Sunday, December 21, 2025

Papa'nın ziyareti İznik Konsili Ne Anlama Geliyor

  Dünya genelindeki Hristiyanların gözü İznik'e çevrildi. Papa 14. Leo, 1700 yıl önce kilisede henüz hiçbir ayrışma yaşanmadan toplanan İznik Konsili'ni anmak için düzenlenen törene katıldı.

Papa 14. Leo Türkiye ziyaretinde İznik'e gidecek

Hristiyanlık için bir dönüm noktası niteliğinde olan İznik Konsili'nin 1700'üncü yıldönümü, kiliseler arasındaki birlik arayışı (ekümenizm) açısından bu yıla damga vurdu. İznik'te yapılan anma törenine Papa 14. Leo'nun da katılması, Hristiyan dünyası açısından konunun ne kadar önemli olduğunu açıkça gösteriyor. İlk yurt dışı ziyaretini Türkiye'ye yapan Papa, bugün İstanbul'dan helikopterle Bursa'ya bağlı İznik'e giderek özel ayine katıldı. 

Bugünkü İznik, antik çağda Nizäa adıyla biliniyordu. 1700 yıl önce, Roma İmparatoru Konstantin döneminde, 325 yılında burada düzenlenen İznik Konsili, kilise tarihinin en belirleyici dönüm noktalarından biri kabul ediliyor. Bu büyük toplantı, bugünkü Hristiyan inancının temel bölümlerini şekillendirdi. Aradan 1700 yıl geçse de Hristiyanlar hâlâ İznik'te yaklaşık 200 piskoposun kaleme aldığı inanç esaslarını okuyarak dua ediyor.

Ayrılıklardan önceki tek konsil

Konsilin toplandığı dönemde Hristiyanlarda büyük ölçüde "inanç birliği" söz konusuydu. Kiliseler arasındaki ayrışmalar daha sonraki yüzyıllarda ortaya çıktı. Paderbornlu Katolik teolog Christian Stoll, DW'ye yaptığı değerlendirmede şöyle diyor: "İznik, antik çağda kiliseyi yönlendiren tüm yetkili isimlerin, imparatorun başkanlığında bir araya geldiği tek konsildi."

İznik Konsili'ni gösteren gravürİznik Konsili'ni gösteren gravür

İznik Konsili 1700 yıl önce toplanmıştıFotoğraf: akg-images/picture alliance

42 yaşındaki Stoll, Katolik dünyasında ekümenik çalışmalar açısından önemli bir kurum olan Johann-Adam-Möhler Enstitüsü'nün direktörü ve Vatikan'ın ekümenizm danışmanlarından biri.

325 yılının tarihsel bağlamı ayrıca dikkat çekiciydi. Bu büyük toplantıyı kararlaştıran ve tertipleyen dinî otoriteler değil, bizzat dünyevi iktidarın kendisiydi. 270-288 yılları arasında doğduğu tahmin edilen Konstantin, 306'dan itibaren Roma İmparatoru, 324'ten sonra ise hem Batı Roma'nın hem Bizans'ın tek hâkimiydi. O yıl itibarıyla kendisini açık biçimde Hristiyan olarak tanımlıyordu.

Konsil iki temel konuya açıklık getirdi. İlki, uzun süren tartışmaların ardından Paskalya Yortusu'nun ortak bir tarihte kutlanmasıydı. Böylece en önemli Hristiyan bayramı, tüm dünyada aynı gün kutlanmaya başladı.

Tartışma: İsa Peygamber kimdi?

İkinci başlık, İsa Peygamber'in kimliğine dair anlayışın netleştirilmesiydi. "Yeni Ahit'in kendisinde bile bu konuda farklı bakışlar var" diyen Stoll, bu nedenle antik dönemde de "bir dizi teolojik tartışma" yaşandığını hatırlatıyor.

İznik'te varılan sonuç açıktı: Mesih'e "Tanrı" denebilecekti; hem de Hristiyanların "Baba Tanrı" için kullandıkları anlamda. Bu yorum bugün tüm Hristiyan geleneklerinde geçerliliğini koruyor. İnanç metninde İsa Peygamber için "gerçek Tanrı'dan gerçek Tanrı, doğurulmuş, yaratılmamış, Baba ile aynı özden" ifadeleri yer alıyor.

İznik'te altında kalıntılar bulunan gölİznik'te altında kalıntılar bulunan göl

İznik'te konsilin toplandığı yerin gölün altında kaldığı tahmin ediliyor

Konsilin 325 yılında tam olarak nerede toplandığı ise hâlâ kesin olarak bilinmiyor. İznik'te ayakta kalan yaklaşık bir düzine eski kilise kalıntısının hiçbiri büyük olasılıkla toplantı yeri değil. Bazı arkeologlara göre toplantı salonu, depremler nedeniyle bugün gölün altında kalmış olabilir. Burada yalnızca birkaç mezar taşı ve kısmi kalıntılar görülebiliyor.

Stoll, "Bu yıldönümüne gösterilen ilgi hem bilim dünyasında hem kiliselerde şaşırtıcı derecede büyüktü" diyor. Yıl boyunca birçok yerde, Hristiyan inancının merkezindeki unsur olan "Tanrı'nın Oğlu İsa'ya iman" yeniden tartışıldı.

Almanya'daki piskoposlukların çoğunda ve uluslararası kilise çevrelerinde yıl boyunca konferanslar ve tartışmalar düzenlendi. Stoll, bu yılki ekümenik etkinliklerde "farklı geleneklerden gelen Hristiyanların aynı inancı birlikte ifade edişini görmenin dokunaklı" olduğunu söylüyor. Stoll'a göre bu, "birlik ve dayanışmanın işareti" ve "kutuplaşma ile çatışmaların sarstığı toplumlarda çok gerekli."

