşünüyor. Üç sene önce Kürtlerin % 6'sı bağımsız Kürt devleti isterken bugün, % 23'ü bağımsız devlet talebinde bulunuyor.

Dış siyasette ise "Osmanlı politikası izlemek", "suni sınırlarımız yerine tabii coğrafyamızdaki halklara liderlik yapmak", "mazlum Suriye halkının yanında olmak" gibi her Türk'ün göğsünü kabartan sloganlar eşliğinde yürütülen politikalar, Türkiye'deki fitneyi beslemekten başka işe yaramadı. Diğer taraftan Suriye bir iç savaş, bölge bir mezhep savaşı batağına doğru sürüklenmekte. Bunda Türkiye'nin rolü ve vebali az değil.

Fitnenin büyümeden önünün kesilmesi lazım(dı). Fitne sebebini veya besleyen tavırları ayırt etmek için vahiy beklemenin faydası yok. Yapılan işleri ve halimizi mihenge vurmak kâfidir.

"İlâhî bir bilgi iletim tarzı olan Vahiy" bizler için söz konusu olamayacağına göre, buna karşılık "beşerî bir bilgi edinim tarzı olan Akl'a" müracaat etmek zorundayız. Zira "vahy'e ve taşıdığı bilgilerin doğruluğuna iman etmek de, aklını kullanmak da farzdır."

Hazreti Peygamber'in uygulaması göstermektedir ki, Aklını kullanan Müslümanlar için fitne kaynağının (Mescid-i Dırâr'ların) bir an evvel yıkılıp yok edilmesi lazımdır.

Monday, January 14, 2019

Kubbetu’s Sahra’nın Kapıları Kapatıldı



Mescid-i Aksa’nın içindeki Kubbetu’s Sahra’nın kapıları, Yahudilerin dini takkesi Kippa ile girmeye çalışan İsrail polisini engellemek için kapatıldı.

Kudüs İslami Vakıflar İdaresi Basın Sözcüsü Firas Dibs yaptığı yazılı açıklamada, “Mescid-i Aksa korumaları, başında Kippa ile girme girişiminin ardından Kubbetu’s Sahra’nın kapılarını kapattı.” ifadelerine yer verdi.

Dibs açıklamasında, iki İsrail polisinin günlük iki defa Kubbetu’s Sahra’ya girdiğine ve hızlı şekilde “güvenlik kontrolü” yaptığına dikkati çekerek, “Kubbetu’s Sahra görevlileri, polisten başındaki Kippa’yı çıkarması talebinde bulundu. Ancak polis ısrarla gireceğini gerekirse güç kullanacağını söyledi. Bunun üzerine de görevliler mescidin kapılarını kapattı.” dedi.

İsrail polisinin Kubbetu’s Sahra’nın etrafını kuşattığını ve Müslümanların mescide girişine izin vermediğini belirten Dibs, görevliler ile namaz için gelen Müslümanların mescidin içinde olduğunu söyledi.

Harem-i Şerif’e baskın
Öte yandan, Dibs, İsrail Tarım Bakanı Uri Ariel ile beraberindeki 15 fanatik Yahudi’nin Harem-i Şerif’e baskın düzenlediğini söyledi.

Dibs, İsrailli Bakan ve beraberindeki Yahudilerin İsrail polisi eşliğinde Mescid-i Aksa’nın avlularında tur attığını kaydetti.

İsrail’deki koalisyon hükümetinde Yahudi Evi Partisi’nden bakan olan Ariel, daha önce de beraberindeki fanatik Yahudilerle birçok defa Harem-i Şerif’in avlusuna girmişti.

Fanatik Yahudiler, İsrail polisi eşliğinde zaman zaman sabah ve öğleden sonraki vakitlerde Mescid-i Aksa’nın avlusuna giriyor. Bu durum sık sık bölgede gerginliğin tırmanmasına ve Filistinliler ile İsrail polisi arasında arbede yaşanmasına neden oluyor.

İşgal altındaki Doğu Kudüs’ün Eski Şehir bölgesinde bulunan Mescid-i Aksa, Müslümanların ilk kıblesi olma özelliğini taşıyor.