Papa'nın yıllardır hazırlığını yaptığı anma

Nisan 2025'te 88 yaşında vefat eden Papa Françesko, 325 yılındaki olayların ortak anılması için yıllarca çaba göstermişti. Hristiyan birliği onun en önemli önceliklerindendi. Hayatını kaybetmeseydi Türkiye ve Lübnan'ı kapsayan bu ziyareti Mayıs 2025'te Papa Françesco yapacaktı. Şimdi bu görevi, halefi 14. Leo yerine getiriyor.

Papa 14. Leo, Mayıs ayında İstanbul Rum Ortodoks Patrikhanesi'nin ruhanî lideri Bartholomeos (85) ile Roma'daki göreve başlama töreni sonrasında bir araya gelmişti. Papa, Türkiye'ye yapacağı üç günlük ziyarette Bartholomeos ile görüşmeler gerçekleştirdi.

Stoll, Papa 14. Leo'nun armasındaki "In illo uno unum" (O bir olanda biz biriz) ifadesinin, Papa'nın Hristiyan birliğine ve Mesih inancındaki ortak temele verdiği önemi gösterdiğini söylüyor: "Papa, İznik Konsili'nin toplandığı yere giderken bu mesajı zaten yanında götürüyor ve orada elbette yeniden vurgulayacak."

Papalık makamı üzerine düşünceler

Papa'nın ziyareti öncesinde, Vatikan'ın ekümenizmden sorumlu kardinali Kurt Koch, Katolik Haber Ajansı'na (KNA) konuştu. Koch, Papa 14. Leo'nun İznik'teki törene katılımının "büyük ekümenik öneme sahip" olduğunu belirtti. Törenin daha geniş bir ekümenik çerçevede düzenlenmesi davetinin ise Patrik Bartholomeos'tan geldiği biliniyor.

İznik Konsili'ne ait bir gravürİznik Konsili'ne ait bir gravür

İznik Konsili, Hristiyanlık tarihi açısından büyük önem taşıyor

Bu buluşma, papalık makamına dair yeni bir anlayışın tartışılmasına da kapı aralayabileceğini vurgulayan Koch, makamın ekümenik bağlamda "birlik için hizmet" olarak yorumlanması gerektiğini savunuyor.

Ancak Papa 14. Leo ile Bartholomeos'un İznik'teki buluşmasına ve diğer kilise temsilcilerinin katılımına yönelik olumlu değerlendirmelere rağmen önemli bir eksik var: Yıllardır hem Vatikan'ın hem de Ekümenik Patrikhane'nin Rus Ortodoks Kilisesi ile diyaloğu neredeyse tamamen durmuş durumda.

Moskova Patriği Kirill, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in Ukrayna'ya karşı yürüttüğü kanlı savaşı defalarca kutsadı ve destekledi. Patrik Kirill'in ekümenizme ilgi gösterdiğini söylemek ise bugün için pek mümkün görünmüyor.

3I/ATLAS ve Gizemi

 İnsanoğlu, teleskobun icadından önce Güneş sistemini çıplak gözle ve basit araçlarla gözlemlemiş, özellikle parlak olan nesnelerin hareketlerini ve görünürlüklerini inceleyerek onları anlamlandırmaya çalışmıştı. 1609 yılında Galileo’nun küçük mercekli bir tüpü gökyüzüne çevirmesiyle başlayan teleskop çağı, son yarım yüzyılda uzaya yerleştirilen teleskoplarla bambaşka bir boyuta taşındı. Günümüzde yüksek teknolojinin sunduğu imkânlarla Güneş’ten asteroitlere, kuyruklu yıldızlardan gezegenlere ve onların uydularına kadar pek çok gök cismi ayrıntılı biçimde gözlemlenebilmekte ve önemli keşifler yapılmaktadır. Özellikle Hubble Uzay Teleskobu (HUT) ve James Webb Uzay Teleskobu (JWUT), gözlem kapasitesini olağanüstü düzeyde geliştirdi. Yüksek optik sistemler ve hassas alıcı teknolojilerinin uzayda etkin biçimde kullanılması sayesinde Güneş sisteminin yapısı ve dinamikleri farklı dalga boylarında çok daha ayrıntılı olarak incelenebiliyor.

Güneş sistemindeki asteroitler ve kuyruklu yıldızlar gerek yapıları gerekse oluştukları ortamlar ve yörünge özellikleriyle sistemimizi anlamamız için önemli bilgiler sunar. Temelde buz, toz içeriğinde devasa kayaçlar olan bu yapıların Dünya’ya yakın konumda gözlenmesi ve izlenmesi için önemli projeler yürütülüyor. Dünya’ya yakın geçtiği için çarpma tehlikesi olan asteroitlerin takibi dışında yapısal özelliklerinin anlaşılması için de çeşitli çalışmalar yapılıyor. Bu cisimlerin çapları genellikle 1 km’den küçük olduğundan ve cisimler yalnızca Güneş ışığını yansıttığından oldukça sönüktür. Bu da gözlemlenmelerini zorlaştırıyor. Yine de asteroit ve kuyruklu yıldız gibi nesnelerin yıldızlara kıyasla çok daha hızlı hareket etmeleri, onları görüntülerde ayırt edilebilir kılıyor. Bu cisimler Güneş sistemi içinde oluşmuşlarsa yaşları, sahip oldukları kimyasal içerik ve yörünge özellikleri bu sistemin izlerini yansıtıyor.

Güneş sistemi ve içindeki tüm nesneler ile galaksimizdeki tüm cisimler, bu devasa yapının kütle merkezi etrafında çok büyük yörüngelerde dolanır. Bu dolanmalar sırasında zaman zaman birbirlerine yaklaşır ve hatta kütle çekim alanlarına yakalanır veya bulundukları kütle çekim alanından kurtulabilirler. Ayrıca başka sistemlerdeki gök cisimleri çarpışmalar ya da dinamik etkileşimler sonucu kendi sistemlerinden fırlatılarak farklı yönlerde ivmelenebilir. Yıldızlar veya yıldız-gezegen sistemleri arasındaki mesafeler çok büyük olsa da bu tür karşılaşmalar düşük olasılıklagerçekleşebilir.

2017 ve 2019 yıllarında, sırasıyla 1I/Oumuamua ve 2I/Borisov cisimleri, Güneş sistemine ait olmayıp galaksimizden gelen iki cisim olarak keşfedildi. Araştırmalara göre, tartışmalı da olsa, birkaç yüz metreyi geçmeyen çapa sahip 1I/Oumuamua dışarıdan gelen alışılmadık özellikler taşıyan bir kuyruklu yıldız adayı olabilir. Çünkü klasik kuyruklu yıldızlarda görülen koma ve kuyruk yapısına sahip değil.

İkinci ziyaretçi olması sebebiyle isminin önüne 2I (Interstellar 2) konulan 2I/Borisov, 2019’ da keşfedildi. Bu cismin o tarihe kadar gözlenen en bozulmamış kuyruklu yıldız olabileceği düşünüldü. Bu durum, 2I/Borisov’un Güneş sistemine ulaşana kadar başka bir yıldızın yakınından geçmediğini düşündürüyordu. 2I/Borisov’un yörüngesi ve hızı, yıldızlararası uzaydan gelen bir kuyruklu yıldız olduğunu kesin bir biçimde ortaya koyuyordu.

Araştırmalar, 2I/Borisov’un yoğun ve kayalık yapısının cismin ana yıldızına yakın bölgelerdeki kozmik çarpışmalar sırasında oluştuğunu gösteriyor. Daha sonra bu çarpışmalarla parçalanmış ve büyük olasılıkla aynı yıldızın çevresinde dolanan dev gezegenlerin kütle çekimi etkisiyle yıldızlararası ortama fırlatılmış olabilir.

Güneş sistemine yıldızlar arasından gelenler

Güneş sistemine yıldızlar arasından gelen ziyaretçiler: Solda 1I/Oumuamua, ortada 2I/Borisov ve sağda 3I/ATLAS.

Son ziyaretçi: 3I/ATLAS

NASA tarafından finanse edilen ve robotik teleskoplardan oluşan ATLAS (Asteroid Karasal Çarpma Son Uyarı Sistemi), Dünya’ya çarpma tehlikesi olan asteroitleri takip edip uyarı verebilen bir gözlemevi. Bu gözlemevinde yapılan gözlemler sırasında, 1 Temmuz 2025 tarihinde yıldızlararası uzaydan gelen yeni bir cisim keşfedildi. Gökyüzünde Yay Takımyıldızı bölgesinde görülen bu yeni cisme 3I/ATLAS ismi verildi.

Keşiften sonra, farklı gözlemevlerinde aynı bölgeye ait geçmiş gözlemler incelenerek cismin yörüngesi hesaplandı ve araştırmalar hız kazandı. Kuyruklu yıldız olduğu tahmin edilen cisim, yörünge özellikleri başta olmak üzere diğer iki ziyaretçi 1I/Oumuamua ve 2I/Borisov’dan oldukça farklıydı. Bu nedenle 3I/ATLAS için kimi araştırmacılar “uzaylılara ait bir nesne” olabilir şeklinde yorumlar dahi yaptı. Ancak cismin Güneş’e yaklaşmasıyla sırları çözülmeye başlandı.

3I/ATLAS, gökyüzünde çok sayıda cismin olduğu kalabalık bir alanda keşfedildi. İçteki kutunun ortasında oldukça sönük bir cisim olarak görülebilmektedir (NASA).

3I/ATLAS Neden İlgi Görüyor?

3I/ATLAS, diğer iki yıldızlararası ziyaretçiden oldukça farklı yörünge özelliklerine ve hıza sahip. Güneş sistemi dışından geldiği için başka bir yıldız-gezegen sisteminin üyesi olabileceği düşünülüyor. Bu da hem bilim insanlarının hem de gök bilim meraklılarının ilgisini artırıyor. Nesnenin başka yıldız-gezegen sistemlerinin nasıl oluşup geliştiği konusunda bilgi verebileceği düşünülüyor.

3I/ATLAS Dünya’ya Çarpabilir mi?

3I/ATLAS kuyruklu yıldızı Dünya için bir tehdit oluşturmuyor. Dünya’ya en fazla 19 Aralık 2025 tarihinde yaklaşık 270 milyon km kadar yaklaşacak. 29 Ekim 2025’te ise Güneş’e en yakın konumuna ulaşarak yıldızımıza yaklaşık 210 milyon km mesafeden geçecek.

19 Ağustos 2025 tarihi itibarıyla 3I/ATLAS’ın Dünya’ya uzaklığı yaklaşık 393 milyon km ve görsel parlaklığı yaklaşık 15,3 kadir olarak ölçüldü.

Cismin gökyüzündeki güncel konumu ve Güneş sistemi içinde izlediği yörünge buradan takip edilebilir.

3I/ATLAS’ın Güneş sisteminde izlediği yörünge, bazı gezegenlerin Güneş etrafındaki yörüngeleriyle birlikte gösteriliyor.

3I/ATLAS’ın Güneş Sistemi Dışından Geldiğini Nasıl Biliyoruz?