“Yahudiler, içinde Kıble Mescidi ile Kubbetu’s Sahra Camisi’nin yanı sıra müze, medreseler ve büyük avlunun yer aldığı Mescid-i Aksa Külliyesi altında, sözde “Süleyman Mabedi kalıntılarının bulunduğu” iddiasıyla kazı çalışmaları yapıyor, Mescid-i Aksa’da kendilerinin de ibadet etme hakları olduğunu savunuyor. KAYNAK: AA

Wednesday, January 09, 2019

Vehabilerin Yıkılış Habercisi Çekirğe İstilası

İslam dünyasının kutsal mekanı olan ve hac vazifesinin yerine getirildiği (Kabe'nin de içinde yer aldığı) Mescid-i Haram'da, ilk defa böyle bir olayla karşılaşıldı.

Burası Mekke'.Çekirge istilaası...ve bundan dolayı namaz kılınmamıştır.
ALLAH ,bir yeri helak etmeden önce oraya işaret gönderir..
tıpkı şu ayette olduğu gibi.

“Bunun üzerine, ayrı ayrı mucizeler olarak üzerlerine tufan, çekirge, haşerat, kurbağa ve kan gönderdik. Yine büyüklük tasladılar ve günahkâr bir kavim oldular. (Araf Suresi: 133)





Saturday, December 15, 2018

Hz.Mehdi Nerede Hangi Millet içinden Çıkacaktır

Hz. Mehdî'nin neseben Âl-i Beytten olduğuna dair rivayetler vardır.* Ancak bu, Hz. Mehdî'nin illâ Araplar arasında çıkacağını göstermez. Hatta hadislerden Arapların dışında zuhur edeceğini çıkarmak bile mümkündür. Meselâ Tirmizî'de yer alan bir hadiste, “Hz. Mehdî'nin Araba hakim oluncaya kadar Kıyametin kopmayacağından”1 söz edilir ki, buradan Arapların içinde çıkmayacağını anlıyoruz. Çünkü Araba hâkim olmak için onların dışında olmak gerekir.

Bir rivayette, Hz. Mehdînin Doğu tarafından çıkacağı bildirilir.2

İbni Haldun ve Kurtubî, yukardaki rivayeti teyid eder tarzda Hz. Mehdî'nin Meşrık, Horasan ve Amuderya taraflarından geleceğini kaydetmektedirler.3 Kurtubî'nin onun Kuzey Afrika'dan çıkacağını söylemesi ise, o günlerde bir ıslahatçı ve mehdîye duyulan ihtiyaç sebebiyledir.4

Başka bir hadis-i şeriften ise şunu öğreniyoruz: Doğudan bir takım insanlar çıkacak ve Mehdîye zemin hazırlayacaklar, yani Hz. Mehdî onlar arasında hükümran olacaktır.5

Bu hadis Doğuda bulunan veya Doğudan gelen bir millet içerisinde çıkacağını göstermektedir ki,—Allahu a'lem—bunlar o zamanlar Doğuda bulunan, sonradan Anadolu'ya yerleşen Türklere işaret etmektedir.

İs'afü'r-Rağıbîn'de buna daha da açıklık getirilmiştir. “Mehdî Rum'dan,** Türklerden ayrılmayacaktır.”6

Birçok hadis kitabıyla birlikte Hakim'in Müstedrek'inde yer alan, Buharî ve Müslim'in şartlarına uygun gördüğü bir hadis-i şerifte ise siyah sancaklılar diye nitelendirilen bu topluluğun kahramanlıklarına dikkat çekilir :

“'Hazinelerinizin yanında üç kişi savaşacak. Üçü de halife oğludur. Fakat hiçbiri halife olamaz. Sonra Doğu tarafından bir takım siyah sancaklılar belirir ve öyle bir savaşırlar ki, böyle bir savaşı hiçbir kavim yapmamıştır.' Peygamberimiz daha sonra bir kısım şeyler söyledi ki hafızamda kalmadı. Devam edip şöyle buyurdular: 'Siz bu siyah sancaklılarla gelen zâtı gördüğünüzde kar üzerinde emekleyerek de olsa gidip ona bîat ediniz. Çünkü o Allah'ın halifesi Mehdî'dir.'”7

Kitabü'n-Nihaye'de yer alan rivayette ise Hz. Mehdî'nin bu siyah sancaklılarla teyid edileceği, ona muvafakat edecekleri ifade edilmektedir.8

Seyyid Ahmed Hüsameddin (r.a.) İstihraçnâme'sinde Mehdînin doğuş yeriyle ilgili şöyle bir not düşmüştür:

"Müslümanlardan bir zât gelecek, bu zâtın şerefi, Kafkasya'nın en ulu dağından etrafa güneşin şuâı gibi şûlenisar olacaktır."9

Bütün bunlar, Hz. Mehdînin yoğun faaliyetini Türkler içerisinde yürüteceğini göstermektedir.