3I/ATLAS’ın Güneş sistemi dışından geldiğini anlamamızı sağlayan en önemli ipuçları, cismin hızı ve yörünge özellikleridir. Yapılan analizler, bu cismin Güneş’in kütle çekimine bağlı olmadığını ortaya koydu. Çünkü 3I/ATLAS 6,2 gibi oldukça yüksek bir basıklık değerine sahip hiperbolik bir yörüngede ilerliyor. Hatırlatmak gerekirse;

0 basıklık → çember yörünge,

0-1 arası basıklık → eliptik yörünge,

1 basıklık→ parabolik yörünge,

1’den büyük basıklık → hiperbolik yörüngeye karşılık gelir.

Hiperbolik yörüngelerde hareket eden cisimler, Güneş’in etrafında geri dönüşü olmayan bir yol izler ve bu, onların geldikleri yıldızlararası uzaya geri döneceğini gösterir. Daha önceki ziyaretçilerden 1I/Oumuamua yaklaşık 1,2’lik bir yörünge basıklığına sahipken 2I/Borisov’un basıklığı 3,6 değerindeydi. Bu nedenle 3I/ATLAS, diğer iki cisme göre oldukça farklı bir yörüngeye sahip.

Peki, bu üçüncü ziyaretçi nereden geliyor olabilir?

Bilim insanları 3I/ATLAS’ın henüz kesin olarak hangi yıldız ya da yıldız-gezegen sisteminden kopup geldiğini belirleyemedi. Ancak cismin Güneş’e göre yüksek hızı (saniyede yaklaşık 60 km) ve kinematik analizleri, onun galaksimizin “kalın disk” adı verilen bölgesinden gelmiş olabileceğini düşündürüyor. Bu bölge, galaksimizin ana düzleminin üzerinde ve altında yer alan, çoğunlukla yaşlı yıldızlardan oluşan şişkin bir yapı. Bu nedenle 3I/ATLAS’ın, 8 milyar yıldan daha yaşlı bir yıldız sisteminden kopmuş olabileceği öne sürülüyor. Hatta bazı araştırmacılar, ziyaretçi kuyruklu yıldızın kökeni için daha yaşlı yıldızlar öneriyorlar.

İlk gözlemler 3I/ATLAS’ın bir kuyruklu yıldız olabileceğini işaret etti. Ancak cisim belirgin bir kuyruk ve komaya sahip değil, yalnızca az miktarda toz salınım gösteriyor. Bu durum, cisim Güneşe daha fazla yaklaştığında değişebilir. Mars ve Jüpiter arasındaki asteroit kuşağından geçerken ısınma nedeniyle daha belirgin bir koma ve belki de kuyruk yapısı gösterebilir.

İlk tahminler, bu nesnenin 20 km kadar genişliğe sahip olacağını söylese de daha sonraları Vera Rubin Gözlemevi’nin verileri boyutunun 10 km civarında olabileceğini gösterdi. Son olarak Hubble Uzay Teleskobu’ndan elde edilen veriler, cismin çapının yaklaşık 5,6 km (belki de çok daha küçük) olabileceğine işaret etti.

Giderek gelişen teleskop teknolojileri ve analiz yöntemleri sayesinde gelecekte bu tür küçük ama önemli yıldızlararası cisimlerin daha sık keşfedilmesi bekleniyor. Bu keşiflerle yalnızca bu tür küçük cisimlerin yapıları hakkında değil, aynı zamanda farklı yıldız-gezegen sistemlerinin nasıl ve hangi yapısal özelliklerde oluştukları konusunda bilgiler alınabilir.

Solda, yıldızlararası nesne Comet 3I/ATLAS, Hawaii’deki Gemini North teleskobu tarafından alınan görüntüde yoğun bir yıldız alanı boyunca çizdiği çizgi yapı görülüyor. Renkler, 3 filtre kullanılarak alınmıştır: kırmızı, yeşil ve mavi. Sağ tarafta ise kuyruklu yıldızın kompakt koması veya buzlu çekirdeğini çevreleyen gaz ve toz bulutu görülüyor (NSF NOIRLab).

Sunday, October 12, 2025

Siloam (Silvan) Yazıtı Nedir

 Siloam Yazıtı, Kudüs’te yer alan ve M.Ö. 8. yüzyıla tarihlenen en önemli arkeolojik buluntulardan biridir. Yahudi tarihine ışık tutan bu yazıt, aynı zamanda İbrani dilinde günümüze ulaşan en eski metinlerden biri olma özelliğini taşır. Hezekiya Tüneli olarak bilinen su tünelinde keşfedilen Şiloah Yazıtı, dönemin mühendislik harikasını belgeleyen eşsiz bir tarihi kaynaktır. Yazıtta, Kudüs halkının suya erişimini sağlamak amacıyla inşa edilen tünelin tamamlanma süreci ayrıntılı şekilde anlatılmaktadır.



Siloam Yazıtı Nerede Bulundu?

Şiloah Yazıtı, 1880 yılında Kudüs’teki Hezekiya Tüneli’nde tesadüfen bulunmuştur. Tünelde oyun oynayan bir çocuğun keşfiyle ortaya çıkan yazıt, ilk kazılardan sonra bilim dünyasının ilgisini çekmiştir. Yazıt, tünelin kazı aşamalarını ve iki ekibin karşılıklı ilerleyerek ortada birleşme anını anlatır. Bu nedenle hem tarihi hem de arkeolojik açıdan büyük önem taşır. Bugün yazıtın orijinali İstanbul Arkeoloji Müzesi’nde sergilenmektedir.

Şiloah Yazıtı’nın Tarihi Önemi

Siloam Yazıtı, yalnızca Kudüs tarihi açısından değil, tüm insanlık tarihi için değerli bir mirastır. Yazıt, Yahudi Kralı Hezekiya döneminde inşa edilen su tünelinin mühendislik başarısını gözler önüne serer. Ayrıca İbrani alfabesinin erken örneklerinden biri olması bakımından da büyük bir bilimsel değere sahiptir. Bu yönüyle yazıt, hem dil araştırmaları hem de arkeoloji için benzersiz bir kaynak niteliği taşımaktadır.

Sunday, February 02, 2020

Koronavirüs nedir: Çin'de ortaya çıkan yeni virüs (corona virüs) hakkında neler biliniyor?

Çin'in Vuhan kentinde yeni bir tür virüs ortaya çıktı. Virüse yakalananlarda akut solunum yolu enfeksiyonu görülüyor. Birkaç hafta içerisinde hızla yayılan virüse, Çin'in dışındaki ülkelerde de rastlanmaya başlandı. Ölü sayısı da hızla yükseliyor.

İlk kez Aralık ayında görülen ve '2019-nCoV' olarak adlandırılan virüs, koronavirüs ya da corona virüsü adıyla biliniyor.

Virüs nedeniyle ölenlerin sayısı da 31 Ocak itibariyle 213'e çıkmış durumda. Vaka sayısının da 10 bine yaklaştığı belirtiliyor.

SARS virüsü sonucu dünya çapında 800 kişi hayatını kaybetmişti.

Virüs şimdiye kadar, Çin dahil toplam en az 23 ülkede görüldü. Virüsün Çin'in doğu bölgelerinin yanı sıra Japonya, Tayland, Güney Kore, ABD, Singapur, Vietnam, Almanya, Fransa, İtalya ve Tayvan'a da yayıldığı biliniyor.

Virüsün ortaya çıktığı Vuhan'da alınan karantina önlemleri kapsamında yaklaşık 50 milyon kişinin seyahat etmesine izin verilmiyor.

Zatürre belirtilerine yol açan virüs, dünya çapında sağlık uzmanlarını alarma geçirdi.

Peki henüz bir tedavisi olmayan yeni koronavirüs tipi kısa zamanda ortada kaybolan geçici bir salgın mı yoksa çok daha tehlikeli bir hastalığın ilk işaretleri mi?

Çin'de ortaya çıkan virüsün özellikleri neler?
Hastalardan alınan örneklerin laboratuvarlarda test edilmesi sonucu Çinli yetkililer ve Dünya Sağlık Örgütü, enfeksiyonun koronavirüs (corona virus) olduğu sonucuna vardı.

Koronavirüsler, büyük bir virüs ailesinin bir alt türü. Ancak yeni virüs dahil sadece yedisi insanlara bulaşabiliyor.

Bir koronavirüsün yol açtığı şiddetli akut solunum yolu sendromu (SARS), Çin'de 2002 yılında salgından etkilenen 8 bin 98 kişiden 774'ünün ölümüne yol açtı.

Doktor Josie Golding, "SARS'ın hatıraları hâlâ taze, korkunun çok büyük olmasının nedenlerinden biri bu, ancak bu tür hastalıklarla mücadele etmek için artık çok daha hazırlıklıyız" diyor.

Yeni virüsün de SARS gibi insandan insana bulaşabildiği teyit edilmiş durumda.

Virüse yakalananlarda hangi belirtilere rastlanıyor?
Virüse yakalananlarda önce yüksek ateş başlıyor. Ardından kuru öksürük şikayetleri gözleniyor. Bir haftanın sonunda ise nefes darlığı sorunları ortaya çıkıyor.

Çin'de bazı hastaların hastanede uzun süreli tedavi altına alınması gerekmişti.

Ancak şu an eldeki bilgiler sadece hastaneye kaldırılan ağır hastaların yaşadıklarıyla sınırlı. Virüse yakalanıp daha hafif bir şekide atlatan olup olmadığı konusunda detaylı bir bilgi henüz yok.

Koronavirüsler orta derece soğuk algınlığından ölüme varacak semptomlara yol açabiliyor.

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), Perşembe günü yeni koronavirüs hakkında "uluslararası kamu sağlığı acil durumu" ilan etti.

İsviçre'nin Cenevre kentinde yapılan basın toplantısında DSÖ Başkanı Tedros Adhanom Ghebreyesus, küresel ölçekte acil durum ilan edilmesinin nedeninin "Çin'de değil, diğer ülkelerde yaşananlar" olduğunu söyledi ve asıl endişenin virüsün sağlık sistemleri zayıf ülkelere yayılması olduğunu belirtti



Ne kadar ölümcül?

Aralık ayında ortaya çıktığı sanılan virüs, şu ana kadar 170 kişinin ölümüne neden oldu. Yani virüse yakalandığı tespit edilenlerin yüzde 2,2'si hayatını kaybetti.

SARS salgınında hastalığa yakalananların yüzde 9'u hayatlarını kaybetmişti.

Ancak virüsün bulaşmasıyla başlayan hastalık sürecinin görece uzun olduğu ve ölü sayısının ilerleyen günlerde artabileceği uyarıları yapılıyor.

Henüz salgının boyutları da tam olarak bilinmediği için bu yeni virüsün yol açabileceği ölümlere dair bir tahmin yürütmek zorlaşıyor.

Virüsün kaynağı ne?
Hastalığın, Çin'in 11 milyon nüfuslu kenti Vuhan'daki Huanan deniz ürünleri pazarından kaynaklandığı tahmin ediliyor.

Çinli yetkililer Hubei bölgesinde toplam 50 milyon kişinin yaşadığı kentlere seyahat kısıtlaması uyguluyor. Vuhan şehri karantinaya alınmış durumda.