Düşmanlarının ehl-i içtihad âlimlerinin mukallidleri olduğunu, Mehdînin kendi imamlarının tersine hükmettiğini gördüklerinde bundan hoşlanmayacaklarını, fakat karşı da gelemeyeceklerini söyleyen Muhyiddin Arabî, onun kılıncının ise "kardaş"ları olduğunu söyler. Bu kılınçtan korktukları için ister istemez hâkimiyetine boyun eğerler. Muhyiddin Arabî şöyle devam eder:

"Onun açık düşmanları fukahâ olacak. Elinde kılıncı, yani "kardaşları" olmasa idi katliyle fetvâ vereceklerdi. Lâkin Cenab-ı Hak, onu keremiyle ve kılınç ile tathir edecek; onlar ona itaat edeceklerdir. Çünkü halk arasında imtiyazları kalmayacak, hattâ ahkâm hususunda ilimleri de azalacak. Mehdî'nin gelişiyle âlimlerin hükümlerindeki ihtilâflar da giderilecek. Ondan hem korkacaklar, hem de birşeyler umacaklar. Kalben ondan nefret edecekler, fakat buna rağmen ister istemez hükmünü kabul edecekler."10

1 Tirmizî, Fiten: 43.
2 Tirmizî, Fiten: 79.
3 Macdonald, İslâm Ansiklopedisi MEB Yayınları, 7:478.
4 A.g.e., 7:477.
5 İbni Mâce, Kitabü'l-Fiten: 35 (4088.).
** Eskiden Türkiye’ye diyar-ı Rum deniliyordu.
6 Tılsımlar, s. 212 (İs'afü'r-Rağıbîn'den naklen).
7 İbni Mâce, Kitabü'l-Fiten, 34 (H. 4084.); Müstedrek, 4:464; Kurtubî, Tezkire, s. 186.
8 İbni Kesir, Kitabü'n-Nihaye, 1:29, 30; Suyûtî, el-Havî, 1:61, 62.
9 Osman Yüksel Serdengeçti, Mabedsiz Şehir, Serdengeçti Neşriyatı: VI, s. 107.
10 M. Arabî, Fütûhât-ı Mekkiye, 66. Bab.


Friday, December 14, 2018

Son Doong Mağarası - Son Doong Mağarası Bilinmeyen Gizemi





Hayret uyandırıcı bir ekosisteme ve iklime sahip olan Son Doong mağarası Vietnam’da UNESCO’nun dünya mirası listesinde yer alan Phong Nha-Ke Bang Ulusal Parkı’nda yer alıyor.
2009 yılında dünyanın en büyük mağarası olarak halka açılan Son Doong, Vietnam dilinde “dağ nehri mağarası” anlamına geliyor. İsmin nedeni, mağaranın içinde yer alan yeraltı nehri. Nehir, dağın altındaki kalkeri eriterek mağarayı oluşturmuş.

3 milyon yaşında olan mağara, 1991 yılında yörede yaşayan Ho Khanh isimli bir çiftçi tarafından bulunmuş. Fırtınaya yakalanarak mağaraya sığınan Ho Khanh, daha sonra mağaranın yerini hatırlayamamış. Ama tam 18 yıl sonra kaybettiği mağarayı bulan yine o olmuş.

Mağarada kazılar 2009 yılında İngiliz Mağaracılık Araştırmaları Derneği’nden bir grup tarafından başlatılmış. Howard Limbert’in liderliğindeki İngiliz mağaracılar, bugün 9 kilometrelik bir bölümün keşfini tamamlamış durumda. Mağarada kalkerin nehir tarafından zayıflatılmasıyla meydana gelen çukurlar büyük çatı pencerelerinin açılmasına neden olmuş. Bu sayede güneş ışığı mağaranın kesitlerine girerek ağaçların büyümesine ve diğer bitki örtüsünün oluşmasına olanak sağlamış.

İç içe pek çok büyük mağaradan oluşan Son Doong, 200 metre genişliğinde ve 150 metre yüksekliğinde. İçinde, kendine ait bir yağmur ormanı, küçük dağları ve nehre ait bir sahili de barındırıyor. Ayrıca, dünyadaki en uzun dikitler ve top büyüklüğünde boncuk şekilli taşlar da mağarada bulunan hayret verici jeolojik oluşumlar arasında yer alıyor.

Büyük bir bölümü henüz keşfedilemeyen mağaralar sisteminin toplam 139 kilometre uzunluğa sahip olduğu ve farklı canlı organizmaları barındırdığı tahmin ediliyor.