Çin genelinde yüz maskesi kullanmak zorunlu hale getirildi, Çin'e bağlı yarı özerk Hong Kong yönetimi de bir dizi önlem açıkladı ve iki ülke arasındaki geçişleri sınırladı.

Uluslararası pek çok havayolu da Çin'e uçuşlarını askıya aldı.

Neden Çin?
Profesör Woolhouse, nüfusun çokluğu ve yoğunluğu ile virüsleri taşıyan hayvanlarla insanların yakın temasının neden olduğunu söylüyor:

"Yeni salgının Çin'de ya da dünyanın bu bölgesinde olmasına kimse şaşırmadı."

Salgının ortaya çıkmasının ardından Wuhan'daki Huanan balık pazarı kapatıldı.
Hangi hayvandan kaynaklanıyor?
Koronavirüsler, önce hayvandan insana bulaşıyor. Ancak virüsleri kitlesel bir salgın tehdidi haline getiren, mutasyona uğrayıp insandan insana bulaşmaya başlamaları.

2019-nCoV virüsünün ilk olarak Vuhan'daki Huanan balık pazarında ortaya çıkmış olabileceği üzerinde duruluyor.

Bazı deniz canlıları koronavirüs taşıyor olabilseler de, pazarda tavuk, yarasa, tavşan, yılan gibi başka hayvanlar da bulunuyor ve bunlardan birinin virüsün kaynağı olması çok daha mümkün görünüyor.

Virüsün kaynaklandığı belirlendiğinde, sorunla baş etmek çok daha kolay olacak.

2003 yılında 800'e yakın kişinin hayatını kaybetmesine neden olan SARS virüsünün yarasalardan yayıldığı düşünülüyordu.

Çinli yetkililer, Vuhan havalimanında uçuşları geçici süreyle askıya aldı.
İnsandan insana nasıl bulaşıyor?
Başta virüsün sadece hayvandan insana bulaşabildiği açıklanmıştı. Ancak daha sonra virüsün, insandan insana da bulaştığı anlaşıldı.

SARS, insandan insana çok kolay bulaşabiliyordu. Virüse yakalanmış bir kişinin kalabalık bir ortamda öksürmesi dahi SARS'ın yayılması için yeterli olabiliyordu.

MERS ise insandan insana daha zor bulaşan bir koronavirüstü.

Yeni virüs solunum yollarını etkiliyor. O nedenle öksürük ve temas yoluyla bulaşıyor olması yüksek bir ihtimal olarak görülüyor.



Çin, virüse yakalananların belirti göstermeye başlamadan hastalığı bulaştırabildiğini açıklamıştı.

Çin hükümeti halktan kalabalık yerlerde maske takmalarını istiyor.
Ne kadar hızlı yayılıyor?

Vakaların sayısı hızla 40'tan 7711'e yükselmiş gibi gözükebilir.

Ancak Çinli yetkililerin testleri yoğunlaştırmasıyla birlikte zaten virüse yakalanmış olan birçok kişi tespit edildi ve bu da virüse yakalan kişi sayısının hızlı biçimde yükselmesine yol açtı.

Salgının ne kadar hızlı yayıldığı konusunda henüz net bir bilgi bulunmuyor.

Virüs mutasyona uğrayabilir mi?
Evet virüsün mutasyon geçirmesi olasılıklar dahilinde. Ancak bunun salgın açısından ne anlama geleceğini söylemek zor.

Mutasyon sonucu insandan insana bulaşma ihtimali artabilir ya da virüse yakalananların yaşadığı semptomlar ağırlaşabilir.

Dünya Sağlık Örgütü ve diğer sağlık uzmanlarının yakından takip edeceği bir konu da ilerleyen günlerde ve haftalarda virüsün mutasyon geçirip geçirmediği olacak.

Son 10 gün içerisinde virüsün insandan insana bulaşma hızının arttığı belirtildi. Bu durumun bir mutasyon sonucu olup olmadığı ise bilinmiyor.

Salgın nasıl durdurulabilir?
Şu an için 2019-nCoV virüsüne karşı bir aşı bulunmuyor. Aşının geliştirilmesi ise en az bir yılı bulabilir.

Eldeki tek seçenek, virüse yakalanmış kişileri tespit edip karantinaya almak.

Hastalarla temas halinde olan kişilerin izlenmesi ve sağlık durumlarının kontrol altında tutulması da uygulanan yöntemler arasında.

Salgını önlemek için seyahat sınırlamaları seçeneği de yürürlüğe konmuş durumda.

Çinli yetkililer yeni virüsün genetik kodunu hızla açığa çıkardı. Bu bilgi, virüsün nereden geldiğini, yayıldıkça ne gibi değişimlere uğradığını ve insanların korunması için ne gibi adımlar atması gerektiğini anlamaya yardımcı oldu.

San Diego'daki Inovio adlı laboratuvarda çalışan bilim insanları yeni virüse karşı aşı geliştirebilmek için yeni tür bir DNA teknolojisi kullanıyor. Şimdilik adı "INO-4800". İnsanlar üzerinde deneme planlarına yaz başında başlayacaklar.

Bilim insanları koronavirüse karşı aşı geliştirmek için zamanla yarışıyor
Inovio, insanlar üzerinde yapılacak denemelerin başarılı olması durumunda daha geniş çaplı denemeler yapılabileceğini, "yılsonuna kadar Çin'deki salgında kullanılabileceğini" söylüyor.

O zamana kadar salgının sona erip ermeyeceğini tahmin etmek imkânsız. Ama Inovio'nun zamanlaması planlar doğrultusunda ilerlerse şirket, yeni aşının bir salgın durumunda en hızlı geliştirilmiş aşı olacağını söylüyor.

Sunday, February 10, 2019

Hz. Peygamber (a.s.) Neden Cami Yıktırdı?

Peygamberimiz Neden Cami Yıktırdı?

"İslam Peygamberi hiç cami yıktırır mı?" demeyin lütfen.  Yıktırmış, hem de Allah'ın emriyle.

Hicretten sonra Medine'de Müslümanlar güçlü hale gelince görünüşte Müslüman göründükleri halde kalben İslam'ı inkâr eden münafık (nifak ehli) denilen bir grup ortaya çıkmıştı. Dış görünüşlerinde Müslüman olan bu kişiler dine, Hazreti Peygambere ve Müslümanlara düşmandı.

Münafıklar Kuba köyünde Peygamberimizin daha önce temelini atmış olduğu Kuba Mescidi'nden başka bir mescid yaptılar. Onların maksadı Resûlüllah'ın sahabelerini birbirine düşürmekti. Bu sebeple bu mescid 'Mescid-i Dırâr' yani zararlı ve kötüniyetle yapılan cami olarak adlandırılmıştır.

Kur'an-ı Kerim'in Tevbe Suresi'nin 107-110. Ayetlerinde bu olay anlatılmakta.

107 - Bir de zararlı faaliyetlerde bulunmak, küfre yardım etmek, mü'minler arasına ayrılık sokmak için ve öteden beri Allah ve Resûlüne karşı savaşanlara üs olsun diye bir mescit yapanlar vardır. Bunlar, "Bizim iyilikten başka hiçbir kasdımız yok" diye de mutlaka yemin ederler. Ama Allah şâhitlik eder ki bunlar mutlaka yalancıdırlar. (Diyanet İ.B. Meali)

Resûl-i Ekrem'in, bu ayetlerle Allah tarafından uyarılmasından sonra, "Halkı zâlim olan şu mescide gidin, onu yıkın ve enkazını da ateşe verin!" buyurduğu bilinmektedir. Günümüzde bile dırâr mescidinin arsası, çöplük olarak kullanılmaktadır.



Hazret-i Mevlana'nın bu olayı anlatırken söyledikleri ilginçtir:

"Münafıkların bu mescidi yapışları, avcının tuzağa taneler saçması gibi avlamak içindi. Cömertlik eseri değildi. Balıkçının oltasına taktığı et parçası, balıklara bir ikram, bir bahşiş, bir cömertlik değildir."
"Kubalıların Mescidi de taştan kerpiçten yapılmıştı ama münafıkların mescidine benzemiyordu."
"Yaptığın işi ve kendi halini mihenge vur da, sen de bir Mescid-i Dırâr yapmış, bir fitne çıkarmış olmayasın!"

Bu kıssayı hatırlatmamın sebebi son zamanlarda tartışma konusu yapılan Ataşehir'deki Mimar Sinan Camii, Taksim ve Çamlıca'ya yapılması planlanan diğer büyük cami projeleri değil.

Cami yaptırırken birinci önceliğin samimi bir inanç olması gerektiği açıktır. Eğer niyetiniz samimi/ ihlâslı değil, şahsi ikbalinize yardımcı bir unsur olarak kullanmak ise yapılan camilerin istenen hizmeti sağlaması mümkün olamaz.

Bizim vahiy yolu ile yapanların niyetini öğrenmek gibi bir imkânımız olmadığına göre, camileri yapanların iyiniyetli olduğunu kabul etmek ve teşekkür ederken uyarmak durumundayız.

Taksim'e yapılacak camiyi hem ihtiyaç oluşu ve hem de orijinal projesi sebebiyle desteklediğimi, ancak Çamlıca projesi konusunda yerleşim alanından uzak oluşu ve mimari proje yarışmasına katılımı azaltacak şartnamesi sebebiyle tedirgin olduğumu ifade ederek esas konuya geçelim.

Mescidi Dırâr kıssasından Mevlana'nın çıkardığı dair sonuç çok önemli: Hayırlı görünüşlü bazı işler fitne sebebi / besleyicisi olabilir.

"İyi şeyler olacak" müjdesi ve arkasından "analar artık ağlamasın" sloganlarıyla "Kürt/Terör Meselesini"  "çözmek" için "açılım" yapmak hayırlı görünen iş gibi idi.

"Ana dilde eğitim hakkı bir insan hakkıdır. Kürtlere Kürtçe eğitim dili sağlamak devletin görevidir" gibi sözler de haktan yana görünüşlü fitneyi / ayrılıkçılığı besleyen bir politik harekâttan ibaretti.

"Çözüm niyetini" gösteren siyasi iradenin, gerekirse terör örgütüyle müzakere etmesi gerektiği her gün mahut zümreler tarafından beynimize kazındı. Özel görevlendirilen devlet yetkililerinin Oslo müzakerelerindeki utanç verici tavırları da, Habur rezaleti gibi hoşgörüyle karşılandı.

Geldiğimiz nokta ne?  Şemdinli'yi ele geçirmeye çalışan PKK'lı teröristlerle 15 gündür çatışmalar devam ediyor. PKK'lılar kaçmadığı gibi devletin uçaklı, helikopterli tam teçhizatlı ordusuyla cephe savaşına girecek cesareti göstermekte. Bu çatışmalar devam ederken PKK Hakkâri'de 4 karakolumuza eş zamanlı saldırabildi ve 8 şehit verdik. Bunların sebebi ister terör örgütünün güçlenmesi olsun, isterse terörle mücadelede hizmet vermiş kahraman subayların hapiste tutulmasının TSK'da yarattığı moralsizlik olsun, durum iç karartıcı.

Kürt halkı içinde PKK sempatisinin ve bağımsızlık talebinin hızla artması fitnenin geldiği boyutun vahametini göstermekte.

2012 yazında yapılan bir ankete göre Kürtlerin % 46'sı BDP'ye destek veriyor. % 48'i PKK'nın terör örgütü olmadığını düşünüyor. Üç sene önce Kürtlerin % 6'sı bağımsız Kürt devleti isterken bugün, % 23'ü bağımsız devlet talebinde bulunuyor.

Dış siyasette ise "Osmanlı politikası izlemek", "suni sınırlarımız yerine tabii coğrafyamızdaki halklara liderlik yapmak", "mazlum Suriye halkının yanında olmak" gibi her Türk'ün göğsünü kabartan sloganlar eşliğinde yürütülen politikalar, Türkiye'deki fitneyi beslemekten başka işe yaramadı. Diğer taraftan Suriye bir iç savaş, bölge bir mezhep savaşı batağına doğru sürüklenmekte. Bunda Türkiye'nin rolü ve vebali az değil.

Fitnenin büyümeden önünün kesilmesi lazım(dı). Fitne sebebini veya besleyen tavırları ayırt etmek için vahiy beklemenin faydası yok. Yapılan işleri ve halimizi mihenge vurmak kâfidir.

"İlâhî bir bilgi iletim tarzı olan Vahiy" bizler için söz konusu olamayacağına göre, buna karşılık "beşerî bir bilgi edinim tarzı olan Akl'a" müracaat etmek zorundayız. Zira "vahy'e ve taşıdığı bilgilerin doğruluğuna iman etmek de, aklını kullanmak da farzdır."

Hazreti Peygamber'in uygulaması göstermektedir ki, Aklını kullanan Müslümanlar için fitne kaynağının (Mescid-i Dırâr'ların) bir an evvel yıkılıp yok edilmesi lazımdır.

Monday, January 14, 2019

Kubbetu’s Sahra’nın Kapıları Kapatıldı



Mescid-i Aksa’nın içindeki Kubbetu’s Sahra’nın kapıları, Yahudilerin dini takkesi Kippa ile girmeye çalışan İsrail polisini engellemek için kapatıldı.

Kudüs İslami Vakıflar İdaresi Basın Sözcüsü Firas Dibs yaptığı yazılı açıklamada, “Mescid-i Aksa korumaları, başında Kippa ile girme girişiminin ardından Kubbetu’s Sahra’nın kapılarını kapattı.” ifadelerine yer verdi.

Dibs açıklamasında, iki İsrail polisinin günlük iki defa Kubbetu’s Sahra’ya girdiğine ve hızlı şekilde “güvenlik kontrolü” yaptığına dikkati çekerek, “Kubbetu’s Sahra görevlileri, polisten başındaki Kippa’yı çıkarması talebinde bulundu. Ancak polis ısrarla gireceğini gerekirse güç kullanacağını söyledi. Bunun üzerine de görevliler mescidin kapılarını kapattı.” dedi.

İsrail polisinin Kubbetu’s Sahra’nın etrafını kuşattığını ve Müslümanların mescide girişine izin vermediğini belirten Dibs, görevliler ile namaz için gelen Müslümanların mescidin içinde olduğunu söyledi.

Harem-i Şerif’e baskın
Öte yandan, Dibs, İsrail Tarım Bakanı Uri Ariel ile beraberindeki 15 fanatik Yahudi’nin Harem-i Şerif’e baskın düzenlediğini söyledi.

Dibs, İsrailli Bakan ve beraberindeki Yahudilerin İsrail polisi eşliğinde Mescid-i Aksa’nın avlularında tur attığını kaydetti.

İsrail’deki koalisyon hükümetinde Yahudi Evi Partisi’nden bakan olan Ariel, daha önce de beraberindeki fanatik Yahudilerle birçok defa Harem-i Şerif’in avlusuna girmişti.

Fanatik Yahudiler, İsrail polisi eşliğinde zaman zaman sabah ve öğleden sonraki vakitlerde Mescid-i Aksa’nın avlusuna giriyor. Bu durum sık sık bölgede gerginliğin tırmanmasına ve Filistinliler ile İsrail polisi arasında arbede yaşanmasına neden oluyor.

İşgal altındaki Doğu Kudüs’ün Eski Şehir bölgesinde bulunan Mescid-i Aksa, Müslümanların ilk kıblesi olma özelliğini taşıyor.

“Yahudiler, içinde Kıble Mescidi ile Kubbetu’s Sahra Camisi’nin yanı sıra müze, medreseler ve büyük avlunun yer aldığı Mescid-i Aksa Külliyesi altında, sözde “Süleyman Mabedi kalıntılarının bulunduğu” iddiasıyla kazı çalışmaları yapıyor, Mescid-i Aksa’da kendilerinin de ibadet etme hakları olduğunu savunuyor. KAYNAK: AA

Wednesday, January 09, 2019

Vehabilerin Yıkılış Habercisi Çekirğe İstilası

İslam dünyasının kutsal mekanı olan ve hac vazifesinin yerine getirildiği (Kabe'nin de içinde yer aldığı) Mescid-i Haram'da, ilk defa böyle bir olayla karşılaşıldı.

Burası Mekke'.Çekirge istilaası...ve bundan dolayı namaz kılınmamıştır.
ALLAH ,bir yeri helak etmeden önce oraya işaret gönderir..
tıpkı şu ayette olduğu gibi.

“Bunun üzerine, ayrı ayrı mucizeler olarak üzerlerine tufan, çekirge, haşerat, kurbağa ve kan gönderdik. Yine büyüklük tasladılar ve günahkâr bir kavim oldular. (Araf Suresi: 133)